Şiir Adam

Bu haber 03 Mart 2015 - 0:12 'de eklendi ve 1.192 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Şu kollarımda uyuyan küçük varlığın bana asıl coşku veren yanı, diye düşündüm, bir çiçeğe -uyurken bile benliğinde lamba alevi gibi yanan- bir gül görüntüsüne olan bağlılığıdır.”

Antoine de Saint-Exupery (Küçük Prens’ten..)

 

Kelime avcısı ilkin gözlerinden tanınır, meraklı ışıl ışıl gözlerle sorgulayarak bakar. Gözlerindeki ışıltıda aydınlanırsınız, içinizi ısıtır bu ışık. Nedenler-sonuçlardan çok amaçlar, hedefler ilgilendirmektedir onu. Kıyasıya sorguladığı anlardan size teslim olduğu ana kadar duruşundan bir gıdım taviz vermez. Her daim aynı dik fidandır o. Öğrenci olmaktan çok talebe olmaya meyletmiştir. Talebinin karşılığında kendi potasından geçirir, kelimelere önce inanır; sonra davasının aracı haline getirir.

Her şeyden önce kelime avcısı bir duygu adamıdır. Renklere, kokulara, tatlara, seslere, ahenge, estetiğe vurgundur. Attığı her adımda kendi göçünde taşıdığı bütün malzemeler yanı başındadır. Baştan başa şiir adamdır. Farklılığıyla değil farkındalığıyla belli eder kendini. Hem bizim içimizdedir, doğallığıyla sıradan olmanın basitliğine erer. Bir yanda da o sadeliği, basitliği içine sindirmiş görüntüsünün altında en zirve noktalarda fırtınalar biçen bir ruha. Azmettiği an varamayacağı hiç bir hedef yoktur şiir adamın.

Şiir adamı ilk tanıdığımda şiir çocuktu. Heyecanıyla, yerinde duramayan enerjisiyle bir o kadar saygısı, kibarlığı ve tevazusuyla. Şiirin kanatlarını çoktan omuzlarına takmış mısralarda yaşıyordu adeta. Bir tiyatro hazırlığının içindeyken onlar ne zaman, nasıl girivermişti hayatıma anlayamamıştım. Bir şiir dinletisini şölene dönüştürmüşler, unutulmaz bir şiir gecesi yaşatmışlardı. Hatta grubun adı bile şiir tadındaydı: “Yakamoz!..” İşte şiir çocuk o grubun en idealist, en heyecanlı, canlı bir üyesi olarak grubun yakamozu olmuştu. Balıkçı kıyafetinde okuduğu mısralar aklıma geliyor ve o şiiri her okuduğumda onun okuyuşu.

“Heeey

Ne duruyorsun be, at kendini denize:

Geride bekliyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere..”

Şiir çocukluktan şiir adamlığa geçişini adım adım takip ederken ondaki gelişim, değişim ve kazanımlar duyduğum mutluluğu tarif edemem. İdeallerin, hedeflerin adamı olan kelime avcısı liseden sonra yolunu “Hukuk” alanında çizdi. Hukuk okurken bile o yasa maddeleri arasına insanı, güzellikler, sanatı, şiiri soktu. Şiir gecesinde okuduğu Orhan Veli’nin “Hürriyete Doğru” şiirinin her mısrasının hakkını verircesine gâh şiirde mısra mısra, gâh hikâyede cümle cümle, gâh resimde renk renk, gâh müzikte nağme nağme dokudu yaşamını. Sadece kendi içinde değil tanımladıkları, tamamladıkları insandaydı.

Şiir adam daha fakülteden mezun olmadan okulunun en ağır şartlarında bile bir şiir kitabı çıkarmayı başardı. Hatta kitabının bütün düzenlemesini, kapak resmine kadar kendi dizayn etti. Kitabının çıkacağı ve çıktığı anlardaki yaşadığı heyecanı paylaşımlarımızda bana da aktardığında ne kadar mutlu olmuştum anlatamam. Hayatın bu kadar sıradanlığı, monotonluğu içinde hapsolduğumuz anlarda bile size umut ışığı sunan yine insandı. Bu mutluluk onurlandıran bir mutluluktu. “Yitik Aşk’a Şiirler” şiir adamın ilk sahne alışıydı. Alkışlar, alkışlar ve aydınlık bir gelecek.

Şiir adam hızlıydı, hedeflerinde planlamasında her şey onun gönül güzelliğinde gidiyordu. Mezun olduktan sonra mücadelesine, davasına sımsıkı sarıldı. Önce mesleğinde güzel bir yere geldi, hayatı beraber omuzlayacağı bir eş de buldu kendisine. Şiir adam hayatını bir mısra tertibinde örüyordu artık.

Onca yaşanmışlık, görülenler, gözlemlenenler, hissedilenler, üzerinde düşünülenler mısra mısra içinde fırtınalar estirdi. Yaşanan her dramda, akıtılan her gözyaşında, tadılan her acıda, yitirilen her güzellikte kelime avcısı bir şeyleri sahiplendi, içselleştirdi. Ama; umudunu kaybetmeden, kaybolmadan, yitmeden hatta sıfırlanıp eksilere düşmeden. Hayvanlara yapılan zulümden, kadınlara yapılan şiddete, insanların ezilmişliklerinden dem vururken umudunu, insana olan umudunu hiç yitirmedi. Orhan Veli’nin dediğine inanmıştı bir kere. “Git, gidebildiğin yere kadar..” diyordu ya mısralar o da gidecekti gidebildiği yere kadar. Yolunda şimdi “Morto’nun Mezarlığı” vardı. Hikâye edilmeyi bekliyordu insanlığın yaşanmışlıkları. Şiir adam da kalemini eline almış yazıyordu tek tek hiçbir cümlede, hiçbir kurguda şairliğini elden bırakmadan.

Şiir adam dava adamı demiştik ya!.. O, kendi eserlerini esinlendiği, kaynağını aldığı insanlara, ülkesine adıyordu. Evet, şiir adam kitabının tüm gelirlerini muhtaçlara el uzatan kurumlara bağışlıyordu. Yaş yirmi dokuz, hayatın bu genç fidanı herkese örnek duruşuyla şimdiden müstesna bir yere sahip olduğunu gösteriyor. Geçenlerde o güzel yüreğiyle ve duruşuyla ziyaretimize geldi. Öğrencilerimizle her zamanki duruşu ve yol göstericiğiyle sohbetler etti. Durduğumuz yerden gururla izlerken onu şöyle mırıldandım kendi kendime.

“Heeey

Ne duruyorsun be, at kendini denize:

Geride bekliyenin varmış, aldırma;

Görmüyor musun, her yanda hürriyet;

Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;

Git gidebildiğin yere..”

Şiir adam: Arda İnal; seni çok seviyoruz, seninle gurur duyuyoruz. Yazmaya, yaşamaya, mücadeleye devam!..

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.