Sen Bizdesin Gene!

Bu haber 19 Mayıs 2015 - 1:44 'de eklendi ve 959 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Kalbimde bir hayâli kalıp kaybolan şehir! 

Ayrılmanın bıraktığı hicran derindedir!

Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene,
Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.

Yahya Kemal Beyatlı

 

 

Herhalde karar verme aşamasında en hızlı karar verdiğim ama; son adımı atma konusunda, hastalığım nedeniyle, git gelleri en fazla yaşadığım geziydi. Allah’tan sonu hayırlı oldu da korktuğum kora basmadan Rodos’a kavuştuk. İlkokul sıralarında duvarda asılı fizikî Türkiye haritasında karşılaşmıştım ismiyle. Öğretmenimiz yaşadığımız şehri haritadan bulmamız için gösterdiğinde Ege Denizi’ni, adalarını ve o zamanlar adalarla bizim kıyı şeridimiz üzerinde deniz üzerinde belirlenmiş kırmızı kesik çizgileri aklıma nakşetmiştim. Öğrencilik yıllarımızda atlaslar, ansiklopediler bizim internetimiz, dünyaya açılan pencerelerimizdi. Ne hayâller kurardık üzerlerinde. Öğretmenimiz bize o adaların bir zamanlar bizim olduğunu, savaş yıllarında elimizden çıktığını anlatmıştı; hatta bir keresinde deniz üzerindeki o kırmızı kesik çizgilerin bile kalkacağını söylerdi. Ara ara büyüklerimin aralarında Girit’ten, Rodos’tan, adalardan bahsettiklerini duyardım. Bir özlem duygusu hissedilirdi.

İşte elimizden çıkmış bu gurbette kalmış topraklara yıllar geçtikçe merakla karışık özlem duygusu benliğimde yer etmişti. Hep acı, hep gözyaşı, hep hasret. Cetlerimin İstanbul tarafındakilerde bu söylem daha belirgin hâl alıyordu. Yalın ayak, başı açık mallarını mülklerini nasıl ardlarında bırakıp geldiklerini hıçkırıklar eşliğinde anlatırlardı. Anneleri, babaları, kardeşleri hatta evlatları geride bırakmanın, göç yolunda çekilen acıların, uğranılan felaketlerin, görülen işkencelerin baştan başa verilen yaşam savaşının hikayesiydi bu! Neler, neler?

Türk’ün kaderi değil miydi bu? Göçer olmak, göçmek, gurbet, sıla, hasret, ağıt, gözyaşı, hüzün. Bu hikayeler büyüdükçe çoğaldı. Anadolu’yu merkez alarak her yerden, her yönden arttı çoğaldı. Zulüm, işkence, açlık, ölüm ve de göç Türk’ün alın yazısı olmuştu. Ahıska’dan, Kafkasya’dan, Doğu Türkistan’dan, Kırım’dan, Azerbaycan’dan, Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan cümlesi Balkanlardan, Adalardan, Suriye’den kısaca vatan bellediğimiz her yerden, her yerden. Bu acıların, sılanın, özlemin hikayesi Yahya Kemal’in şiirlerinde ufkumuzu açtı, tarihe bakışımızı derinleştirdi. Cengiz Dağcı’nın romanlarında vatansızlığın yanında özgürlüğün kıymetini arttırdı. Dahası isimleri bile zikredilemeyen yazılar, şiirler, yazarlar, şairler.

Yurt dışına yaptığım gezileri hep bu önceliği göz önüne alarak yaptım. “İlây-ı kelimetullah”ın dile geldiği vatan topraklarıydı gezdiğim yerler. Saraybosna’ya, Üsküp’e, Budapeşte’ye bu duygularla gittim, bu duygularla gezdim, bu duygularda yaşadım. Atalarımdan kalan bir mezar taşına, yıkık bir köprüye, bir mescide, kilise yapılmış bir camiye bu gözlerle baktım. Orada yaşayan insanlara atalarıma komşuluk yapmış, kader arkadaşı insanlar gözüyle baktım. Çünkü fikrimce insanların iyisi kötüsü varken, milletlerin iyisi kötüsü olamazdı. Özünde hepimiz insanız, farklılıklarımız farkındalıklarımızdır aslında.

