Saygıyla Minnetle Selamlıyoruz

Bu haber 30 Ağustos 2017 - 0:33 'de eklendi ve 1.253 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

26 Ağustos’ta taarruz emrini veren Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ün silah arkadaşlarının gazilerimizin ve şehitlerimizin asla ve asla hakkını ödeyemeyiz.

Bu yüce millet önce inandı ve O’nu Başkomutan yaptı.

OBağımsızlık benim karakterimdir” diyen mavi gözlü dev, milletinin güvenine layık oldu ve büyük taarruzu büyük zaferle sonuçlandırdı.

O gün bu gün…

Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyoruz.

Başta ulu önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu vatan uğruna canını vermiş tüm şehitlerimize, kanını dökmüş tüm gazilerimize minnettarız.

Şükran duygularımızla saygıyla, minnetle selamlıyoruz.

xx           xx           xx

Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu şair ve yazar Nâzım HikmetKuvayi Milliye Destanı”… nı 1939‘da yazmaya başladı ve 1941‘de bitirdi. Bu eser, şairin Yayınevlerine göre 100 ve 150 sayfa arasında değişen ve Kurtuluş Savaşı‘nı baplar halinde anlattığı bir destandır.

Kurtuluş Savaşı’nı bu kadar güzel anlatan başka bir destan yoktur.

Şimdi gelin Büyük Taarruz ve Zafer’in anlatıldığı bölümü özetleyerek paylaşalım:

xx           xx           xx

26 AĞUSTOS GECESİNDE SAATLAR

İKİ OTUZDAN BEŞ OTUZA KADAR

ve

İZMİR RIHTIMINDAN AKDENİZ’E

BAKAN NEFER

Saat 2.30.

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,

ne ağaç, ne kuş sesi,

ne toprak kokusu vardır.

…..

Dağlarda tek / tek / ateşler yanıyordu. / Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki / şayak kalpaklı adam / nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden / güzel, rahat günlere inanıyordu / ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, / birdenbire beş adım sağında onu gördü. / Paşalar onun arkasındaydılar. / O, saatı sordu. / Paşalar: «Üç,» dediler. / Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. / Yürüdü uçurumun başına kadar, / eğildi, durdu. / Bıraksalar/ ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak / ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak / Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

…..

Saat 4.

Tabur imamı

mevzideki biricik silâhsız adam:

ölülerin adamı,

kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,

durdu boyun büküp

el kavuşturup

sabah namazına.

İçi rahattır.

Cennet, ebedî bir istirahattır.

Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,

meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir

Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.

…..

Saat beşe beş var.

Dağlar aydınlanıyor.

Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.

Gün ağardı ağaracak.

Kokusu tütmeye başladı:

Anadolu toprağı uyanıyor.

…..

Yüzbaşı sordu :

– Saat kaç?

– Beş.

– Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek / ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden / yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar, / bütün âletleriyle / ve vatan uğrunda, / yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle / Birinci ve İkinci ordular / baskına hazırdılar.

…..

– Beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

ve fecirle birlikte büyük taarruz…

Sonra.

Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.

…..

Sonra.

Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.

Esirler arasında General Trikopis:

Alaturka sopa yemiş bir temiz

ve sırmaları kopuk frenk uşağı…

…..

Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü

ve şu türküyü duydu:

«Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

bu memleket bizim.

 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

bu cehennem, bu cennet bizim.

 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,

yok edin insanın insana kulluğunu,

bu dâvet bizim…

 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

ve bir orman gibi kardeşçesine,

bu hasret bizim…»

 

Sonra. / Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik / ve Kayserili bir nefer / yanan şehrin kızıltısı içinden gelip

öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya, / Güneyden Kuzeye, / Doğudan Batıya, / Türk halkıyla beraber / seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i.

 

Ve biz de burada bitirdik destanımızı. / Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap, / Türk halkı bağışlasın bizi, / onlar ki toprakta karınca, / suda balık, / havada kuş kadar / çokturlar; / korkak, / cesur, / câhil, / hakîm / ve çocukturlar / ve kahreden / yaratan ki onlardır, / kitabımızda yalnız onların mâcereları vardır…

Nâzım HİKMET

 

xx           xx           xx

Kutlu olsun…

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.