Sevgide eğil, Zulümde dik dur

Bu haber 31 Ocak 2013 - 18:56 'de eklendi ve 1.458 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Şehirleri bir düşünün..
İstanbul denince boğazın eşsizliği ve Osmanlı’nın kültürel ihtişamı gelir..
Ya Berlin? Bir toplumu ortadan ayıran kara bir duvar hafızaya balıklama oturur.
Paris denince; Concorde meydanında giyotinli idamlar ve Fransız ihtilali ile tarihi bellek yaratır. Tadı acı, buruk mu buruk.
Londra denince sembolik kraliyet ailesi bende tebessüm yaratıyor..
Mostar denince Mostar Köprüsü adeta bir gelin gibi gözümün önünde.
Hepsinin bir hikayesi ve hafızamızda bellek yaptığı yönleri var.
Kimi dar sokaklarına saklamış hikayelerini, kimi taş duvarlarına, kimi toplumsal hafızalara. Bir çoğu aslında buruk ve hüzün dolu anılar..
İnsanlık sevginin ürünü iken, zalimler var ortalıkta. Allah küçük akıllı zalimlerin zulmünden korusun.. Ben derim ki kim zalimse altta kocaman patolojici vardır. Unutmamalıyız ki merhamet ve sevecenlik en büyük mutluluk kaynağıdır..
Cüretkar zalimler unutmasın ki ilahi adalet tıkır tıkır işlemekte..
Koca Avrupa’da da yıkımlar yaşanmadı mı ki?
Amsterdam denildiğinde ANNE FRANK dimağımda yerini alır ve insanlığın zalimliği içimde bir kor ateş yakar. Neden insanlar bu kadar zalim ki?
Bu şehre gidip de Anne Frank’ın yaşadığı ve Naziler tarafından tespit edilinceye kadar saklandığı binayı ziyaret etmeyen yoktur aslında..
İstanbul ve Osmanlı’nın yabancılara gösterdiği tolerans Amsterdam da çok eskilere dayanırken, engizisyon ve zulümlerden kaçanları bağrına basmış ve şefkat kucağı olmuş iken; 2.Dünya savaşında bu geleneğini sürdüremiyor ve Hollanda’nın yahudileri de Nazi Almanya’sının kurbanı oluyor..
Almanlar, Mayıs 1940’ta Amsterdam’ı işgal edince, Hollanda da Yahudilerin toplanmaya başlanması ile Anne Frank’ın babası Otto Frank 1942’de kendisine ait işyerinin üst katında saklanmayı akıl ediyor. İşlerini devrettiği müdür ve 2 yardımcı bayanın desteği ile saklanmaya başlıyorlar..
Öncelikle ailenin ülkeyi terk ettiği dedikodusunu yayıp, büroyu arka bölümlere bağlayan daracık merdivenin önüne yaptırılan ağır döner kitaplık bu gizli geçidi gözlerden saklıyor. Geçidin arkasındaki iki katta, Otto Frank, karısı, kızları Anne ve Margot ve tanıdıkları Hermann, karısı ve oğulları Peter ve sonradan kendilerine katılan Fritz olmak üzere 8 kişi, 6 Temmuz 1942’den, tutuklandıkları 8 Ağustos 1944’e kadar herkesten gizli bir yaşam sürdürebiliyorlar…
Gizli bir yaşam ama yürekleri sürekli ağızlarında. Gündüzleri hiç kıpırdamadan sadece geceleri yerlerinden kalkıyorlar ve tuvalete gidebiliyorlar.. Geceleri radyoyu dinleyerek kurtulma ümitleri içinde işgalin bitmesi haberlerini duymak istiyorlar..
Yürek çarpıntısı ve zor bir döngü.. Her an Gestapoların (Alman Gizli Polisi) geleceği korkusu ile nefes almak tüyleri diken diken eden bir durum..
Anne Frank; bir Alman, bir İngiliz, bir Amerikalı çocuk gibi bu dünyaya açmış bir tomurcuk. Savaşların en büyük mağdurları çocuklardır..
O minik kız öncesinde başladığı günlük tutma işine, saklı yaşam sürdükleri iki yıl boyunca da devam ediyor ve savaş sonrasında yayınlarım diye de düşünüyor. Her gün mütemadiyen saklı yaşamlarında yaşadıklarını yazıyor..
İnsan düşünüyor da insanlığın bir birine yaptığı kötülüğü hiç bir canlı birine yapmıyor..
Günler günleri kovalarken; Korkulan oluyor ve kimliği belirsiz bir Hollandalı, Ağustos 1944’te, Gestapolara ihbar ediyor ve ani bir baskın ile Frank ailesi ve diğer aile trenle Polonya’daki Auschwitz toplama kampına gönderiliyor. Bir süre sonrada buradaki toplama kampından farklı kamplara dağıtılıyorlar. Anne ve kardeşi Margot gittikleri yeni kampta tifodan ölürler. Auschwitz’de kalan baba Otto Frank kızıl ordunun gelmesi ile kurtulur,
Baba Frank’ın elinde eski sekreteri Miep’in kendisine ulaştırdığı Anne’nin günlüğü vardır ve bu günlüğü defalarca okur ve yakın çevresinin de baskısı ile yayınlamaya karar verir ve yayınlanır..
Okuma serüvenimde şimdilerde Anne Frank’ın hatıra defteri var.. (tekrar okumaktayım.)
Zulmü ve şiddeti kınamak için gelin hep-beraber;
Sevginin Önünde; (Ataol Behramoğlu) şiirini okuyalım..
Bütün insanları dostun bil, kardeşin bil kızım.
Sevincin ürünüdür insan, nefretin değil
Zulmün önünde dimdik tut onurunu
Sevginin önünde eğil kızım…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Naim Kılıç 06 Şubat 2013 / 11:12

Sevgi sevileni güçlü kılıyor Korku ise korkutanı güçlü… Ama dikkat etmeli:
Seven ve korkanlar güçsüz kalmamaya dikkat etmel…
Sevileninin vicdanı ile korkutanın vicdanı olması yetmez merhamet duygusuna erişememişler ise!
Çok güzel yazıyorsunuz. Ben diyorum kikorkutanlar merhameti ne olduğunu öğrenememişse insalığın geleceği karanlık ne yazık ki…