Saygınlık ve Saygı!

Bu haber 15 Haziran 2015 - 23:58 'de eklendi ve 708 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

“Şimdi sonbahar ya!..

Var gücüyle sararıyor yapraklar
Var gücüyle dökülüyorlar
Şiirime dökülüyorlar sarı sarı
Şiirime dökülüyorlar gökkuşağı
Beni sen sanıyorlar seni de ben
Hiç kimse olmadığımızı unutuyorlar
Ağırlaşıp uyuyorlar”
Bakiye Candan Ertürk

Okulda geçen bir ömür, güzel hatıralar, nadide paylaşımlar. Yapılan hataları da içine kattığımızda öğrenim süresinin bir tamamlanmadığı, hatta her geçen sene eksikliklerimizin daha bir ayırdına varıp görüşümüzü daha da genişlettiğimiz farkındalıklarla dolu. Neticede biz de insanız, insan temayülünde var olan geçişleri bizler de yaşıyoruz. Ve de malzememiz doğrudan insan üzerine kurulu. Sadece kuru bir bilgi duvarı da değil ördüğümüz; aslında öğretim olsaydı işimiz çok kolay olurdu. Ama; alan da veren de insan olunca, almanın da vermenin de binlerce yolunu, metodunu öğrenseniz de işiniz hiçbir şekilde tamamlanamıyor.
Her insan yepyeni bir dünya keşfedilmesi gereken ve siz karşılaştığınız o her yeni insanda kendinizdeki farklı “ben”lere de ulaşıyorsunuz. Sırra kadim Yunus’un mısralarındaki gibi: “Beni bende demen bende değilem / Bir ben vardır bende benden içerü”
İşte bu hiç bitmeyen macerada nereye nasıl, ne zaman varacağınızı hatta; vardığınızı bilemiyorsunuz. Zamanın bir oyuncağı olma hasebiyle durduğunuz nokta sona gelinen bir nokta değil aslında. Yeni başlangıçlara götürüyor sizi. Enerjimizin kaynağı karşılıksız sevgiler, inadına her şeye rağmen size duyulan inançlar. Evet, öğrencilerimiz bize bir kere inandıktan sonra öylesine teslim oluyorlar ki bazen “ben” duygusu rotasını daha bir dizginlemek durumunda kalıyor. İnce bir çizgi, “siz” çizgisi araya “saygı”yı katıyor. İşte yaşanan bütün paylaşımların güzelliklerle, mutluluklarla taçlandığı yerde saygı, tablonuzun tamamlanmasına olanak veriyor.
Sözümün seyri öğrencilerime yönelmeden ilk kavşakta dönüyorum. Çünkü söz onlara çevrilince, yolumun istikametini saptayamıyorum. Onca yaşanmışlık, onca paylaşım, onca güzellik sözün manasını kaybettiriyor. Onlar bizim ummanımız, onlarda kaybolmak her öğretmenin en büyük sermayesi, en büyük hazinesi.
Kavşakta beni bekleyen bir öğretmenim var. Bir Muğla hanımefendisi. Sözünde, tavrında ruhuna, kişiliğine işlemiş saflık, nezaket, edep sizi kendine hemen çekiyor. Sanki o, bu dünyanın insanı değil. Ruhundan insana yansıyan özdelikte bu var, sanki bir kılavuz. Onu gördüğünüzde hemen toparlanma ihtiyacı duyuyorsunuz. Sözcükleriniz, vücut diliniz onun karşısında haddeden geçmek zorunda. Asırlar öncesinden buraya tevdi edilmiş “haddeden geçmiş nezaket” karşısında ancak saygı duyabilirsiniz.
Yıllardır beraber çalıştığım değerli büyüğüm için, gerçek anlamda edebin öğretmeni diyebilirim. Çok şey öğrendiğim öğretmenimden bende kalan en güzel hatıra biraz da gönülsüz aldığım 1950’li yıllara ait iki edebiyat dergisidir. Ama onun yanında yüzlerce anekdot, güzel sözler, şiirler, görkemli bir edebiyat bahçesinden derlenebilecek nice güzellikler. İnsan bundan daha güzel nasıl bir mirasa sahip olabilir ki.
Yıllar geçtikçe öğrencilerine ondan yansıyan berraklık, huzur ve mutluluk bana, bir öğretmenin insan hayatında nasıl manidar izler bırakabileceğinin de bir göstergesi oldu. Ortak öğrencilerimiz, hele onlar.. Hepsi bizim dostumuz, sırdaşımız, gönül yarenimiz oldu. Hepsi de güzel yerlerde. Bana düşen ise üstadımın çıraklığını yapmaktı. Bu bile o kadar büyük hazineydi benim için.
Ve ardı sıra iki sözcük tamamlıyor öğretmenimin gölgesinden yansıyanları: “Hoşgörü ve tevazu!” Her ne şart altında olursa olsun karşındakinin “insan” olduğunu unutmayan, “Yaradan”ın en büyük bahşı olan insana o aynadan bakan bir sevgi. Koşulsuz merhamet ve sevgi. Çekilen çile hükmünce elde edilecek sevgi. Nasıl ayırt edilir bir gönül hükmüdür ki bu, çilesiz anlaşılmıyor. Sır olgunlaşmadan olunmayacağında saklı. Dokunuşların arasında tevazu da bir zemin oluşturmuş. Her yerde ve zamanda tamamlıyor. Söz manaya da burada derinlik katıyor. Ne isen “o” ol! Ne varsa sende sadece “onu” göster, “onu” paylaş. Bu yetiyor mu yetmekte, yetmeli de.
Edebin, şiirin öğretmeni kendisi de bir şiir olmasına rağmen paylaşmaz içindeki kendinden olan güzellikleri, şiir bahçesinden yakalayabildiklerimiz kadarıdır bildiklerimiz. Şair ruhunu yansıtsa da şiirinden dem vurmaz. İnşaallah gelecekte bir gün paylaşıma açar da bir “kitap”ta okuma talihine kavuşuruz. Onun yazmayı istediğimiz sözcükler sıralanmış, bekleyedursun; biz O’nun öğrettiği çizgiden gidelim, dem vuralım. Saygı saygınlığı getirir, edebin öğretmeni Bakiye Candan Ertürk büyüğüm de bunu fazlasıyla hak ediyor. Sözlerimiz bir veda değil aslında, yepyeni bir yaşam vadisine merhaba.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.