Sevgi ve Saygıya Layık Olmak

Bu haber 21 Ağustos 2014 - 0:51 'de eklendi ve 1.012 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

 

Yüce Yaratan’ın yarattığı insanoğlu için asıl olan, yaşamı süresince iz bırakabilmektir.

Kim böyle bir hasletin sahibi oldu.

Hayatı boyunca büyükle büyük, küçükle küçük oldu.

Ancak o takdirde hem kul indinde hem de Yaratan indinde en makbul olandır.

Aksi takdirde sıradan bir yaratılan olarak ömür gelip geçer.

Hiç kimse de sizin varlığınızdan haberdar olmaz.

Tersi durumda, tüm gözler üzerinize çevrileceği için saygıda asla kusur edilmez.

İşte hayatı boyunca bu tür bir sevgi ve saygıya değer bulunun bir büyüğümüz, kısa süre içerisinde hakkın yoluna yürüdü.

Hem de arkasından milyonları sürükleyerek.

Bilmem kim demeye gerek var mı?

Kimilerine göre Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra en kalabalık bir cemaatle ebediyete intikal eden kişi Süleyman Seba idi.

O, Beşiktaş Spor Kulübü ile özdeşleşendi.

Önce futbolcu, ardından yönetim kurullarında görev üstlendikten sonra kesintisiz 15 yıllık süreçte aynı kulübe başkanlık edendi.

Özdeşleşen diyorum.

O sıradan bir yöneticilik yapmadı.

Yıllar boyu örnek bir başkan olarak gösterildi.

Onu ayrıcalıklı yapan sahip olduğu vasıflardı.

Düşünün ki, sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde kulüp başkanlığına talip olanlar, ya varlıklı kişilerdir.

Ya da milyonları arkasından sürükleyen kulüpleri bir şekilde basamak olarak görenler.

Bunun en belirgin göstergesi kendi ülkemizdir.

Bugün süper lig ve PTT 1.lig dahil tüm kategorilerde yarışan kulüplerin başkanlığını üstlenenler, maddi bağlamda fark yaratanlardır.

Ne gariptir ki, sadece becerisi baz alınarak başkanlığa getirilen bir tek dahi olsun kulüp başkanı yoktur.

Sadece ve sadece Rahmetli Süleyman Seba hariç.

O üst düzey bir devlet yöneticiliğinden sonra Beşiktaş Kulübüyle özdeşleşmeyi kendine şiar edinmiştir.

Onun, başkaları gibi kulübe verecek milyonları yoktur.

Yoktur ya, çoğu kimsede olmayan bir hasletin sahibidir.

O Beşiktaş’a gönülden sevdalıdır.

Siyah-beyazlı kulübün başarılı olabilmesi için sahasında kendini ispatlamış kişilerin yönetim kademesinde bulunması taraftarıdır.

Öylede yapar.

Onca yıllık süre içerisinde kendi yağıyla kavrulan bir kulüp olmanın çabasını sürdürür.

Bu tür bir yol izlerken, prensiplerinden asla taviz vermez.

Günümüz koşullarında sıkça rastlanan, yönetim kademesinde polemik yaratılmasını asla göz yummaz.

Beşiktaş’ın imkanlarını bildiği için her türlü harcamalar yanında, kulübü borç batağına sürükleyecek çarpık transfer politikasına asla meyletmez.

“Bir kulüp öncelikle kendi ayakları üzerinde durmalıdır.

Bunun da yolu, alt yapıya önem vermekten geçer” prensibi doğrultusunda hareket eder.

Meyvelerini de alır.

Aradan bunca yıl geçmesine karşın, ait olduğu dönemde fırtına gibi esen Metin-Ali-Feyyaz üçlüsünü yaratan, Seba’nın futbol anlayışıdır.

Türkiye koşullarında izlenmesi gereken bir yol.

Rahmetli Süleyman Seba, gerektiğinde Türk insanının nasıl bir başarının sahibi olacağını inandığı için önceliği kulübün alt yapısını güçlendirmeye ayırmıştır.

Dedim ya bunun semeresini de aldı.

Böylelikle o mutludur.

Çok para harcamadan kulüp yönetilebileceğini gösterdiği için hep saygıya değer bulunmuştur.

Bu nedenle onun için çok şeyler söylense de asıl altı çizilmesi gereken, her kulübün mutlak surette alt yapıya önem vermesi gerektiğini ispatlamasıdır.

İşte onu ayrıcalıklı yapan, yediden yetmişe herkesin sevgi ve saygısını kazandıran, her kim olursa olsun ayakları üzerinde durmayı bilmeli ilkesidir.

Seba’nın başkanlığı döneminde Siyah-Beyazlı kulüp bu tür bir yol izlediği için başarıdan başarıya koşmuştur.

Kulüp tarihi incelendiğinde görülür ki, en fazla şampiyonluğun kazanıldığı süreç, Süleyman Seba’nın başkanlık ettiği döneme aittir.

Ne var ki o, artık yeter diyerek başkanlığı gelecek kuşaklara aktarılması taraftarıdır.

Öylede yapar.

Yapar ya kendisinden sonra yönetimi üstlenenler, onun izinde yürümezler.

Beşiktaş’ta diğer kulüplerin izlediği pahalı transfer politikasına yönelir.

Sonrası malum.

Şampiyonluk bağlamında kendisiyle yarışan takımlardan Galatasaray ve Fenerbahçe’nin oldukça gerisinde kalır.

Oysa rahmetli Seba’nun yolundan gidilerek, öz kaynaklara yönelmiş olsalardı, çok daha başarılı yıllar geride bırakılırdı.

Ne yazık ki Seba, yıllar boyu izlenen yanlış transfer politikaları karşısında, bir yerde kahrolmuştur.

Kendisine mikrofon uzatıldığında altını çizerek söylediği, her kulüp öz kaynaklarına yönelmek zorundadır. Üstelik bu durum Türk futbolunun daha bir ivme kazanmasını sağlar.

Bunu bilir, bunu söylemiştir rahmetli.

Hayatını kulübe adayan, benim tek evladım Beşiktaş diyen Seba yaşı gereği rahatsızdır.

Çoğu kez, aşığı olduğu kulübün maçlarına gitmek bir yana Tv’den dahi izleyemez.

Zira Beşiktaş onu çok heyecanlandırırdı.

Çok sağlıklı olmasa da Beşiktaş sevgisi hayata bağladığı için yaşama tutunmaya çalışır.

Ta ki kısa bir süre öncesine kadar.

Derken bir büyük ve örnek başkan hakkın rahmetine kavuşur.

Koca başkan yaşam savaşını kaybetmiştir.

Ne mutlu ona ki, yaşamı sürecinde çok derin izler bırakarak ebediyete intikal etti.

Cenaze törenindeki kalabalığı her şeyi anlatıyordu.

Artık koca başkan Seba yok.

Kartal bundan sonra onsuz uçmaya çalışacak.

Allah’tan rahmet, Beşiktaş Camiasına baş sağlığı diliyorum.

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.