Sen Ne Yaptın Mathieu?

Bu haber 16 Ağustos 2017 - 0:43 'de eklendi ve 901 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

“Koro” isimli filmi belki birçoğumuz izlemiştir ama ben yeni izleme fırsatı buldum. 2004 yapımı film, işsiz bir müzik öğretmeni olan Mathieu’nun, savaş sonrasında yatılı bir okulda kalan âsi ruhlu ve kimsesiz çocuklarlarla yaşadıklarını konu alıyor.

Bay Rasha, yatılı okulda öğrencilere oldukça sert davranan, dayak ve hücre cezası ile disiplini sağlamaya çalışan; buna rağmen bakanlık yetkililerince “uygar ve duyarlı” bilinen bir yöneticidir.

Mathieu ise, bu yaklaşımla sonuç alınamayacağını, cezaların caydırıcı olmak yerine öğrencileri daha çok şiddet ve isyankârlığa sürüklediğini düşünür. Aklına gelen çözüm, en iyi bildiği iş olan müzikle öğrencilere ulaşmak ve onlara farklı bir dünyanın kapılarını aralayabilmektir. Hemen öğrencilerden bir koro oluşturarak işe koyulur ve kısa sürede başarılı da olur.

Okul Müdürü Rasha, bütün engellemelerine rağmen kurulan koronun başarısını sahiplenmekten geri kalmaz. Bu başarıyı kullanarak bakanlık nezdinde itibar kazanmak, madalya alarak terfi etmek en önemli hedefidir. Ancak döverek okuldan kovduğu bir öğrencinin okulda çıkardığı yangın ile tüm hayalleri suya düşer. Planları tutmayınca ilk işi koro çalışmalarını yasaklamak; tüm öğrencilerin gönlünü kazanan ve onlarda görünür bir değişimi sağlayan müzik öğretmeni Mathieu’yu “Eğitimci olmayı ben istemedim. Ama bu işi biri yapmalı. Madem inancın var, git savaş. Beni bakanlığa şikayet et. Sen başarısız bir müzisyen, zavallı bir eğitmensin. Haydi cehenneme git…” diyerek kovar.

Filmin kahramanı Mathieu, ünlü olma derdi olmayan, başarılarının reklamını yapmayan ve eğitime inanan biri olarak ömrünü tamamlar.

Bu filmi izleyince uzun zamandır yönetim hakkında yazmayı düşündüğüm bazı şeyler zihnimde biraz daha şekillenmiş oldu. Çünkü eğitim ve yönetim, birçok noktada aynı özellikleri taşıyan iki farklı alan. Eğitim ve yönetimin başarısı da birçok noktada benzer yaklaşımların varlığına bağlı…

Örneğin eğitim ve yönetim, reklamı öyle kolay yapılabilen şeyler olmamalı…

Geçen hafta TEOG ve ÖSYS yerleştirme sonuçları açıklandı. Bütün eğitim kurumları sayısal veriler ve duvarlarına astığı bez afişler ile başarılarının reklamını yapıyor.

Eğitim kurumlarının bir görevi de öğrencilerini üst eğitim basamağına taşımaktır. Bunu yaparken sayısal verileri kullanarak başarılı olduğunu iddia edenlere; sosyal ve kurumsal ilişkilerimizin kalitesini, iş ahlâkımızın düzeyini ve aile huzurumuzu hatırlatmakta fayda var.

Eğitim kurumunun başarısı, alınan yerleştirme puanlarıyla değil, mezun ettiği öğrencilerin yaşam ve ilişki kalitesiyle ölçülebilir. Ancak sahip olduğumuz sosyal sermaye ve toplumda egemen olan medenî ilişkiler, eğitimin başarısı için bir gösterge olabilir.

Yönetim için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Kurumların, dolayısıyla yönetimin başarısı da yıl sonu raporları ve brifing dosyalarını süsleyen sayısal veriler ile ölçülmemelidir.

Her sabah gülümseyerek işe gelen ve her akşam evine huzurla giden çalışanların sayısının fazlalığı, kurumsal ilişkilere güven ve dayanışmanın hakim olması, özveriyle çalışanların sayısının artması, aidiyet bilincinin oluşması, üretimin/gelişimin ivme kazanması ve hizmet alanların memnuniyeti yönetimin başarısı için bir gösterge olabilir.

Kaliteli eğitim ve iyi bir yönetim, her şeyden önce insanları etkilemek ve onların gönlüne girebilmekle mümkündür. Çünkü insanın gönlüne giremeyenler, zihnine bir şeyler sokamıyor. Çalışanının gönlüne giremeyenler de, onlara liderlik yapamıyor.

Ne yazık ki, eğiticiliği istemediği halde eğitici olan, yönetici olmayı hak etmediği halde yöneticilik yapan nice insan var. Öğrenciyi testmatik, çalışanı da makine olarak görenler, maalesef kendisinden istenen standart sorumlulukları yerine getirmeyi ve Excel tablolarını şişirmeyi bir başarı olarak kabul ediyor. Ve tabi ki her başarı(!) da bir reklam aracı ve terfi fırsatı olarak kullanılıyor.

İnanan,  sorumluluk  alan, dert edinen, değer katan, üreten ve ortalamanın üzerine çıkan herkes;  özellikle kamuda, bu kişilerin “Sen ne yaptın Mathieu?” ikazına ve engellemelerine muhatap oluyor. Oysa Mathieu gibi inancı olan ve savaşan insanlara çok ihtiyacımız var. Çünkü değişim ve gelişim Rasha’larla değil, ancak Mathieu’larla mümkün.

Haa unutmadan, “Koro”yu bu güne kadar izlemeyenlere mutlaka izlemesini öneririm.

Koronuz güzel, alkışınız bol olsun…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Özer koyuncu 16 Ağustos 2017 / 12:21

Hocam hayırlı günler , güzel bir yazı olmuş. Allah razi olsun. Bu güzel ülke için derdi olan(Erenlerin) nesillerin sayısının artması ümidiyle. …