Sürekli kaybedenler bu tarafa…

Bu haber 26 Ağustos 2010 - 0:00 'de eklendi ve 636 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

 
Kamuoyu
yoklamaları artık iyice tersini gösterdiği halde, bir an için, halkoylaması
sonucunun ağırlıklı olarak ‘Hayır’ çıktığını varsayalım. Ne diyecek ‘Hayır
cephesi’, zaferini nasıl anlatacak? Elbette, “Değişiklikle anayasada
kadınlara, çocuklara ve engellilere daha fazla hak veriliyordu; bunu
durdurduk” demeyecekler…

“Anayasaya
‘Evet’ denilmiş olsaydı memur sendikaları toplu sözleşme hakkına kavuşacaktı;
çalıştık çabaladık böyle bir yanlışlığı engelledik” diyeceklerini de
sanmıyorum…

“Ellerinden
alınmış haklarını hukuk yoluyla arayamayan savcılar, yargıçlar ve subaylar
yargıya başvurabileceklerdi; Türkiye’yi hukuk cinayetleri ülkesi olmaktan
çıkaran anayasa değişikliğine gerek yoktu, önledik” dediklerini de
duymayacaksınız… Kimse çıkıp şu türden cümleler de kurmayacak: “Ülkemizi
uçurumun eşiğinden kurtaran 12 Eylül kahramanlarını sembolik de olsa yargı
önüne çıkarmak mı? O dönemde üniversitelerde, bürokraside, sosyal hayatta
yapılmış tahribatlardan mağdur olanların haklarını araması mı? Anayasa
değişseydi, evet bunlar da olacaktı ve bizler buna geçit vermedik…” Bu tiplerin
medyadaki temsilcisi “Bu anayasa değişikliğinin arkasındaki gerçek nedeni
hepimiz biliyoruz; mesele 12 Eylül’le hesaplaşmak falan değil” diye
bağırıyordu gazetesinin ilk sayfasından dün… ‘Gerçek neden’ dediği, zihninde
taşıdığı vehimler: “Askeri vesayet gidiyor, yerine sivil vesayet
geliyor…

İktidar
kendisine bağlı bir yargının peşinde…” Bakalım, bu yavelerine inanan
çıkacak mı? Oysa bir türlü dillendiremedikleri bambaşka bir gerçek o tipleri
imkânsızı savunmaya itiyor: 27 Mayıs (1960) askeri darbesiyle oluşmuş
Türkiye’deki vesayetçi sistem, dünyadaki gelişmelerle paralel olarak, bizde de
sonuna yaklaştı; halkoylamasına sunulan anayasa değişikliklerinin uygulamaya
geçmesi vesayetin ve vesayetten nemalananların tabutuna yeni bir çivi daha çakmış
olacak… Vesayetçi sistemin adına ‘askeri vesayet’ dense de gerçek farklı:
Askeri öne çıkarıp arkadan malı götürenler hep sivillerdi; ülkeyi çiftlikleri,
devletin hazinesini cepleri sayan tipler ve onların yardakçıları… Yeni
dönemin ‘loser’ları (kaybedenleri) olduğunun farkına varmamaları imkânsız o
tiplerin… Sürekli kaybederek geldiler ve bu defa da kaybedecekler; bunu çok
iyi biliyorlar: 2002 seçimi öncesinde siyasete asker eliyle müdahale edip
Bülent Ecevit’in koltuk ömrünü kısaltmaya çalışanlar bunlardı. MHP’yi
koalisyondan edip yerine kafadarlarını getirmek için yapmadıkları cambazlık
kalmadı. Tarihi erkene alınan seçimde sandıktan yandaş hükümet çıkarmak için az
çalışmadılar. Beceremediler. Şu yakınlarda da sürekli kaybetmediler mi?

Abdullah
Gül’ün cumhurbaşkanlığı adaylığına şiddetle muhalefet edenlerin ön saflarında
onlar geliyordu. Askeri kışkırtıp internet sitesine ‘e-muhtıra’ koydurana kadar
göbekleri çatladı. 367 kararı çıktığında umutları tavana vurdu. Erken seçim
olacak diye ödleri koptu, erken seçimden aynı partinin kazanarak çıkmayacağına
dair bahse girdiler. İddianame onların yıllar boyu sağladığı malzemelerden
oluştuğu için Ak Parti’nin kapatılacağına adları kadar emindiler. Olmadı,
olmadı, olmadı… Çankaya Köşkü’nde onların istemediği cumhurbaşkanı
oturuyor…

Yaptırdıkları
hatalar yüzünden askerin hareket alanını sınırladılar… Anayasa Mahkemesi 367
hatasını her zaman tekrarlamayacak gibi… Ak Parti 22 Temmuz’da (2007)
oylarını artırdı… Son iki seçim siyaseti etkileyemez hale geldiklerini
gösterdi… Patronlarına yaptırdıkları yanlışları saymıyorum bile; ‘imparator’
dedikleri işadamı onlar yüzünden ihalelere giremiyor… Sahip olduklarından
kurtulmaya hazır, ama elindekilerin alıcısı yok… Kim sürekli hata yapanlarla
aynı gemiye biner ki, üstüne bir de para vererek? “Geçmiş olsun”
diyeceğim, ama galiba geçebilecek bir hastalık değil onlarınki…

FEHMİ
KORU      YENİŞAFAK GAZETESİ    15/08/2010

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.