Serpil Öldü!…

Bu haber 12 Şubat 2018 - 23:53 'de eklendi ve 2.415 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@hamlegazetesi.com.tr

Prof. Dr. Namık AÇIKGÖZ

 Süheylâ, daha önce sana hiç bahsetmiş miydim bilmiyorum; Muğla’da yaşayan herkesin çok iyi bildiği Serpil (Dağdelen; Deli Serpil) geçen Cumartesi günü öldü.

Sevgili Cenk’in dediği gibi, Muğla’da başka isimleri saysan “Kim o?” diye sorulur ama “Serpil” denince sadece o hatırlanırdı. Tabii adının ilk hecesi vurgulanarak, onun adı özelleştirilmiş olurdu.

Serpil abayı (Ben ona “aba” derdim karşılaştığımızda.) biraz anlatayım.

Ona “deli” diyenler de vardı ama o deli falan değildi. (Anlatacağım…) Sadece o herkes gibi değildi. Belki biraz muhakeme zaafı vardı ama normal hayatını idame ettirecek aklı vardı. Kontrolsüz ve insan bünyesine uymayan hareketleri ve sözleri yoktu mesela… O sadece susuyordu ve gülmüyordu!…

Niye susuyordu ve gülmüyordu?…

Anlatayım…

Hikâyesini 20 sene önce Muğla’ya geldiğim günlerde dinlemiştim.

20 sene önce Serpil aba 56 yaşındaydı. Dinçti yani. Gerçi 10 Şubat 2018 Cumartesi günü cenaze arabasının çarptığında da hâlâ dinçti. Allah, garibini bir türlü koruyordu.

“Türlü” dedim de aklıma geldi… Samiha Ayverdi’nin Son Menzil adlı kitabında da bir Hak aşığı meczup vardır. Adı “Türlü”… Türlü, hikmetli laflar eder ama o laflar  millete saçma gelir. Türlü, hikmeti konuşarak söylerdi; Serpil aba susarak söyledi hep. Serpil aba söz orucu tutardı. Sebebini anlatacağım.

Allah’ın koruduğu bu garip, Saburhane tarafında bir evde ablası ile beraber yaşıyordu. Vaktiyle bir terziye çıraklık ediyormuş. Kurbanzade camiinin önünde cadde üstü bir terzi dükkânı… Yıllarca dükkânın temizliğini ve ufak tefek işlerini yapmış… Dükkân sahibi de bu garibe sahip çıkmış… Bir süre Serpil mutlu-mesut yaşamış.

Konfeksiyonun esnafı boğduğu yıllarda terzi, dükkânını kapatmak zorunda kalmış. Serpil yıllarca sabahtan erkenden gelip açtığı dükkânın anahtarını ustanın o akşam almasını anlayamamış ve gene de ertesi sabah dükkânı açmaya gelmiş…

Sonra toprak dükkân yıkıma kurban edilmiş.

Serpil, kapanan dükkânın kapandığını ve yıkıldığını bir türlü anlayamamış ve yıllarca o dükkânın olduğu yere gitmiş; “Belki açılır” diye ümitlenerek yıllarca oralarda oyalanmış. İnsanlar “Serpil, dükkân kapandı. Açılmayacak!…” demişler ama o hep açılır ümidiyle beklemiş. Sabah gelmiş dükkânın önüne… Akşama kadar beklemiş beklemiş… Akşam evine gitmiş…

Bu yıllarca sürmüş… İşte Serpil’in bu hâlini millet “delilik” zannetmiş. Olmuş adı “ Deli Serpil”.  Ona şefkatle bakanlar olduğu gibi, “deli” diyenlerde olmuş… Zaman zaman kızdırmaya ve alay etmeye kalkmışlar… Ve Serpil hem onu hayata bağlayan dükkânın kapanmasına, hem de milletin ona deli muamelesi yapması karşısında, söz orucuna başlamış… Sadece söz orucu da değil… Yaşama sevincini kaybeden Serpil, artık tebessüm orucuna da başlamış…

Söz ve tebessüm orucu.

Ben 1994’te tanıdığımda ilk dikkatimi çeken özelliği, söz ve tebessüm orucu idi.  Kendisiyle alay edenlere, kızdırmaya çalışanlara karşı söz ve tebessüm orucu… Elbette giyim sanayiine karşı da bir tavrı olmalıydı ama Serpil, aklını bu tür insanlık düşmanı şeylerle meşgul etmezdi.

2004’te Muğla ağzıyla yazdığım “Anecim Neydipdurun?” şiirimde ondan şöyle söz ediyordum:

Deli Serpil sokaklaada geziyoru mu?

Garip gadın canından beziyoru mu?

Çocuklaa hâlâ onu üzüyoru mu?

Çocuklaa eziyetten vaz geçee mi biliyman.(bilmiyorum)

***

İlk gören dilenci zannedebilirdi Serpil’i ama o hiç dilenmedi. Perşembe pazarında tanıdıklarının verdiği fazla sebze-meyveyi bile başka fakir-fukaraya verirdi.

***

Serpil aba artık aramızda değil. O, ölünün arkasından verilen “ıskat”tan nasibine düşen olur ümidiyle gittiği cenaze törenlerinin birinde, cenaze arabasının çarpması ile ebediyete göçtü. Cenaze töreninde en yürek yakan an, gene cenazelerin vazgeçilmez insanı Yaşar’ın ağlamasıydı. Yaşar, her cenazede olur ve ufak-tefek cenaze işlerini yapardı. İşte şimdi de, gene cenaze törenlerinin müdavimi Serpil için buradaydı ve cenaze işlerine koşmuyor; Serpil’in resmini, hıçkırıkları boğazında düğümlenerek taşıyor; sevgili Cenk de “hıçkırığın boğaza düğümlenmesi”nin fotoğrafını çekiyordu.

Belediye, sağlığında, yıllarca dükkân açılır diye beklediği yeri park yapmış, onun adını vermiş ve bir de heykelini koymuştu.

Biraz uzun oldu Süheylâ… Ama hangi ölüm kısa anlatılır ki?…

Serpil abayı bir gazete yazısında heba etmeyeceğim Süheylâ… O hikâyesi yazılacak kadar insan bir insandı!…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Reşat Öztepe 13 Şubat 2018 / 09:43

Kıymetli Hocam; Yazınızı okudum. Okudum okudum. Ancak bu kadar tasvir edilirdi. İlk kez okuyorum, söz orucu ile tebessüm orucu. muhteşem bir tasvir. tebrik ve teşekkür.