Soruya Yanıt Veremiyorum

Bu haber 29 Mayıs 2015 - 0:46 'de eklendi ve 927 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Yazabilmek, duygularını satırlara dökmek nasıl bir his, nasıl bir ittifak ki düşünceler kaleme gelip cümleleri, cümleler satırları oluşturmaktadır diye, mütemadiyen karşılaştığım bir sual.

Bilmiyorum…

Nasıl olupta satırların aktığını anlayamıyorum.

Sanki gizli bir bahçe var içimde. Bu gizli bahçede pınarlar yol bulup akmakta ve çeşit çeşit çiçekçekler açar gibi her bir yazıda farklı dünyalara kapıları aralamakta.

Evet yazan olmak nasıl bir şey?

Gönüllere kelimelerden köprüler kurup kaleler inşa etmek, nasıl bir duygu, nasıl bir histir acaba, sormak, öğrenmek lazım, yazar ve yazabilenden. Duygusallık gemisi ile deryalara açılanlardan. Duygu seli ile yüreklere oturanlardan sormak lazım.

Yazabilmek nasıl bir duygudur ki? Farklı ve bambaşka köşeden inceler isek: Hayallerden kocaman gemiler inşa etmek ve bu gemileri sulara salmak gibi kimi zaman azgın sularda yol almak, kimi zamanda huzurun rotasını tutmak gibidir aslında.

Nasıl yazar olunur sorusu ise tam bir muamma. Bu soruya yanıt veremiyorum. Bilmiyorum ki. Lakin içinizde bir kazan var, kabardıkça, kaynadıkça, buharlaşıp semalara kadar uzanmak isteyen bir buhar misali, fokur fokur fokurdar içinizde.

Yazmak duygulanmak ve duyguların dillenmesidir aslında.

Yazılarım hayatımın rengidir…

Bazen kış, bazen bahardır yaşadıklarım.

Kara kış’ın üstüne, daima kardelenler gibi bahar çiçeklerini serpiştirip en güzel tabloyu oluşturmayı severim.

Hüzünde, mutlulukta kabulümdür. Hüzün olmadan mutluluğun kıymeti anlaşılır mı ki?

Hayatı bir sarkaç olarak görür isek, salındıkça dört mevsime gider geliriz.

Kimi zaman yağan doluların arkasından, ümit ışıklarıyla doğacak güneşi bekleriz… Önemli olan her kara kıştan sonra güneşin ışıması ile içimizi ısıtan baharın geleceğini bilmektir.

Anlaşılacağı üzere yaşam dört mevsimli bir döngü.

Bu günlerde baharın hazzını hepimiz yaşıyor muyuz acaba?

Gözlerin güzel ama, bakmasını bilmiyorsan, bakıyorsun ama görmesini bilmiyorsan. Ne anlamı var ki? Baharın ve aşkın.

Ne diyeyim…

Görmek, görebilmek. Hissetmek, hissedebilmek…

Hani bazen olur ya, dalar gideriz… Kim bilir nerelerdeyiz… Hangi sevdanın içindeyiz. Hangi engin düşüncelerin alaborası içindeyizdir….

Göremeyiz en nadide güzellikleri. Hissedemeyiz en naif sevgileri.

‘Bakmak ve görmek’ aynı familyada iken, aralarında şiddetli bir geçimsizlik vardır.

Bakmanın ruhu yok iken; görmenin ruhu vardır.

Dimağımda hatırladığım bir söz var;gözün neyi görürse, kalbin neyi hissederse sen o sun der.

Yazan, seven olmak için illahide Can Yücel, Cemal Süreya olmak mı gerekiyor.

İlla belirli bir isme veya üne sahip mi olmak lazım?

Sonuçta her şahsın yazdığı kalpten gelen duygular değil midir?

Bakmakla görmek arasındaki perdeyi al aşağı eder isek,en nadide güzellikleri görebiliriz. Ve büyük sevgileri hissedebiliriz.

Yazmanın bir dili varsa eğer sevmeninde bir dili vardır.

Yazarlık, şairlik her ne kadar kolay ve basit gözüksede, yazmanın, düşünmenin kutsanmadığı bir toplumda zor zanaattır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.