Sıra Kimde?

Bu haber 18 Eylül 2015 - 23:01 'de eklendi ve 1.107 kez görüntülendi.
CIZ
CIZ cizciz@hamlegazetesi.com.tr

Osmanlı Devleti’nin yıkılışını 33 yıl geciktirerek, Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının İstiklal Harbi’ni başlatmalarına vesile olan Sultan II. Abdülhamit Han’a kim niçin “kızıl sultan” dedi? Hiç düşündünüz mü?

Batının Osmanlı üzerindeki komplo ve hesaplarını siyasi dehasıyla bozduğu için Abdülhamit devşirme aydınlar tarafından da hiç sevilmedi. Hatta ders kitaplarında çocuklarımıza Osmanlı Devleti’nin hakanı “kızıl sultan” lakabıyla öğretildi ve genç nesil ecdadından, tarihinden nefret ettirildi.

1886’da İsviçre’de kurulan Ermeni Hınçak cemiyeti Anadolu’da binlerce Müslümanın kanına girdi, toplu katliamlar yaptı. Abdülhamit bu terör örgütüyle, tıpkı bugünkü gibi, amansız bir mücadele verdi.

Osmanlı Devleti’nin teröre karşı yürüttüğü başarılı operasyonlardan Batılı ülkeler ciddi şekilde rahatsız oldu ve Avrupa basını Abdülhamit Han hakkında karalama kampanyası başlattı.

Bu bağlamda Fransız akademisi üyesi tarihçi kont Albert Vandal, ilk defa Abdülhamit hakkında “Sultan Rouga” lakabını kullandı ve İttihatçılar mal bulmuş mağribi gibi bu tabiri “ Kızıl Sultan” olarak tercüme ederek komitacı Ermenilerle birlikte Abdülhamid’i kötülemeye, ona diktatör demeye başladılar. Bu konuda daha detaylı tarihi bilgi ve belgeye ulaşmak isteyen Yılmaz Öztuna’nın Osmanlı Devleti Tarihi adlı eserinin ikinci cildine bakabilir.

Diğer yandan Siyonizmin kurucusu Theodor Hertzel ve haham Moşa Levi ile birlikte İngiltere aracılığı ile Abdulhamid’den Filistin’den bir parça toprak satmasını isterler. Karşılığında da Osmanlı Devleti’nin tüm iç ve dış borçları ödenecektir. Şahsına da çok büyük bir servet vaad edilir.

Bu teklifi duyar duymaz Abdülhamit hiddetlenir ve ayağa kalkarak;

“Dünyanın bütün devletleri ayağıma gelse ve bütün hazineleri kucağıma dökseler, Siyonistlik adına size bir karış toprak vermem. Zira milletimizin kanıyla elde edilen vatan parayla satılamaz. Zira bu vatan bana değil milletime aittir” der.

Daha sonra bu oyunu tutmayınca, “Kızıl Sultan”, “diktatör sultan” üzerinden yürütülen algı operasyonları sonuç verdi ve İngilizler Abdülhamit’i tahttan indirterek intikamını almış oldu. Oluşturulan yeni kabinede üç Yahudi dönme bakan (maliye, ticaret, ziraat) bulunuyordu.

Birinci Dünya Harbinden önce İngiltere ve Fransa Yahudilere teminat verdi. Osmanlı Devleti yıkılacak ve Filistin’de Yahudi devleti kurulacaktı. Ne hazindir ki, Abdülhamit’i tahttan indiren heyetin içinde Yahudi Emanuel Karasu’da vardı.

Atatürk de benzeri örtülü bir tasfiye operasyonuna maruz kalmıştır. Özellikle 1933’ten sonra Atatürk’ün Türkiye’sini görmek mümkün değildir.

Hatta Atatürk’ün zehirlendiğine dair iddialar artık belgelere dönüşmüş vaziyettedir. Nitekim Bülent Ecevit’in doktoru Mücahit Pehlivan , “Atatürk zehirlendi” dedi ve kabrinin açılarak, naaşından DNA testi yapılmasını önermiştir.

Daha da ileri gideyim. Atatürk’e yönelik suikast komitesinde İsmet İnönü, Kasım Gülek, Şükrü Kaya ve Hıfzı Oğuz Bekata’nın olduğuna dair gizli yazışmaların orjinalleri basında çarşaf çarşaf yer aldı ve kimseden çıt çıkmadı.

