Susma, Bir Ses Ver!

Bu haber 05 Aralık 2018 - 0:23 'de eklendi ve 687 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Geçen hafta belediye hizmetleri ve yasakçı bürokratik zihniyet konusunda bir yazı yazdım. Çünkü etrafımızda olup bitenleri içimize atmak ya da sohbetlere dedikodu malzemesi yapmak beni rahatsız ediyordu. Yazmalıydım… İyi ki yazmışım. Çok güzel mesajlar aldım. “Duygularımıza tercüman oldunuz.” diyenler oldu.

Ülkemizin en güzel şehirlerinden biri olan Muğla birçok konuda kaderine terkedilmiş durumda. Toplumun hiçbir kesiminden de ses çıkmıyor. Örneğin yanı başımızda, Kötekli’de olup bitenler kimseyi rahatsız etmiyor. Menteşe’de yaşanan konut sorunu ve yansımaları kimseyi rahatsız etmiyor.

Bakar mısınız etrafınıza; bu olumsuzlukları dile getiren kaç kişi var?

Oysa siyasetten üniversiteye, sivil toplum kuruluşlarından vatandaşa kadar toplumun her kesimi daha güzel bir Muğla için sesini yükseltmeli. Toplum eleştirmeli ki sorunlara çözüm üretilebilsin. Bu sorumluluğunu birkaç gazeteciye havale etmek, bir şehir için çok üzücü bir durum.

İnsan düşünen ve öğrenen bir varlık. Duygu, düşünce ve bilgilerini paylaşmak da insanın en temel ihtiyaçlarından birisi. Bir arada yaşayan insanlar bu paylaşma süreci ile işbirliği ve dayanışma içinde yaşanabilir bir toplum oluşturabilir.

Burada önemli olan bir nokta var; o da bu paylaşma sürecinin karşılıklı güvene dayanması. Kişinin duygularını, düşüncelerini özgürce paylaşabilmesi ve eleştirebilmesi için uygun bir ortamın ve kültürün olması önemli. İşte bu güven ortamındaki her eleştiri ve öneri, çözüme giden yolda çok önemlidir.

Konunun bir diğer boyutu da muhatapların bu eleştirilere tahammül edebilmesidir. Düşüncelerini özgürce (ancak usulüne ve üslubuna göre) açıklamak, eleştirmek, öneri getirmek, bunları hoşgörü ve sabırla karşılayabilmek medenî bir toplum olabilmenin göstergesidir.

Peki, biz bu olgunluğa sahip medenî bir toplum muyuz? Etrafımızda olup bitenlere karşı bir tavır geliştirebiliyor muyuz? Yoksa üç maymunu mu oynuyoruz? Günlük yaşamda karşılaştığımız olumsuzlukları, eksiklikleri muhataplarına ifade edebiliyor muyuz? Eleştirileri doğrudan savunmaya geçmeden, direnç göstermeden dinleyebiliyor muyuz?

Görülen o ki, birçok yetkili/ilgili dinlemeden, üzerinde düşünmeden reaksiyoner bir tavır göstermeyi ve inkar etmeyi tercih ediyor. Eleştiren dışarıdan biriyse “düşman”, içeriden biriyse “hain” ilan ediliyor. Ne hikmetse herkes her işi “harika” biliyor ve yapıyor. Özeleştiri yeteneğini kaybeden insanlardan oluşan toplumun bireyleri eleştiriye hiç mi hiç tahammül edemiyor.

Özgüven yeteneğini kaybeden insanlar ise söylemek yerine söylenmeyi tercih ediyor. Herkesin bir kaygısı var. “Ya …. olursa!” diye başlayan cümlelerin ardından “Amannn, ben mi düzelteceğim bu ülkeyi…” diyerek üç maymunu oynamayı seçiyor.

Dolayısıyla da içinde yaşadığımız toplum, eleştiri ve eleştiriyi kabullenme kültürünü hazmedebilmiş bir toplum değil. Muğla’da da bu hazımsızlık fazlasıyla yaygın.

Oysa içinde yaşadığımız toplumdaki eksiklikleri ve problemleri dile getirmek bir sorumluluk, bu eleştirilere tahammül göstermek ise bir erdemdir.

Ne yazık ki, yaşadığımız şehirlerde bu sorumluluk ve erdemi mumla arıyoruz. Bu sorumluluğu hisseden bir avuç insan da olumsuzlukları konuşmak, eleştirmek yerine ideali gösteren konuşmalar yapmayı tercih ediyor. “ …… olmalı.” Bu da birilerine ninni gibi geliyor. Oysa onları uykudan uyandırmak lazım, sarsmak lazım.

Bu da yapıcı eleştiri ve çözüm odaklı öneriler ile mümkün. Örneğin geçen hafta içinde Onkolog Dr. Yavuz Dizdar’ın meslektaşlarına ve sağlık sistemine yönelik eleştirilerini okuduk. “Hasta olmayın ama hasta olursanız da tıbba çok fazla güvenmeyin. Doktorlar aşırı derecede paraya meftun olmuşlar.” diyerek tıbbın misyonundan saptığını ve ticarete dönüştüğü söyleyen Dizdar gibi seslere ihtiyacımız var.

Siyasetten üniversiteye, sivil toplum kuruluşlarından vatandaşa kadar; yanlışa ve yanlış/eksik yapana “Dur bakalım…” diyen seslere ihtiyacımız var.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.