Sırlanmış Güzellikler

Bu haber 11 Mayıs 2015 - 21:53 'de eklendi ve 986 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Kişi bile söz demini

Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini
Sekiz uçmağ ede bir söz”

Yunus Emre

 

Ebrû: “Sırlanmış güzellik! Bulutların üzerinde bir sohbet. Tadında, deminde, yerinde. Ve bir usta, hem sanatının ehli hem de sözünün. Vakıa huşû içinde dinleme. Tamamlanma, sırlanma, aydınlanma.

Bazı güzellikler vardır, iç çektirir. Keşke bende içinde olsam, bir parçası olsam dedirtir. Oysa hüküm verilmiştir. İçinde olamasanız bile anın isme tecellisi gerçekleşmiş; o isme ise nazar etmek düşmüştür. O ismin sahibi onu gördüğünüzde,  onun ismini duyduğunuzda güzellik zerk edecektir hem ruhunuza, hem bedeninize. İşte ebrû, hayatımdaki,  bu sırlardan bir tanesi. Öyle bir sır ki güzelliğiyle sizi başka âlemlere götürüyor, başka bir hikâyede tamamlıyor.

Ebru, hayatımızda öyle bir yer etmiş ki, ayrıntının, edebin, zarafetin, nezaketin adı olmuş. Kitaplarımızın, defterlerimizin başında, sonunda, sayfa aralarında bize cenneti göstermiş. Cennetin çiçeklerini açtırmış, gökyüzünü taşımış yanı başımızda, tabiatı tüm renkleriyle döşemiş. Onun elinde renkler asalete ulaşmış. Madde dünyasından mana dünyasına taşımış tüm bakışları.

Ebru, yeri gelmiş kızımıza, yarimize hatta annemize isim olmuş. O ismi taşıyan nice Havva kızına taşıdığı mana hükmünce güzellikler katmış. Onun ismine sahip olanlar, o ismin hükmünce yaşamışlar hayatlarını.

Ebru isim olmaktan öte medeniyet aynamızın en zarif yüzlerinden biri olmuş. Onun tezgahına düşenler bir derviş hükmünce sırra ermek için sabırla tevekkül etmişler. O sırra ermek için insan-ı kâmil olmaya yüz sürmüşler. Bir hikâye vardır, akreple ilgili. Aslında akrep timsaldir, aynadaki yüz ise insan. Bu hikâyede yine bir derviş var. Şöyle ki: “Derviş suya düşen akrebi kurtarmak ister… Elini uzatınca akrep sokar; derviş tekrar dener, akrep yine sokar.

Bunu görenler dayanamaz dervişe: “İyilik yapmak istediğin halde sana zarar verene daha ne diye yardım edersin” der. … Dervişin cevabı mânidardır:

“Akrebin fıtratında sokmak var, benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek, merhamet etmek; o fıtratının gereğini yapıyor diye… Ben niye fıtratımı değiştireyim?” Ebru aşkına düşen derviş de sanatkar olma yolunda boyun eğer, sabreder. Sırra erdiğinde ise sırrın kendinde olmadığını, suya yazılan yazının hükmü gibi, suda gizlenmiş cennet aksinin de hükmünün asıl sahibinde olduğunu bilir. Ebru sanatkarı, ebrunun tüm meşakkatli yollarından geçer sabırla, yaşadığı her hayal kırıklığına rağmen aşkla yoluna devam eder. Çünkü ebru ona, yaşadığı bu cihan cehennemini Yunus’un tabiriyle “sekiz uçmağa (cennete)” çevirmektedir. İşte ebru eline aldığı insanı öyle bir tedrisattan geçiriyor ki ruhundaki bütün kirlerden arındırıyor ona aşkı, merhameti, edebi, tevekkül ehli olmayı öğretiyor.

Ebrunun bendeki hikayesi ise tamamlanmamış bir hikaye aslında. Benim için ebru, bir şarkının sözlerindeki hitap gibi: “Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli” Seyretmekten öte, hep dokunmak, hep içinde olmak istediğim bir aşk. Hep dillendirdiğim, yapmak istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim platonik aşklarımdan biri. Evet,  ebruya olan aşkım hep seyredip iç çekmekle geçti. Ama; inanır mısınız nerede bir ebru görsem tılsımlanır, kendimden geçerim. O renkler, çiçekler, şekiller beni nerelere götürür. Nedense ebruya her bakışımda fonda bir neyin sesini duyarım. Bu da ebrunun hediyesi olsa gerek.

Geçenlerde İl Müftülüğümüzün Saadet Hanım Konağı’nda artık kıvamını bulmaya başlayan “Çarşamba Sohbetleri”nden birine katıldım. Konu ebru, sohbeti yapan da Çetin Çelebi Hocamız olunca dayanamadım. O gün için gripten kırılıyor olsam da sohbete vasıl olduk çok şükür. Ebru, deyince Muğla’da bir ekol yaratan Çetin Çelebi Hocama bir Muğlalı olarak müteşekkirim. Neticede sohbetten de öyle doyurucu bilgiler edindik ki, ebruyla ilgili bütün bilinmeyenlerim cevabını buldu.

Çetin Çelebi Hocamın üniversitede başlattığı kurslarında yetişen öğrenciler, hocamızın tabiriyle “boynuz kulağı geçerek” yediden yetmişe herkese seslenen geniş bir halka oluşturmuşlar. Aynı ebrunun aslındaki sabırla, yavaş yavaş, demlenerek.

Biraz da söze, hocamın şahsına münhasır özelliklerine dikkat çekmek istiyorum. Onu dinledikçe sudan bu güzellikleri çıkaran sanatkarın söze de ne kadar vakıf olduğunu, onu dinledikçe huşu içinde kaldığınızı hissediyorsunuz. Çünkü Çetin Hocam hem sanatına büyük bir saygı duyuyor, hem öğrencilerine, hem de insanına. Giyiminden kuşamına, sözüne ve sanatına arz eden bütünlükte bu saygının saygınlığını da çok güzel taşıyor doğrusu.

Bir de henüz tanışma imkanı bulamadığım, sohbet etmek istediğim Yavuz Merih Ulubay’dan söz etmek istiyorum. Büyük bir şevkle ve aşkla ebru sanatını yürüten bu sanatkarımız da Çetin Hocamızın bir öğrencisi. Muğla’da bu sanatın halkalarını gayretli çalışmalarıyla genişletmiş, sergileriyle de bunu takip etmekten mutluluk duyuyoruz. Ebru, Muğla’da zamana ve mekana hükmetmiş durumda. Emeği geçenlerin hepsinden Allah razı olsun, daha ne diyelim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.