Hatta hiç unutamam, bu konuyla ilgili bir televizyon programında bir gazeteci, “gerekli testler yapılsın, şayet Atatürk zehirlenmediyse ben kendimi boğaz köprüsünden aşağı atacağım” dediğinde, çok şaşırmıştım.

Menderes’in durumu da farklı değil, evden sefer tasıyla yemek yemek getirerek belki zehirlenmekten kurtuldu ama, idam edilmekten kurtulamadı.

Menderes’in Ulaştırma Bakanlarından Afyon Karahisar mebusu Arif Demirer’in oğlu, Bodrum’da yaşayan M.Arif Demirer’in kitaplarında, belgelere dayalı o kadar çok çarpıcı tarihi hakikatler var ki şaşarsınız.

Neymiş efendim, hazine boşaltılmış, paralar yurt dışına uçakla kaçırılmış, ülke satılmış, Menderes ve ekibi ülkeyi batırmış hepsi vatan haini….. Hepsinin yalan olduğunu, iftira olduğunu, gayri safi milli hasıladan, büyüme oranına, hatta döviz rezervine kadar her şey mükemmelken Menderes emperyalistlere boyun eğmedi, milli ekonomiden, milli menfaatlerden taviz vermedi, bedelini de başıyla ödedi.

Ya Özal? Bu köşenin hacmine sığmaz, hep aynı senaryolar, hep aynı hain tuzaklar ve algı operasyonları ….

Peki bugün Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın yaşadıklarını ve ona yapılan suçlamaları bir de bu tarih penceresinden bakalım. Göreceğiz ki, kurgu, suçlamalar, yöntemler hep aynı, sadece piyonlar, figuranlar değişmiş.

Dünyanın hiçbir ülkesinde hiçbir hakaret (hele devlet adamına) özgürlük kapsamında olmadığı halde, Türkiye’deki bu kin ve nefret niye? Bunun adı özgürlük olabilir mi?

Sonuçta Cumhurbaşkanı da olsa, seçimle gelmiş birisi. Bir daha seçmeyiz olur biter. Ölmüş rahmetli anasına, eşine, kızına, kendisine yapmadık hakaret, atmadık iftira bırakmayacaksınız, sonra da ona diktatör diyeceksiniz öylemi? Biraz komik olmuyor mu? Eğer o diktatörse (Sisi, Esed gibi) başımız niye hala yerinde?

Siz hiç Türk basınının, Obama’yı, Merkel’i, Hollande’i, Cameron’u, Putin’i hedef tahtasına oturtup da iktidardan indirmeye gayret ettiğini gördünüz mü?

Eee Tabii ki hayır. Üstelik bizim ne haddimize, bizi ne ilgilendirir. Evet doğrusu da budur ama Abdülhamit örneğini hatırlayarak düşünelim, Batı basını Gezi’den bu yana hatta Davos’dan bu yana niçin hep Tayyip Erdoğan ile ve Türkiye ile uğraşıyor? Bu sorunun cevabını bulmadan Türkiye’deki gelişmeleri hiç anlayamayız vesselam.

Netice-i kelam; Abdülhamit Han Siyonistlerin oyununu bozduğu vatan toprağını satmadığı için tahttan indirildi.

Atatürk, işgal güçlerine rağmen İstiklal Harbiyle T.C’yi yeniden kurmanın bedelini zehirlenmek suretiyle şehit edilerek ödedi.

Menderes yine yabancı güçlerin taleplerine boyun eğmediği için idam edildi.

Turgut Özal, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Uğur Mumcu altı ay içinde yok edildiler. Niçin? Nasıl? Bu cinayetler tesadüfü olabilir mi?

Şimdi de,Tayyip Erdoğan yok edilmek olmuyorsa indirilmek isteniyor, Neo-peyk kafalara boyun eğmediği, statükocu-müstemlekeci zihniyetlere biat etmediği için.

Bir de bakıyoruz Mankurtlaştırılmış FTÖ, genetiği ile oynanmış devşirme aydınlar, siyonist uşakları, HDPKK, topyekün Batı, İran, DHKP-C, MHP, CHP, İsrail, yabancı basın, IŞİD…. Hepsi aynı safta olduğuna göre milletin safı nerde olmalı?

Bu sorunun cevabı aynı zamanda 1 Kasım düğümünü çözecek.

Hoşçakalın!..

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.