Senden Bilirim

Bu haber 15 Kasım 2016 - 0:02 'de eklendi ve 902 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

(izorba48@hotmail.com)

 Senden bilirim yok bana bir fâide ye gül,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül.

Etsem de abestir sitem-i hâre tahammül,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül…”

Osman Nevres

 

Sözsüz, şiirsiz geçmiyor ömür. Renklerin olmadığı bir dünyaya benziyor. Musikinin ruha değmediği bir dünyaya benziyor. Ve de sana bahşedilmiş en büyük hazine tabiatın varlığının olmadığı bir dünya. Siyah, gri, ve kirlenmiş bir beyaz satıhlardan yansıyan bir tonsuzluk içindesiniz. Mağaradan hiç çıkamayan insanlığın hali nice olur; işte o hâl üzereyiz. Sözden, şiirden, renkten, musikiden ötelenmiş bir dünya üzerindeyiz.

Ötelediğimiz tüm güzellikler aslında “insan” olmanın bize bahşettiği değerlerden de vazgeçmek anlamına geliyor. “Savaşma seviş” sözünün iptidailiğinde bile insan güzelden, iyiden, doğrudan yana tercihini ortaya koymuyor mu? O zaman bunca ayrılık, gayrılık niye? Zulmetin zalimliği şaha kaldırdığı bu ortamlarda insan hiçbir şeyi görmez, duymaz oluyor. Kendi şahsiyetinin varlığını bile kaybediyor. Boşluğun ortasında yolunu bulmaya çalışıyor. Tüm bu bilinmezlik içerisinde el yordamıyla yolunu bulmaya çalışıyor, gittiği yerde bulacağı bir şey yokken dahi.

Uzun zamandır aynaya bakarken kendimden utanıyorum. Yaşamın her anında insanların yüzlerine baktığımda dünyaya tüm pencerelerini kapatmış insanlar görüyorum karşımda. Hâl üzere hâl diliyle yaşamın dertlerini üzerinden atan, attıran; ya da hayatın ağusunu içinden çekip alan dostlar nereye gitti? Söze girerken bile hep şüphe üzere hareket edilmekte. İnandığın değerlere karşı dik duruşunu kaybeden, taviz veren insanlar hep günü kotarmaya çalışmakta. Söz nerede? Şiir nerede? Renk nerede? Musiki nerede?

Cep telefonundan, televizyona, gazeteye içimizdeki, özümüzdeki güzellikleri kaybettiren, unutturan hatta; “Biz”e dair ne varsa yağmalayan kafirce saldırılardan bezmiş, yorulmuş durumdayız. Geleceğimizin kodları tüketiliyor. Hayatının baharında gençlerimizi alamet-i farikada kaybediyoruz. Onların sorumluluğunu almayı bırakın kendi benlerimizin telaşında, kaygısında, açlığında gözümüzün nuru evlatlarımızı “bindirdik bir alamete, gönderiyoruz kıyamete” misali göz göre göre karanlıklara mahkum ediyoruz. Biz bunun vebalini nasıl öderiz?

“Gördüm açılırken bu seher goncayı hâre,

Sordum n’ola bu cevr ü cefâ bülbül ü zâre,

Bir ah çekip hasret ile dedi ne çâre,

Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül…”

İçimdeki tüm yangınla feryat ederek diyorum ki her dakika kanıksayarak dinlediğimiz şehit haberleri, kadınlarımıza karşı işlediğimiz cinayetler, gasplar, tecavüzler artık kelimelere sığmayan bütün kirleriyle bize “insan”ı aratmakta. İnsanlık gurbete düştü. Mecnûn’un Leylâ’sını arayışındaki çile üzere “insan”ı aramaktayım. Edebin, vicdanın, imanın huzuruna hasret duymakta insan! Bunca şikayet hâldeyken soruyorum: Söz nerede? Şiir nerede? Renk nerede? Musiki nerede?

Bu topraklarda yaşamanın bedelini, çilesini asırlardır ödüyoruz; ödemeye de devam edeceğiz. Bu topraklara vatanımız derken  tüm insanlığa aşkla saflığımızı, sevgimizi, adaletimizi ilâ-yı kelimetullah rehberliğinde mayaladık.

Mayamızın özünü canlar canına teslimiyetle tevhid üzere çalarken üzerimize her türlü küfrün odakları şer, bela, niza ve nifak ordularıyla çullanırken her yanışımızda külleri göğe savurup “insan” olma onurunu koruduk? Biz hâl üzere hâl diliyle tüm çilemizi söze, şiire, musikiye ve tertemiz ruhlara aktardık. Her bir çilede, her bir zulümde, her bir yıkılışımızda özümüzü teslim etmedik. Çünkü insan olmanın yaradılışındaki gayeye inandık.

Tahammül ya da seferse seçenekler biz bu seçeneklerde sıkışıp kalmadan tahammül üzere sefere çıkmalı. Tüm inanmışlığımızla insana hürmeten, insandan vazgeçmeden söze, şiire, renklere, musikiye ve de tüm unuttuğumuz değerlere açmalıyız ruhumuzu. Benliğimizin tüm pencerelerini açıp dünyaya söz üzere, şiir üzere kelam etmeliyiz. Ötekileşmeden, ayrışmadan özümüzdeki ortak özne insanda buluşmalıyız. Yol bilenlere kulak vermeli, atalar sözündeki gibi “Yol bilen kervana katılmaz.” deminde kaybolduğumuz bu boşluktan bir an evvel kurtulup “Biz”de dirilmeli, uyanmalıyız.

Sözde son durak ise  bütün bu açmazların birer dünya meselesi olduğunu unutmamakta Evet bunlar dünya meseleleri.. Ayrıntıları ayrımları farklılıkları ötekilikleri, başkalıkları, karşıtlıkları, kıskançlıkları,  nifakları, nizaları her şeyi; her şeyi çöpe atmak ve de tek manada buluşmak! AŞKTA. Kararlıyım aşka teslim oluyorum, aşka kanat çırpıyorum. Beni nereye götürürse.. Aşkın özgürlüğünde.

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.