Sokak dikkate alınmalı

Bu haber 04 Haziran 2013 - 0:00 'de eklendi ve 1.167 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Muğla’da hafta sonunda 3 günde 200’e yakın öğrenci gözaltına alındı. Belki de rekor Muğla’da…

Polis Cuma gecesinden beri alarmda… Uykusuz ve yorgun.

Gençlerde öyle…  Birkaç gazeteci de… Kimi tazyikli suya, kimi biber gazına maruz kaldı. Hasan Telli arkadaşım hastanede tedavi gördü…

Kötekli ile Sınırsızlık Meydanı arasında her gün, her seferinde 4 km yürüyerek mekik dokuyorlar. Tazyikli suya, biber gazına, gaz bombasına, coplanmaya ve gözaltına rağmen her gün düzenli olarak meydanlardalar… Onlarda uykusuz ve yorgun… Bunun bir anlamı olmalı…

Polis görevli, polis mecbur da gençler mecbur mu?.. Gençler kendilerini görevli ve mecbur hissediyorlar… Öyle olmasa geçen Pazar gecesi Kötekli’den yaklaşık 2 bin kişi yürüyüp gelip, Sınırsızlık Meydanı’nda yolu trafiğe kapattıklarında “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” diye slogan atarlar mıydı?

Üstelik onlar delikanlı… Veya kanları deli akıyor…

xx        xx        xx

Peki, kim, hangi parti, hangi örgüt organize ediyor bu gençleri?

Hiç kimse. Hiçbir parti. Hiçbir örgüt… Nitekim Başbakan ErdoğanTwitter denilen bir bela var.” demedi mi? Büyük bölümü gençlerden oluşan halk sosyal medyada örgütleniyor.

Bu gençlere “marjinal guruplar” demek de doğru değil. Sadece gençler değil, geçen cumartesi günü Muğla’da gençler halkla birlikte yürüdü. Ama o gün gece olanlar oldu.

Akşam saatlerinde Sınırsızlık Meydanı’nda oturma eylemi yapıp, Cumhuriyet Caddesi’ni trafiğe kapatan gençlere polis müdahalede bulunmadı. Öyle ki gençlerden oturma eylemi sırasında bira içip, şişeyi sivil görevlilere kaldırıp “Polis şerefe” bile diyebilenler oldu.

Keşke geceye oturma eylemi ile son verebilseydiler. Kötekli’den gelen gurupla birleşip Adalet ve Kalkınma Partisi’ne yürümeselerdi. Yürüdüler, tazyikli suya, biber gazına ve gözaltına alınmaya maruz kaldılar.

Eee poliste insan… Sabır taşı değil. Bir yere kadar…

xx        xx        xx

Benzer olumsuzluk önceki gece yine tekrarlandı. Muğla’da 5 gündür süren “demokratik isyan” hareketi elbette “marjinal bir hareket” değil… Ama marjinal guruplar da durumdan vazife çıkarırlar!

Önceki gün Kötekli’de “Toplu kitap okuma” gibi keyifli bir eylem sergileyen gençler, pazar akşamı da ülkücülerle solcuların birlikte olabildiği, yaklaşık 2 bin kişiden oluşan gençler Sınırsızlık Meydanı’na yürüdüler. Burada oturma eylemi yapıp, Cumhuriyet Caddesi’ne trafiğe kapattılar. Müdahale etmeyi bırakın, ortalıkta resmi polis yoktu… Gece saat 01.00’de eylemlerini sona erdirdiler.

Ama küçük bir gurup yine Adalet ve Kalkınma Partisi il merkezine yürüdü. Ne varsa orada?

Tabi polis de görevini yaptı… Yine tazyikli su, biber gazı, cop… Dağıldılar, ama saat 02.00 sıralarında Sınırsızlık Meydanı’nda yeniden toplanıp, Cumhuriyet Meydanı’na Valilik binasına yürüdüler. Sonuç malum…

Napacak polis? Müdahale edecek… Mecburrr…

xx        xx        xx

Demokrasi muhalefet olmazsa olmaz bir yönetim biçimidir. Muhalefet yanlış yolda giden iktidar aracının frenidir. Gençler ve vatandaşlar elbette düşünce özgürlüklerini, düşüncelerini bir biçimde ifade etme özgürlüklerini kullanacaklar.

Terörist değil bunlar. Onlara terörist muamelesi yapmak da doğru değil… Ülkelerine, geleceklerine, yaşam alanlarına sahip çıkmaya çalışıyorlar. Taksim bahane…

Yaşananların nedeni “içki yasağı” kararı değil mi? Meydanlarda toplananlar, caddelerde yürüyenler, polis ile karşı karşıya gelenler “Yaşamıma müdahale etme” diyorlar.