Bu inancımızda da böyledir, geleneğimizde de.

Yazımın özünde de Rodos bir bahaneydi aslında vuslata ermede. Bize bir nefes kadar, bir saat feribot yolculuğunda yakın olan Rodos’u karşıdan ilk gördüğümde muhteşem kale surları ve iki ya da üç minare “Biz”de buluşmamızı sağlamıştı. İçim ısınıverdi şehre, adaya. Çok sakin bir ada: Rodos! Sizi yormuyor, kucaklıyor. İnsanları da tipik Akdeniz insanı sıcaklığında. ben gezilerde sadece güzellikleri görme ve duyma anlayışında olmam hasebiyle doğasında, tarihinde, ikliminde, insanında bunu fazlasıyla yaşadım. Pırıl pırıl tertemiz denizi ve sahiliyle Lindos; Rodos’un içinde saklı bir cennet gibi. Yüksekçe bir dağın yamacına kurulmuş tarihi kalesi ve onun eteğine yayılmış daracık arnavut kaldırımlı sokakları; kırmızı kiremitli çatılı, beyaz badanalı evleriyle her yer doğal örgüsünde korunmuş. O daracık sokakların içinde bazen yolunuzu kaybedebiliyorsunuz. Ve her evin penceresine, kapı köşesine sinmiş rengarenk Akdeniz çiçekleri güzelliği taçlandırıyor. Şehir trafiğe kapalı, ulaşım kaleye dek eşeklerle sağlanıyor. Ve gezinin Lindos dışında görülecek yerleri arasına Kelebekler Vadisi’ni, Yedi Pınarları sayabiliriz. Muğla’dan giden için bir farklılık yok, aynı coğrafyadayız. Sanki evimizdeyiz.

Gelelim bizim hikayemize. Atalarımızın izlerine; ada merkezindeki tarihi izlere. İki büyük medeniyetin izleri adada hala dimdik ayakta. Venedik ve Osmanlı! Kanuni Sultan Süleyman’dan miras Süleyman Cami bütün görkemiyle, zarafetiyle dimdik ayakta, üç ayrı camimizde surlar içerisinde ayrı merkezlerde varlıklarını koruyorlar ve yaşama tanıklık eden cami hazirelerinde yatmakta olan atalarımızın mezarları! Gece ayrı bir derinlik, gündüz ayrı bir sükunet var bu mezarlarda. Yahya Kemal’in mısraları eşlik ediyor bana: “Ve serin serviler altında kalan kabrinde /Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.”

Adada tek bir cami ibadete açıkmış: “İbrahim Ağa Cami” Biz merkezi gezmeyi pazar gününe bıraktığımızdan her yer kapalıydı, dışarıdan bakmak nasip oldu. Süleyman Cami’nin karşısındaki Hafız Ahmet Ağa Kütüphanesi, Mustafa Paşa Cami, Cem Sultan evi sıra sıra tarihe kayıt düşüyorlar. Ada sakinlerinin sıcak, dostça, güler yüzlü yaklaşımları da sizi evinizde hissettiriyor. Rumların esnaflık anlayışları kusursuz. Pazarlık yapmaları, sunumları mükemmel. Sizi hiç yormuyorlar, üzmüyorlar. Bir kayıt da trafik! Trafikte itişme, kakışma, kayıtsızlık, duyarsızlık hiç yok. Yayası, şöförü kurallara son derece uyuyorlar, birbirlerine saygı duyuyorlar. Özellikler turizm konusunda öğreneceğimiz çok şey var onlardan. Bunlar benim gördüklerim.

Bir de bize ev sahipliği yapan ada sakini Türkler var. Yaşı seksen beşe dayanmış, büyük bir hazine aynı zamanda dost bir yürek, bizden bir çınar! Şahap Kaşlıoğlu! Muğla’yla da hatıraları var. O da ayrı bir yazı konusu!. Bütün bu güzel yaşanmışlıklar adına son sözü Yahya Kemal’den mısralarla bitirelim: “Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene, /Biz sende olmasak bile, sen bizdesin gene.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
vedat tunç 22 Mayıs 2015 / 17:02

okurken geçmişin yadedildiği ve içimde firakın sızısını hissettiğim bir makale.. varol ismail hocam