Şehirlerin Hafızaları ve Muğla

Bu haber 08 Aralık 2015 - 10:20 'de eklendi ve 839 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Şehirlerin Hafızaları ve Muğla

 

Namık Açıkgöz

 

Müzeler, kütüphaneler, camiler, türbeler, sivil mimari örnekleri, sokaklar, mahalleler, anıt ağaçlar ve dağa, tepeye, dereye yamaca dair anlatılan her hikaye, şehirlerin hafızalarıdır. Şehir, sadece insanların çalışıp uyudukları bir yerleşim merkezi değil, ürettikleriyle şahsiyet bulan ve kendisine şahsiyet kazandıran üretimlerinin birikimi ve zenginliğiyle değer kazanan yerlerdir.

Bir şehirde öncelikle müze ve kütüphane yoksa, o şehrin hafızasında ciddi bir eksiklik var demektir. Karakteristik evleri, sokakları yoksa bir başka eksiklik yaşar o şehir.  Diğer unsurlarda da durum aynı… Onlar da yoksa, şehirler hep eksiktir.

Şehir hafızası olarak müzeleri ve kütüphanelerin hemen akla gelmesi son derece normaldir. Ben size normal hafızalardan değil de herkesin hemen hatırlayamayacağı bir hafıza malzemesine dikkat çekmek istiyorum: Erenler ve hikâyeleri, yani mankıbeleri.

Geleneksel kültürde, erenlere, evliyalara “şehrin manevi sahipleri” denirdi. Bu “manevi sahipler”in hikâyeleri, şehirlerde dengeleyici, belirleyici ve yönlendirici bir fonksiyon arz eder. Bilimsel açıdan doğruluğu kabul edilmese ve dini açıdan hurafe olarak görülse de, bu hikâyeler, yüzyıllarca anlatılır ve yüzyılları, sonraki yüzyıllara aktaran birer hafıza görevi görür.

Lafı bir yandan da geçen haftaki Hamursuz yazıma getirmek istiyorum. Yazım yayınlandıktan sonra pek çok geri dönüşle karşılaştım. Hepsi de teşekkür ediyordu Muğla’nın hafızasındaki bir noktaya temas ettiğim için. Demek ki, zaman zaman hafıza tazelemek gerekiyormuş.

Hamursuz’dan konuştuğumuz Muğlalılardan biri de Erol Kutlay idi.

Erol bey yazımı okumuş ve bana 65 yıl öncesine giden bir hatırasını anlattı.

O zamanlar mahallelerinde oturan bir Fatma teyze varmış. Arada “Ben Hamursuz’a gidiyorum” dermiş. “Neye gidiyon?” diye soranlara, “Orada gocaman bi yılan var. Hamursuz Baba’nın mezarını bekleyoru. O yılanı beslemeye gidiyom. Bi de kandili yakmaya…” dermiş.

Erol bey 65 yıl önce, 11-12 yaşındayken yaşadığı bir hatırayı 65 yıl sonra bana anlatırken, hem kendi hafızasını tazeliyordu, hem de bu şehrin hafızasını. Ayrıca, Hamursuz Baba ile ilgili, bilmediğimiz bir şeye, mezarını yılanın beklediğine inanıldığı bilgisini aktarıyordu bize.  Eskiden gizli hazineleri ve harabeleri, ejderhaların beklediğine inanılırdı. Demek ki, Muğlalılar, Hamursuz Baba’nın mezarını da büyük bir yılanın, yani ejderhanın beklediğine inanıyorlardı; hafızalarında böyle bir geleneksel motif de vardı.

Erol Bey, Hamursuz tepesindeki ağacın yeşil olduğu ve kandilin de yandığı hatırladığını söyledi. Daha başkalalarıyla konuşsak kim bilir neler neler çıkar bu şehrin hafızasına dair. Maşallah bereketli bir şehir Muğla. Hamursuz, Şahidî, Üç Erenler, Hasan Nuri gibi tasavvufî şahsiyetler; saat kulesi, camiler, özellikli sivil mimari örnekleri… Bunların her birinin taşıdığı bilgiler, metinler ve hikâyeler… Hepsi bu şehrin dinamik, capcanlı hafızası ve hepsi de bu şehre kimlik ve şahsiyet kazandırıyor.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.