Şu Duvarların Bir Dili Olsa Da Söylese

Bu haber 02 Temmuz 2019 - 0:59 'de eklendi ve 841 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

“Eski bir dostun huzurunda huzura eriyoruz. İnsan insan bakan nazarlar, dokunuşlar arasında insan insan kokan mekanı ziyaret sanki bir dost ziyaretine dönüşüyor. Teklifsiz, samimi, doğal. Mekanın asırlık ruhu duvarlara sinmiş. Duvarlara bakarken kayboluyorum. ‘Şu duvarların dili olsa da söylese…?’ ”

 Öğrencilerimizi, evlatlarımızı bir kez daha tatile yolladık. Bir kısmı mezun olup gittiler, yepyeni ufuklara kanat yol alacaklar; yolları açık olsun. Bir kısmı da gelecek sene bir üst sınıfa geçecekler, demlenecekler, fidanlar gibi boy verecekler. Onlar olmadan okullar öksüz kalıyor. Bizler de seminer dönemindeyiz. Bir senenin sonunda değerlendirme, gelişim ve paylaşım dönemleri de diyebiliriz bu döneme.

Bu seneki seminer programı farklı, öğretmenin yüzünü dışarıya, çevresine bakmasını sağlıyor. Tarih, kültür, bilim sadece okulla sınırlanmayacak artık. Yaşadığımız şehre de yansıyacak. Eğitim-öğretim akademik hayatın dışında da şekillenecek, tamamlanacak. Hatta birkaç gün bunun üzerine bir program çalışmasına alınıyoruz. Okul dışı öğrenme ortamlarını her dersin içeriğine göre planlama.

O şehrin kültürel, tarihi, coğrafi, sosyal özelliklerini barındıran mekanlarla dersin içeriğine uygun programlar geliştirme de diyebiliriz buna. Yıllar önce okulumuz öğrencileriyle başlattığımız ve sekiz yıl süren “Şehir Benim Kimliğimdir.” gezileri aklıma geliyor. Heyecanlanıyoruz ve elimizden geldiğince programa katkıda bulunmaya çalışıyoruz. İnşallah uygulamada başarı ve sürerlilik kendini gösterir.

Biraz edebiyat da yapalım. Söze letafet gelsin. Şehir, insan, kültür, eğitim sözcükleri hayatı tamamlayan sözcükleri. Cahit Zarifoğlu eşlik ediyor mısralarıyla yazacaklarıma..

“Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.

Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları

Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları

Konuşurlar

İsterler

Susarlar”

Cahit Zarifoğlu

Seminerimizin ilk haftasında bir gezi programı, ikinci haftasında şehre ait müzeleri ve tarihi, kültürel mekanları ziyaret var. Şehre dokunmak ve şehri geçmiş, bugün, gelecek üçgeninde yaşamak adına bir rehbere ihtiyaç duyuyoruz. Bir gönül güzeli Muğlalı geliyor aklıma. Bir şehir sevdalısı. Doğduğu, büyüdüğü şehri dokusuna, kimliğine almış bir insan. Şehir adına çağrıldığı her etkinlikte üzerine düşeni büyük bir heyecan içerisinde yapan bir insan. Şehrin değerlerini kimliğe dönüştürerek yaşatmaya, fikirler üretmeye de devam ediyor. O gerçek bir Muğlalı. Gözlerindeki parıltıda, sözlerindeki güzellikte Muğla’yı okuyor ve yaşıyorsunuz adeta. Kültür rehberimiz Musander Başkanı Sadettin Özbek!

Şehre dokunacağımız bu gezi için neler yapılabilir, nasıl yapılabilir, güzergahı iki saatlik programa göre nasıl düzenleyebiliriz derken Sadettin Bey her zamanki pratikliğiyle programa şekil veriyor. Şerefliler Evi’nden Saatli Kule, Yaraşlılar Evi, Konakaltı Kültür Merkezi ve Muğla Müzesi’ne uzanan bir turla programa şekil veriyoruz.

Muğla Şerefliler Evi’nde (Muğla Kültür Evi) buluşuyoruz. Sadettin Bey’in yüzünden her zamanki heyecan ve Muğla sevdasını  paylaşmanın mutluluğunu okuyabiliyoruz. Evin içine girer girmez başlayan yolculuğumuz bizi şimdiki zamandan koparıyor. Evin her bir odasında, sofasında, bahçesinde şimdi insanlar yaşamasa da zamanın, mekanın ötesinde bir ruh yaşıyor. “Şu duvarların bir dili olsa neler söylerdi?” diyorum kendi kendime.

