Sokak Terörünü Yaratan ve Destek Olanlar

Bu haber 29 Ekim 2014 - 19:05 'de eklendi ve 796 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Ülkemizde sokak terörünün birçok çeşidini gördük. Başlangıçta masum istek gibi görünerek başlar.

Hiçbir sokak hareketi durduk yerde ortaya çıkmaz. Birçok görüşteki gurupların, her birinin ayrı gayesi olduğu ama, ilk hedef olarak mevcut iktidarı yıkmakta birleşirler.

Tarihimizde koskoca padişahları tahtından indiren vakalar olmuştur. Hepsinin de dış destekli olduğu ve içerdeki satın alınmış adamları ile başarılı da olanları vardır. Bunlardan 1876’da Sultan Aziz Hanın tahtan indirilişini hazırlayan Mithat Paşa ve İngilizlerin eğittiği devlet erkanı Mason olmuşlardı.

Mithat Paşa ve İngilizler birlikte ordu ve din işleri yetkilisini ve bazı padişaha yakın paşaları da suç ortağı ederek sarayı basmışlardır. Padişahın kardeşi olan 5. Murat masondur. Sultan Aziz’in yerine onu getirmişlerdir. 5. Murat kısa zaman içinde kardeşinin katili kendisi olduğunu öğrenince felç olmuştur.

Yeni Padişah 2. Abdülhamit’tir. Padişah henüz yeni iken Ruslarla savaş ilanı veren gene Mithat Paşa ekibi ve İngilizlerdir. Yeni Padişah bu olayın suçlularını dağıtmıştır. Ancak bu Mason ekibin yandaşları hıyanete devam etmişlerdir. Rus harbinde Osman Paşa birliklerine yardım takviye yapmadılar.

1908’de Meşrutiyet ilan edilmesine padişah mecbur kalmış ama, aslında gönlünde halk idaresi olan Sultan Hamit Han, Yahudilere, Filistin’den toprak vermeyince, İngilizlerin baskısı ile Meşrutiyet’in getirdiği meclis yetkisine dayanarak, padişahı tahttan indirdiler. Mithat Paşa’nın yetiştirdiği Masonlar devleti temsil etmeye başladılar.

Ülkenin milliyetçileri, hürriyet isteyenler ancak seyirci olabilirken, ülkeyi Birinci Dünya Savaşına soktular. Savaşlarda yalnız Çanakkale’de zaferimiz var. Buna rağmen ezeli ve ebedi düşmanımız olan İngiliz, Fransa ile Almanların iki yüzlü hali neticesinde, aynı düşman ile MONDROZ mütarekesi aleyhimize adeta ölüm fermanı şeklinde imzalanmıştır.

Hiçbir ümit kalmadığı bir sırada Padişah Vahdettin tahta çıkmıştır. Yeni Padişah ile Mustafa Kemal Paşanın geçmişten gelen dostlukları var. Padişah, Mustafa Kemal Paşa ve Kazım Karabekir Paşa ile bir araya geldiler. İlk buluşmada Kurtuluş Savaşının nüvesi oluştu ve 1919 Nisan ayı başlarında Kazım Karabekir Erzurum ve civarında asayişi sağlamak ve Ruslarla irtibat sağlayıp dostluk paktı imzalamak üzere ferman verilmiştir. Ruslarla anlaşma sağlanınca tam olarak Anadolu’ya yetkili müfettiş olarak padişah fermanı ile yola çıkan Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır.

