Sözünün Sahibi Ya Da Sahibinin Sesi

Bu haber 12 Mart 2019 - 2:16 'de eklendi ve 972 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail Zorba

 “Bazen diyorum ki; ‘Ne olacak söyle gitsin.’ Sonra diyorum; ‘Söyleyince ne olacak, sus bitsin.’ ”

Mevlânâ

 

Söz ağızdan çıkacağı ana kadar sahibine, çıktıktan sonra ise duyana, duyurana aittir. Öyle bir hâl üzere ki söz sahibine aittir. Söz ve sahiplik sözcükleri birden çocukluğumdan bir sözcüğü hatırlatıyor. Plakları ve “Sahibinin Sesi” şirketinin plaklarını. Evet, “Sahibinin Sesi”. Bir yanda “Sözünün Sahibi” bir yanda “Sahibinin Sesi”.

İki arada bir derede? Sözün neresindeyiz. Sahibinin sesi olmak da sözünün sahibi olmak var mı? İki kelime karşı karşıya: “Söz ve ses” Burada devreye mana giriyor. Ağızdan çıktığı anda söz ne kadarıyla sahibine ait? Söze sahip olmakta kendin olmak, sözünü aklınla iraden doğrultusunda kontrolünde söylemek var. Sözünün sahibi olmak o sözün bütün sorumluluğunu almakta yatıyor. Sözünün sahibi olmakta üslubunla sözünü karakterinle şekillendirmek var. Sözün manasından söylenişine söze mührünü vurmak var.

Sahibinin sesi üzerine düşünelim. Sözden sese geldiğimizde mana, hakimiyet ortadan kalkıyor. Plaklardaki gibi sadece bir aktarma, yansıtma ortaya çıkıyor. Sayıları binlere vuran aynı sesin kopyalanıp çoğaltılması. Sahibinin sesinde kendin olmak yok, üslubun yok, mührün yok. Sadece ortak bir ses. Ne söylenmen isteniyorsa sadece yansıtıyorsun.

Sahibinin sesinde günümüz bilgisayar teknolojisine göndermeler var. “Kopyala yapıştır.”

Hiçbir şey üretme, sadece bul ve kopyala yapıştır. Üzerinde araştırma yapmak, düşünmek, sorgulamak, mukayese etmek, sonuca gitmek, çıkarımlarda bulunmak ve kendi süzgecinde bir yere koymak. Hiçbiri yok. Emek yok. Sadece teknolojinin sunduğu kolaylığı yaşamak var. Kopyala yapıştır. Bu minvalde düşünmek gibi en büyük sorundan, yükten kurtuluyorsun. Elinde ne var?. Dedikodu. Bu bunu demiş, şunu demiş. Sözü al bir yerden, sorumluluk almadan sadece sat. Bende kalan? Bir hiç!..

Halbuki sözün sahibi, sözün kendisine kattığı zenginliğin farkındadır. Sözünün bir ağırlığı vardır. O sözü üzerine vardır. Kişi sözü ile birdir. “Üslub-ı beyan ayniyle insan” Sözün tekamülünde insan vardır. Her bir sözcüğünde bir aşama, bir duruş, bir kişilik vardır. Sözün sahibi söz üzere oturtur tüm şahsiyetini. Söz ağızdan çıktığı andan gideceği yere kadar kişinin bir mektubu gibidir. Mevlânâ hazretlerinin dediği gibi:

“Kalp denizdir, dil de kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur.”

Mevlânâ

Söz, sahibiyle vardır. Sözünün eri olmakla sözünün sahibi olmak aynıdır. Hiç okumayan, hiç sorgulamayan bir insan tembelliğin tekelindedir. Dinler, boş bir kaset gibi kaydeder ve satar. Sahibinin sesi olma görevini büyük sadakatle gerçekleştirir. Söz, “Sahibinin Sesi”ne ve plaklarına gelince  birden bu şirketin amblemi de aklıma geldi. Önde bir gramafon arkasında ses veren bir köpek. Sahibinin sadık dostu köpek. Sahibinin sesi olmayı nasıl da güzel başarıyor. Ödülünü de alıyordur.

Oysa sözün sahibinin en büyük ödülü sözünün aldığı değerle kazandıklarıdır. Girdiği gönüllerdir, mutlu ettiği yüreklerdir. Çünkü burada söz benlik davasında değil biz olmanın tamamlanışındadır. Söz bu ya, havada uçar gider. Ama sözün sahibi, sözün uçup gitmesine izin vermez. Ağırlığınca bedelini ortaya koyar. Söz sahibi ile hayatı tamamlar ve tanımlar. Ve kendine ait cümleyi kurar.

Sözün sahibi derken kitaplar geliyor aklıma. Havada uçuşmayan senelerden senelere aktarılacak insan nesillerine aktarılacak, her okunuşunda harmanlanacak kitaplar. Binlerce kitap içerisinde bir kitap ve bir söz. Sözün sahibinden. Ayser Özbulut ve “Yüzlerce Ben” okurunda tamamlanan bir cümle.

“Hayat senin algıladığın kadar senindir. Avuçlarının içinde yaşadığındır.”

Ayser Özbulut

Sadece bu cümle bile sözün sahibinden çıktığında ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. “Yüzlerce Ben” sadece bir örnek ve ayrı bir yazı konusu.

Gelelim havada uçuşan hiçbir yere konamayan, sabun köpüğü gibi dağılıp giden sahibinin sesi sözlere. Kitlelere ulaşıp insanlara mesajlarını aktarıp görevini yerine getiren seslere. Sese, söz manası veremeyiz burada. Bir ağırlığı yok, kopyala yapıştır. Ya da amiyane bir tabirle yut ve kus. Ne varsa çıkar. Ama bir baş ağrısı yarat.

Popüler olan da aslında öyle değil mi? Beğeni çılgınlığını altında bir kitleyi yönlendirmenin baskısı var. Beğeniler bile baskı altında. Sahibinin sesi ne derse onu yapacaksın? Günümüz gençlerinin kullandığı bir sözcük hepimizin dikkatini çekmiştir. Aynı sözcük bir cümle görevinde, bir bakıyorsun bütün bir manayı etki alanı içerisine alıyor. “Aynen!”

Gözümüzde canlandıralım. Kalabalık kapalı bir mekandayız. Etrafımıza bakalım. İnsanlar var, bir yerlerde oturuyor. Ama sohbet eden çok az, etrafı seyreden hiç yok. Herkesin elinde bir telefon, tuşlarla oynuyorlar. Sahibinin sesinin komutuna uymuşlar. Bulundukları mekanda beden olarak varlar ama; hepsi telefonlarının içerisinde bir hayat yaşıyorlar. Keşke eli tencerede aklı pencerede olsaydı.

Sözün sahibi istediği yerde olur, pencereden bakardı. Burada ise binlerce pencere var ama sen neredesin? Hiçbir yerde. Sözün sahibi olmak önemli. Bunun üzerine bir düşünelim. Kendimizden başlayalım, yavrularımıza, gençlerimize bir bakalım. Nereye gidiyoruz? Cevabımız “Aynen” olmasın, lütfen!

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Münevver Ongun 12 Mart 2019 / 16:19

Harika!Telefonumuzu gerektiğinde kullanmayı ne zaman öğreneceğiz?