Siyasi Partiler ve Liderleri

Bu haber 31 Ağustos 2017 - 0:22 'de eklendi ve 877 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Mahalli seçimden sonra yorum yapan yazarlarımıza bakınca değişen hiçbir gelişme yok. Herkes, bellemiş kendine göre bir görüş, inatla kendinin dediği olsun diye gayret gösteriyor. Ortadaki koskoca hakikatleri görmezden gelerek, hayal ettiklerini yazmak veya söylemek ne zamana kadar insanları etkiler? Ülkemizde, seçimlerden önce veya çok uzun yıllardan beri birileri yer altı faaliyeti içinde olmuşlar. Ülkenin, Büyük Millet Meclisi dışındaki ve etkili kurumlarından bazıları bizzat olayın içinde yıllarca ihtilal yapmak için çalışmışlar. Bir paşamızın günlüğü açıklandı. Aradan yıl geçince bir ünlü gazeteciye ait ikinci günlük de yayınlandı. Her ikisi de birbirini tamamlıyordu. Atatürk’ün özellikle siyaset yasağı getirdiği Kışla, Okul ve Hukuk ne yazıktır ki, 1960’dan beri siyasetin tam ortasındadır. Bu kurumları siyasetin içine çeken ve her daima onları haklı gören destek olan siyasi partilerimiz var. Ne acıdır ki basınımız da var.

Bizim okullar Cumhuriyetten beri, çocuk ile aile ilişkisini bozmaya çalışmıştır. Hep din aleyhtarı ve dolayısı ile aileden öğrendiği Allah yarattı -Allah yardımcımız olsun gibi inançları hep batıl sayarak, tabiatın nasıl meydana geldiğini es geçerek, her varlığın insanlara cevap vermesini anlatırlar. Eğer küçük yaştaki bir çocuğun ikna etmesi zor olursa hemen, çocuk şöyle yönlendirirler; Mesela, Kızılçullu Köy Enstitüsü İngilizce öğretmeni Alirıza Bey, Ali oğlum’ çağır bakayım Allah diye sana cevap verecek mi? Bir de beni çağır, Alirıza deyince, efendim diye cevap veriyordu. Bura da yapılmak istenen belli. Bu ne diye yüzde 99’u Müslüman olan bir ülkede uygulanıyor? Bu tatbikat 1940’larda vardı. Sanıyorum, 1950 yılına kadar devam etti. 1950 yılında Laiklik uygulanmaya başlandı. Allah inancını zorla kafalardan silme yerine, Büyük Ata’nın, “Elbette her Türk çocuğu İslamiyet’i ve Müslümanlığı öğrenecektir. En sağlam ve aslını öğretecek yer mekteplerdir.” Bu söz hem atasözüdür ve hem de aslımızın devamıdır. Hiç bir Müslüman ülkenin, Müslüman olan vatandaşı bir başka dinlere geçtiği görülmemiştir. Bizim tarihimizde utanacağımız bir konu yoktur. İnsan hakkı, kadın hakkı İslamiyet’tedir.

Bakıyorsunuz, bir Fransız komünist partisine, Fransız milliyetçisidir. İdareye geldikleri zaman Fransa’da yönetim de bir başka rejim tatbikatı gibi bir olayı göremezsiniz. Dünyanın her yerinde, pek ala kendi dinlerinin adı partilere konabilir. Mesela “Hristiyan demokratlar” gibi. Onların en büyükleri kiliseye gayet rahat giderler. Resmi yeminlerini İncil üzerine el koyarak yaparlar. Yahudiler, Tevrat üzerine el koyarak yemin ederler. Elbette ki Havra’da. Bütün bunları neye yazmak ihtiyacını duydum: Türkiye’miz de sağ parti sağcı değil. Sol Parti de solcu değil. Solcular, sosyal adalet savunucusu olması gerekirken, bunu sağdakiler yapar. Merhum Menderes, o günün şartlarına göre göğsünü gere gere ben Müslümanım diyemedi. Süleyman Demirel de Cuma namazlarını gizli kılardı. Anadolu gezilerinde cami ye giderdi. Bizler korteji takip ettiğimiz için biliyoruz yol kenarında olan bir küçük köye sapıverirdi.

Göğsünü gere gere ben Müslümanım, hem de iyi bir Müslümanım diyen lider, yalnız Turgut Özal olmuştur. Turgut Özal’dan sonra merkez sağda olup da fincancı katırını ürkütmeden Müslümanlığı yaşayan lider yalnız Erdoğan ve partisi olmuştur diyebiliriz. Eski liderler içinde, solu ve ihtilali destek olanlarla birlik olan ne yazık ki Demirel olmuştur. Bu gün, sağda olan bazı partiler aynen solcular gibi, laikliği dinsizlik olarak kabul ederek birlikte muhalefet ediyorlar. Bu günkü iktidar partisini tenkit eden Demirel, bunlar milli görüşün biraz düzelmişi diyor. Adı geçen milli görüştekiler, bu iktidardakilerin hepsini düşman bellemiştir. Bunun ölçüsü nedir? Kim ne için parti olmuş bilen yok. Yeni kurulan Türkiye Partisi lideri, İhtilal olacak diye çaktırmadan Ak Parti’den kaçmıştır. Umut bağladığı ihtilal de olmayınca, ıkına sıkma gene parti kurdu amma, bana göre onun kaderi de aynen Erkan Mumcu’ya benzedi. Demokrat Parti delegesi ne yaptı? Ergenekon suçlularını adeta savunan, kişileri kime karşı tercih ettiler? Şunu iyi biliyoruz ki partiyi toparlamak için çırpınan insanlara bu kadar vefasızlık yapılınca, bunun vebali taşınamaz. Bekleyip göreceğiz.

Not: Bu yazı 2009’da yazıldı, ilk defa yayınlanıyor.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.