Kurtuluş Savaşını Kazanan Tam Olarak Müslümanlardır

Savaş başlarken ve zafer sonunda yapılan bütün faaliyetler de, İstiklal Marşını kabul eden meclis de, ilk partinin kuruluşunda İslamiyet’e karşı olan tek fikir görülmüyor. Tek parti ile gidilen seçim ile birlikte fikir ayrılıkları başlamıştır. Hele 24 Anayasası öncesi İslamiyet aleyhine olanların aynen İttihat Terakkinin devamının cumhuriyet meclisinde ve kabinesinde olduğu ortaya çıkıyor. Günü gününe bir belge;

Kazım Karabekir Paşanın Hatıra Defterinden Bir Sayfa

18 Temmuz 1923 Çarşamba; İstasyondaki intihap komisyonuna uğradım. Teşkilat-ı Esasiye müzakere oluyormuş. İkinci müzakere. Bana haber verilmedi. Halbuki hayati bir mesele. Ben tesadüfen bulundum. Gazi riyasetinde katiplik Saffet’te, Celsede bulunanlar: Dahiliye vekili Fehmi, Nafia vekili Feyzi, Sabri (sonra Ziraat vekili-, İktisat vekili Mahmut Esat, Muavenet-İçtimaiye vekili Tevfik Rüştü, Matbaa Müdürü Ahmet Ağaoğlu, Ziya Gökalp, Topçu İhsan, Sivas mebusu Rasim. Teşkilat-ı Esasiye de Devletin DİNİ, İSLAM DİNİ’DİR. Yazısının kaldırılması hakkında konuşuluyormuş. Evvela Tevfik Rüştü dedi: “Ben Kanaat’ımı millet kürsüsünden dahi haykırırım. Kimseden korkmam.” Ne olduğunu anlamadığımı söyledim. Bunu takiben Mahmut Esat Bey dedi ki; “Türkler İslamiyet’i kabul ettiklerinden bu halde kaldılar. İslamiyet terakkiye manidir. Buna da cevap verdim. Fethi Bey söze atıldı: Evet Türkler İslamiyet’i Kabul ettiklerinden böyle kaldılar dedi. İslam kaldıkça da bu halde kalmaya mahkumdurlar.” Şiddetli ret ettim. Türkler İslam olmasaydı Bizans’ın esiri olurdu diye izahat verdim. Tarihi ve coğrafi vaziyetimizin Amil olduğunu, eski, eski fütuhat modasını takip etmekle de bu hale girdiğimizi, yerimizde kim olsa hemen aynı akıbete uğrayacağını, esasen bu gibi şeylerin tarihe gömüldüğünü bu gün başka bir dine veya dinsizliğe girmek imkansızlığını ve bu gün terakkiye mani bir kafa kalmadığını izah ettim, tefrikaya ve tahakküme vasıta olmamalı. Bugün tarihi bir gün.

Bizde Terörü Yaratanlar Veya Destek Olanlar

Türkiye’de guruplar halinde terör hareketini yapanlar ve onlara her türlü desteği sağlayanlara isim koymak için geç kalındı. Ama zaten kendileri, kimliklerini her olay da söylüyorlar. Hepsinin gayesi aynı; iktidarda İslam’ı savunan parti varsa kim olması önemli değil, onu yıpratıp yıkmak. Seçimle iktidar ümidini yitirenlerin organize ettiği ve buna dış gizli düşmanlarında destek olduğu bilinmektedir.

Bunlara solcu, sosyal demokrat, laik, ilerici, komünist veya ırkçı gibi isim taksanız, bu sayılan isimlere yazık olur. Çünkü, hiç biri kendi başına bu kadar gaddar ve kardeş kanına lakayt kalamaz. Öyleyse, bu görüşün adı ancak MASONLUK olabilir. Örnekler tutuyor. Olaylar tutuyor. 27 Mayıs da yaşanan canlı örnek ortadadır. Konu hakkında bir de ihtilal liderinin söylediği tarihi sözün tam sırasıdır. Olay 12 Eylül 1980’de itiraf edildi. 12 Eylül 1980’de Adalet Partisi iktidar ve lideri de Demirel idi. İhtilalin ertesi günü Demirel basın ile Kenan Paşaya bir gönderme yaptı. Dedi ki, Paşam; asayişi düzeltmen için sıkı yönetim ilan ettik. Mademki bir gece de düzeliyordu da ne diye ille de ihtilal yaptınız? Cevap şöyle idi. Dün yetkim yoktu. CHP’yi kapatamazdım. Ama bugün yetkim var.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.