Sayın Vekil İbrahim Aydın’a

Bu haber 02 Kasım 2017 - 18:29 'de eklendi ve 888 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

UBUNTU: Ben, ben olduğum için sen, sensin.

Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.

Oyun basittir. Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar.

Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.”

Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.

İşte o An’da bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.

Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.

Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.

Aldığı cevap hayli manidardır;

“Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz UBUNTU yaparak hepimiz yedik.”

UBUNTU; Güney Afrika’da “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demektir. Kelime karşılığı “insanlık”.

Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor.

İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin çok güzel bir örneği. Üzerinde düşünmeye, biraz kafa yormaya, denemeye değmez mi sizce de?

Değer hem de çookkkk

Aslın Biz olabilmek. Bu kentin BİZ olabilmesi, ben yerine BİZİ yaratmak. Daha fazla duyarlı olmak. Daha fazla ben den çok  bizi düşünebilmek.

Biz olabilmesi için daha fazla çaba lazım. Sadece sevebilmek ve sevgide buluşmak.

Ne aşk ne hayat minik hesaplarla uğraşmıyor aslında. Merhamete, şefkate, iyilikte ve sevgide buluşmalıyız.

Bu kentin sokaklarında, bu kentin kahvelerinde, bu kentin insanlarında bu kentin yöneticilerinde, bu kentin seçilmişlerinde ben yerine biz’e UBUNTU’ya ihtiyacı var.

Yürüyorum başımı dağlara vurmuş gibi şehirde. Bir kifayetsizlik var.

Bir burukluk var.

Bir hüzün.

Gözleri olsa sanki ağlayacak.

Sevgilisi terk etmiş bir şahıs gibi.

Üzgün kırgın.

Kocaman hastane merkezden yeni yuvasına göçtü Muğla sessiz kaldı. Hazan mevsiminin hüznü çökmüş gibi.

Arkadaşım anlatıyor hastanenin karşısında olan evinden çıkınca caddenin sessizliği ve hastane bahçesinin ıssızlığı ile karşılaşınca ‘ay ne oldu yahu’ demiş.

Sonra hatırladım ki diyor ‘bu hafta sonu hastane taşınacaktı sabahın ve caddenin garibanlığı ondandır’ dedim diyor.

Öylesine etraf  ıssız ve sessiz ki. Sanki bir çok acılar yaşamış bu sokak bu cadde ve hala da yaşamaya devam etmekte.

Karanlık ne kadar ağırsa, ıssızlık ve sessizlikte böylesine ağır.

Ağır ve kesif bir durum.

Terk edilmiş bir sevgili gibi duruyor o eski hastane. Tüm enerjisi yok olmuş. Kolu kanadı kırılmış, umutları yok olmuş gibi.

Bir sevdayı omuzlamış taşımış sonrasında da; hüzün konuşur olmuş bu şehirde bu terk edilmiş hastane.

Sokaklar, caddeler boş kaldı.

Kanatsız kuş gibi.

Geçiyorum terk edilmiş sevgili gibi olan yerden terk edilmiş köyler gibi.

İçimden farelerin kedilerin yeni sarayı diyorum.

Bir kifayetsizlik var havada. Bir küslük. Bir dağınıklık. Bir çaresizlik.

Ne olacak bu memleketin hali denir ya, ben de ne olacak bu hastane işi diyorum. Eskisi gibi devlet hastanemiz olacak mı? Olmalı. Çok geç olmadan umut bulutları dağılmadan umutları tazelemek lazım.

Sayın Rektörümüz 2’ci basamak hastane olmalı diyor ve destekliyor bu fikri. O’na teşekkür etmeliyiz.

Ve bir kişiye de teşekkür etmek lazım.

Memleketimin Vekili Sayın İbrahim Aydın’a. Kendisi Orman Bölge Müdürlüğü döneminde şimdiki Eğitim Araştırma hastanesinin yerini Sağlık Bakanlığına devretmiş ve hastanenin yapılmasında çok önemli adım atmıştı.

Şerefle mutlulukla söylüyorum; ben Antalyalıyım ve seneleri düşününce yarı Muğlalı. Melez vatandaşım.

Buradan hemşerim Sayın Vekil İbrahim Aydın’a ilimiz adına minnetimizi ve teşekkürlerimizi gönderiyorum…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
ErdalÇil 03 Kasım 2017 / 10:06

Güzel bir vefa göstermişsiniz Gülten Hanım. Gerçekten de hiçbir alkış beklemeden, kendi iç bürokratik taassuba rağmen söz konusu Muğla olunca kollarını sıvayan insanı yıllar sonra da unutmamak çok güzel. Bence de onun fedakarlığı olmasa bugün halen ‘hastaneyi Düğerek’e mi, Mezbaha yanına mı yapalım’ tartışmalarıyla oyalanıp duruyor olacaktık.