Bazı marjinal guruplar “durumdan vazife çıkarmayı” nasıl beceriyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı da “durumdan ders çıkarmayı” bilmeli, ama…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gezi Parkı‘nda başlayıp çeşitli illere yayılan protesto gösterilerine ilişkin, “Onlar Taksim’e 20 bin kişi mi çıkardı ben de 200 bin, 250 bin, 500 bin kişiyi Kazlıçeşme’ye çıkarırım.” diyor.

Çıkarırsın, ama sonra ne olur? Batı basınının “Türkiye’de Türk Baharı” başlıklarını doğru çıkarırsın!

Aman…

xx        xx        xx

Gezi Parkı nedeniyle ağaç kesilmesi, orada AVM yapılmak istenmesi ile Muğla’da eski garaj alanında “meydan düzenlemesi” yapılması gerekirken Muğla Belediyesi’nin o kentin tek taş yüzüğü konumundaki yerde lüks evler yapmaya kalkması arasında ne fark var?
Umarım, “Her yer Taksim, her yer direniş” sloganlarının atıldığı eylemlerden biri de Muğla Belediyesi’nin hafriyat işlemi yapıp, şehrin orta yerinde açıp bıraktığı, bu konuda Muğlalıları dinlemediği eski garaj alanı için de direniş sergilerler!

Bir günde Muğla Belediyesi’ne yürünmeli değil mi?

xx        xx        xx

Elbette bu ayağa kalkışın nedeninin Taksim değil, alkollü içki için getirilen sınırlamanın “yaşama müdahale” olarak algılanması olduğunun farkındayız. Umarız iktidar da bunun farkına varır…

Ayağa kalkan insanlar “değişime” karşı değiller, ama “dönüşüme” karşılar.

Başbakan Erdoğan’ı kızdıran tivıtırda dolaşan mesajlardan biri şöyle:
Bülent Arınç Başbakan Erdoğan’a ‘Ben sana içkiyi yasaklama, bunlar ayılırlar’ demiş.

Demokrasilerde düşünce özgürlüğü ve düşüncenin şiddete başvurmadan açıklanması kadar mizah da önemli…

Farkında mıyız bilmem, kaç gündür düzenli olarak Sınırsızlık Meydanı’nda toplanan gençler, oraya ellerinde bira şişeleri ile geliyorlar!

Bir de oradan kalkıp Adalet ve Kalkınma Partisi il merkezine yürümeseler iyi olacak, ama…

Ben yine de o gençleri kutluyorum. 5 gündür sokaklarda, meydanlardalar ama hiçbir yere de zarar vermediler. Tek zarar verdikleri kendileri…

Ah bir de marjinallerin gazına gelmeseler… Umarım polis sapla samanı ayırıyordur.

xx        xx        xx

Ben bir gazeteci ve Muğlalı olarak Muğla’da olup bitenleri anlamaya çalışıyorum.

Umarım iktidar da olup bitenleri “marjinal bir hareket”, “Başta CHP olmak üzere muhalefetin tezgahı” olarak görmeyip, anlamaya çalışır.

Muğla’da ilk kez Ülkücü gençlerle solcu gençler bir araya gelip, Sınırsızlık Meydanı’nda İstiklal Marşı okuyup, “Muğla uyuma, vatanına sahip çık” diye slogan atıyorsa, bunu demokrasinin ve özgürlüklerin geleceği için anlamak lazım.

xx        xx        xx

Başbakan ErdoğanOnlar Taksim’e 20 bin kişi mi çıkardı ben de 200 bin, 250 bin, 500 bin kişiyi Kazlıçeşme’ye çıkarırım.” şeklindeki talihsiz sözlerini, ardından “Ben de bunu yaparım. Bir partim, tabanım var. Böyle bir imkânımız, gücümüz var. Böyle bir şeyle cevap verme yoluna gitmedik. Partimin tabanı da ‘Biz bunlara karşı sessiz mi kalacağız’ diye sürekli bizi aradılar ama biz sükûnet telkin ettik.” diyerek telafi etmeye çalışmış.

Evet, biraz sükûnet ve sağduyu…

Demokratikleşme”, “Barış süreci” lafla, sloganla olmuyor. Önce birbirimizi anlamalıyız.

Anlamak” noktasında iktidara büyük görev düşüyor.

Umarız sokaktan yükselen ses anlaşılır…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.