SUÇU KERPİÇ’İN ÜZERİNE YIKTIK GEÇTİK

Bu haber 15 Mart 2010 - 0:00 'de eklendi ve 493 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Ne zaman, sorumluluk içeren bir önemli olayla karşılaştık.
Vebali başkaların üzerine atmakta üstümüze yok.
Suçlu ben, biz değiliz.
Sanki hırsızın hiç suçu yok! misali.
Oysa, herkesin vebali vardı.
Ne denli kendimizi soyutlamaya kalksak bile, bir şekilde yapabileceklerimiz vardı.
Her ne kadar doğal olayları karşısında elimizden gelen pek fazla bir şey olmasa da tedbiri elden bırakmamalıydık.
Siz üzerinize düşeni yapın.
Gerisi Yüce Yaratana kalır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Her şeyi oluruna bırakıyoruz.
Sonra da makus talihimiz! deyip çıkılıyor.
Bu düpedüz teslimiyettir.
Sorumluluğu almamak ve de başımıza gelen felaketleri, kaderimiz diyerek işin kolayına kaçmaktır.
***
Tekrar altını çiziyorum.
Deprem, sel, çığ, heyelan ve Tsunami gibi tabi afetler karşısında, insanoğlu çoğu kez çaresiz.
Zira doğa olaylarının etkileme gücü çok fazla.
Buna karşın yine de bir şeyler yapmak elimizde.
Bu bağlamda, 1 hafta öncesinde Elazığ İli Karakoçan İlçesinde meydana gelen deprem, neler yapılması gerektiğini gözler önüne seriverdi.
Dış etkenlere karşı durması mümkün olmayan kerpiç evler yerle bir olurken, yapılaşmanın temel malzemelerinden çimento ve demir kullanılarak yapılan evler dimdik ayakta.
Demek ki, bizlerin yapabileceği bir şeyler vardı.
Kader deyip geçmek yerine, tedbir alınabilseydi, 41 vatandaşımız hayatından olmayacaktı.
Türkiye olarak bir kez daha acılara sürüklenmez.
İster istemez dünya gözünü ülkemizde çevirdiğinde, ayıplanmazdık.
Bir ülke nasıl olurda halkını bu evlerde oturmaya mahkum eder! demeleri önlenirdi.
Ama yapamadık.
Ne çaresizlikten vatandaş yapabildi, ne de devlet.
Kısaca kadere bırakıldı.

***
Şimdi…
Tablo gözler önünde iken hükümetin başının felaketi kerpiç evlere bağlaması, daha bir düşündürücü.
Elbette hasarın bu denli fazla olmasında çamur-saman karışımı kerpiç evler rol oynadı.
Bu takdirde sorulmaz mı, bizatihi sormaz mıyım?
AKP Hükümeti dahil geçmişten günümüze ülke yönetiminde görev üstlenenlerin hiç sorumluluğu yok mu?
Önceki yüzyıllar hariç, Cumhuriyet döneminde birçok kez doğal afetlere maruz kaldığımız ortada iken, neden hükümetler gereğini yerine getirmedi?
Sosyal bir hukuk devletinin temel görevleri arasında değil midir, halkının güven içerisinde yaşamasını sağlamak?
Nerelere ne tür fuzuli harcamalar yapan hükümetler, fay hattı üzerinde bulunan yerleşim birimlerinde, depreme dayanıklı yapılar yapılmasını sağlayamaz mıydı?
Bal gibi sağlardı.
Eğer yöre halkının imkanları, dayanıklı evler yapmayı karşılamıyorsa, devlet yardım elini uzatır.
Dolayısıyla bir sosyal hukuk devleti olduğunu gösterirdi.
Şimdi olduğu gibi vebali kerpiç evlere yükleyerek soyutlanmak istenmezdi.
Kaldı ki kendisine mikrofon uzatılan bir felaketzede, neden daha dayanıklı evler yapılmadı? denince bakınız neler söylüyor.
Bizler istemez miydik, depreme dayanıklı evler yapmayı.
Ama imkanımız yoktu.
Sonuçta bir kez daha tanık olduk ki, Türkiye deprem başta olmak üzere birçok doğa olaylarının sıkça görüldüğü bir ülke.
Öyleyse yapılması gereken, halkın yetip yetiremediği hallerde yardımcı olmaktır.
Tabi siz, ülkemizin sosyal bir hukuk devleti olduğunu kabul ediyorsanız.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.