Sadettin Bey’in geleneksel Muğla yaşamını anlattığı cümleler geçmişe yolculuğumuza kaynaklık ediyor. Elmalık, abdestlik, eli belinde, sofa/hayat, döşeklik, sundurma derken sözcükler bugün artık hayatta olmayan insanları da getiriyor beraberinde. Doğayla iç içe hayat içinde hayat sahneleniyor gözümüzün önünde. Ve ev tamamen insana dönüyor yüzünü, ruhunu, kimliğini. Günümüzde müstakil kelimesinde saklı “özel yaşam” insan insan ilmek atıyor tüm düğümlere. Her bir düğüm çözüldükçe insanlar çıkıyor karşımıza. Kuzulu kapılarından, çıngıraklarından, tokmaklarından medeniyet akıyor. İnsana, insanın yaşamına saygı, hürmet, nezaket, edep resmigeçide çıkıyorlar. “Ah!. Şu duvarların bir dili olsa neler söylerdi?”

Şerefliler Evi’nden Yaraşlılar Evi’ne (Menteşe Kültür Evi) uzanan yolculuğumuz aynı noktada buluşuyor. Ziyaretlerimizde eski bir dostu görmenin mutluluğundayız. Öyle ki eski bir dostun huzurunda huzura eriyoruz. İnsan insan bakan nazarlar, dokunuşlar arasında insan insan kokan mekanı ziyaret sanki bir dost ziyaretine dönüşüyor. Teklifsiz, samimi, doğal. Mekanın asırlık ruhu duvarlara sinmiş. Duvarlara bakarken kayboluyorum. ‘Şu duvarların dili olsa da söylese…?’ ”

Saatli Kule Caddesi’nden Konakaltı Kültür Merkezi’ne ve de Muğla Müzesi’ne giden yolda adımlarımız insanlarla kesişiyor. Muğla’dan Yeşilçam’a transfer ettiğimiz Gülnihal Demir, Muğla türkülerinin derleyicisi, mahalli sanatçı İbrahim Ethem Yağcı, Saatli Kule’nin nefesi saatçi Akif Karadana Muğla’ya has güler yüzleriyle karşılıyor bizleri. Güler yüzlerinde, dost gönüllerinde, şeker dillerinde sıcak bir dost yüreğine sığınıyorsunuz. Hep aynı nezaket, hep aynı samimiyet, hep aynı edep.

Saadettin Bey tarihten dem vuruyor. Kurtuluş Savaşı’nda Muğla. Bütün dikkatimizi veriyoruz. Muğla’da İstiklal Harbi mücadelesinin başlangıcını, Koca Han’da toplanıp Ankara’ya destek veren Muğlalı Kuvay-ı Milliyecileri nakşediyoruz hafızamıza. Bir soru; Muğla’nın kurtuluşu ne zaman? İşte o an, Muğla tarihinin Kurtuluş Savaşı bölümüne kayıt tutan, belleklere “Kurtuluş Savaşı’nda Muğla” adlı eseriyle eşsiz bit kaynak bırakan Ünal Türkeş’i rahmetle yad ediyoruz. Muğla’nın da bir kahramanlık öyküsü olduğunu aktarıyoruz belleklere.

Bütün hayatımızı geçirdiğimiz bu şehirde biz zaman ve mekanın farkına varmadan öylesine yaşıyoruz demek ki. Çoğumuzun yaşadığımız şehri ne kadar tanıdığımızı sorsak vereceğimiz cevaplar çok kısıtlı kalıyor. Hele şehre dokunmak, şehri içimizde yaşamak, yaşatmak ve şehri kültürel kimliğinin vazgeçilmez bir parçası haline getirmek şuurlu olmaktan geçiyor. Ve bu şuur bize bu dünyadaki varlık sebebimizi hatırlatacak.

Geçmişini bilmeden geleceğine nasıl yön verirsin? Vermeden almak, almadan vermek hesaplaşması bizi ancak benliğin kısır hesaplaşmasına götürür. Oysa bakın Sadettin Bey’e!. İçinde, yüreğinde bir iş yapmanın saadeti. Kendinde var olan güzellikleri, zenginlikleri paylaşmanın tarif edilemez mutluluğu. Sadettin Bey dile geliyor. Ben duvarlara sevdalanıyorum. Hikâyelerim bu duvarlarda saklı. “Ah!.. Şu duvarların bir dili olsa da söylese….”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.