Söz Bir Nefestir

Bu haber 18 Aralık 2018 - 1:55 'de eklendi ve 1.135 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

Cana gelsin, canlar cana gelsin

Ahir ömründe cana gelsin

Sırrım aşka talip olmaktı

Sırlanmış hayatlarda cana gelsin.”

Kitapların huzur, güven dolu sayfalarını terk edip ara sıra şu ekranın duvarlarına kaptırıp gidiyoruz kendimizi. Mehlika Sultan’ aşık gençler gibi sanal alemde benliğimizden geçiyoruz. Zaman, mekan tanımıyor bu duvarlar. Seyrine malik olamadan gözlerden beyne, akla, şuura her şeye teslim oluyoruz. Şu dünyanın faniliğinde gelip geçici heveslerimizden tat tuz alırken bu duvarlara çarpıp tatsız tutsuz alemlerde yitip gidiyoruz.

Oysa söz, insana bahşedilmiş en büyük nimettir. Nimet bereketince her söz bir nefestir. Bir nefeslik canımızda şenliğimiz, hüznümüz, çilemiz, safamız olur; kanat gerer tüm hayatımıza. Bir gösterimliktir hayat bir insan için. Bir nefes göz açıp kapayıncaya kadar hayat verir tüm canlara.

O vakit söz hayatsa, söz nefesse bu nimetin varlığını idrak edip kıymetini bilmeli. Oysa zamane insanı ne çile çekmeyi, ne emek vermeyi, ne de safa sürmeyi idrak noktasında algılayamıyor. Manaya eremeden sanal alemin boş duvarlarında çakılıp kalıyor. Sonsuz ve boş bir temaşada kaybolup gidiyor.

Oysa Kaf dağındaki Anka Kuşu’nu (Simurg’u) bulmaya talip olan kuşların kararlığında saklıdır mana. İrade, iman ve nefes. Bir söze talip insanların hakikatinde de bu irade, bu iman, bu nefes egemendir. Yolcu yola talip olsa da yolun tuzaklarına düşen yüzlerce nefesten sadece otuzu menzile varır. Hayat da bu menzile varan nefesler sayesinde mana bulmaz mı? Her söz bir nefestir. Sözün basamaklarını çıkan insan da bu yolculukta “istek, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret ve fena” basmaklarında kendini bilme, kendi bulma hedefindedir.

Gülün kokusuna, tene değen havanın sıcaklığına, soğukluğuna,yediği taamın lezzetine ve de güzele aşina kılınan bu gözler, bu kulaklar, bu gönül kapısının ayırdında bu dudaklardan aktardığı bir nefesle söze mana kılmaz mı? Oysa sanal alemin boş duvarlarına çakılı kalmış bu gözler, bu kulaklar gönül kapısını hiç açamadan hatta eşiğine bile varamadan bu kilitlenen dudaklarda söze mana kılabilir mi? O zaman nerede rayiha, nerede tat, nerede dokunuş, nerede güzellik ve nerede aşk? Mana sözün yüzeyselliğinde, birkaç kelimenin nefese ulaşmaya çalıştığı kıraç vadilerde savrulur gider.

Sanal alemin bizi esir aldığı zamanlarda kızımın bir paylaşımı dikkatimi çekti. Şöyle diyordu: “İnsanlar, önemser gibi, arkanızda gibi, umursar gibi, var gibi, hep gibi ama aslında “hiç gibi…” Epey tekrar gerektirdi. Bir güne tahakküm kıldı sözler, nakşedildi boş duvarlardan söze gelinceye kadar. Sonra bir nefes oldu. Canlara aşk olsun dedirtti. İlk nefeste şöyle dedirtti: İnsana dair keşifte neler çıkıyor karşımıza. İnsana dair. Yunusça bakalım biraz da hiçliğimize bilinmeyen, bulunmayan içimizdeki insana..”Beni bende demen bende değilem/ Bir ben vardır bende benden içeri”

Sonra bir daha dile geldi. Sanal alemin duvarlarına takılı kalan gözlerin seyrinde, o gözlerle okumaya girdik. “İnsanlar, önemser gibi, arkanızda gibi, umursar gibi, var gibi, hep gibi ama aslında “hiç gibi…” “Hiç gibi”deydi asıl sır. Hiçlikte kaybolan söze kalmayan, nefesini bulamayan yitik canlar gibi. Güvensiz, şüphe içinde, kendi canının hakikatindaki güzelliklerden, aşktan sıyrılmış canlar. Boşlukta oradan oraya savrulmaktalar. Haksızlar mı? Can mı gördüler, cana can mı verdiler, cana can mı kattılar? Bir sözün kerametine şahit oldular mı? Sanal alemin duvarlarından başlarını kaldırıp ait oldukları hayatı, insanı, tabiatı bir kere seyreylediler mi? Tadına tuzuna baktılar mı? Kendi iradelerinin hakkına vardılar mı? Oysa aldanıştaki yüzler “gibi gibi”ler arasında kandılar, kandırdılar. Söze vurduğunda nefesler tıkanıyor, gözler kararıyor. Hüküm belli, can yakıcı ama!. Sorumluluğumuzdan kaçamayız. Hepimiz suçluyuz, günahkarız. Vebali ağır, omuzlarımız yüklerle dolu.

Lakin söz bir nefestir, can verir, can almaz, cana can katar. Sanal alemin gaflet uykusundan uyanma vaktidir. “İnsanlar önemser, cana teslim olur, hakikatinde aşk vardır. İnsan insanla can bulur, nefes bulur, tamamlanır. Söze nefes veren Hakk yolcuları arkamızdadır. Onlar sayesinde vaktaki hala nefes almaktayız. İnsan umursar, candan verir can bulur. Vardır insan, fani olsa da insanlar gelir geçer hayatımızda, insanlarla insan oluruz, içimizdeki insanla insanlara koşarız. Hiçliktedir insan, hakikat hiçliktedir. Oldum dediğin anda yeni oluşlara talip olmaktadır nefesin hakikati. Hep gibi diyen söz aldanıştadır. Oldum dediğin yerde tükenmiştir aslında.

Bu yüzden kızıma paylaşımı karşısında şunları yazdım. Biliyorum ki o aldanışta değil, hakikatin arayışındadır. “İnsanlar, önemser gibi, arkanızda gibi, umursar gibi, var gibi, hep gibi ama aslında “hiç gibi…” Bu sözler gibiler arasında kalmış mutlak bir hakikati dile getirmekte. “Hiç”te tamamlanır insan, bilinmeyenleri zamanla keşfeder o da kısa ömründe ne kadarını idrak edecekse. Hep dediği, aldandığı, bildiği andır. O da varlığa dairdir.Bu sözler gibiler arasında kalmış mutlak bir hakikati dile getirmekte. “Hiç”te tamamlanır insan, bilinmeyenleri zamanla keşfeder o da kısa ömründe ne kadarını idrak edecekse. Hep dediği, aldandığı, bildiği andır. O da varlığa dairdir. Yunusça bak bir de varlığa, hiçliğe.“Beni bende demen bende değilem/ Bir ben vardır bende benden içeri” Her yaşımızda, her günümüzde, o kadar benimiz ortaya çıkıyor ki. O zaman her benliği zerre zerre keşfe çıkmak ne ala!. Eyvallah o zaman.”

Eyvallah diyelim dostlar. Eyvallah diyelim ki her söze bir nefes bulalım. Unutmayalım, her söz bir nefestir.

Canlar can bulsun bir nefeste

Bir nefeslik canında cana gelsin.”

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.