SARI BASIN KARTI GERÇEĞİ

Bu haber 17 Mart 2012 - 0:00 'de eklendi ve 995 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Başbakan Erdoğan’ın AK Parti Grup Toplantısı’nda tutuklu gazetecilerle ilgili konuşmasına ilişkin yaptığı açıklamada, tutuklu gazeteci sayısını basın kartlı gazeteci sayısına indirmenin Türkiye gerçekleriyle uyuşmadığını bildirdi.
Haberi gazetelerde okuyunca, “İyi ki TGC var.” demekten kendimi alamadım.
Ama şu soruyu da sormadan edemedim: İyi de “Sarı Basın Kartı”nda Türkiye gerçeklerinin üzerine bir kez olsun gittiniz mi?
Sadece TGC değil… Muğla Gazeteciler Cemiyeti’nden Ankara Gazeteciler Cemiyeti’ne; Türkiye Gazeteciler Federasyonu’ndan Türkiye Gazeteciler Sendikası’na ve KESK Haber Sen’e kadar hiçbir basın örgütlenmesinin bu gerçeğe yakından uzaktan ilgisi olmadı.
 
xx      xx      xx
Ne zaman Başbakan Erdoğan tutuklu gazetecilerin sayısını sarı basın kartlı gazeteci sayısına indirgedi, “Türkiye gerçeği” akıllara geliverdi!
Sizce ben gazeteci miyim, değil miyim?
Şu anda bu yazıyı okuyanların “Elbette gazetecisin” dediklerini duyar gibi oluyorum. Neredeyse 30 yıldır bu işi yapıyorum, benim hala bir “Sarı Basın Kartım” yok! Eğer ben de tutuklu gazetecilerin içinde olsaydım, Başbakan Erdoğan’a göre “gazeteci” olmayacaktım…
Bu yüzden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP Grup Toplantısı’nda tutuklu gazetecilerle ilgili yaptığı konuşmayı dinlerken yüreğim cız etti. Üzüldüm, kahroldum…
Benim gibi bu işi yapan pek çok kişinin, bu işten ekmek yiyen meslektaşımın sarı basın kartı yok, ama yaşamında bir tek haber kaleme almamış binlerce kişinin sarı basın kartı var!
 
xx      xx      xx
Bir zamanlar sağladığı olanaklar nedeniyle bir “imtiyaz belgesi” sayılan “Sarı Basın Kartı”nı Başbakanlığa bağlı Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü verir. O nedenle ben de dahil, pek çok meslektaşımın “Ben Devletin imtiyazlı gazetecisi değilim” diyerek o kartı almadığını biliyorum.
Sarı Basın Kartı’ taşıyanlara tanınan o tür (yüzde 50 telefon indirimi gibi) imtiyazları da 1980 sonrasında rahmetli Turgut Özal kaldırdı. İyi de etti. Çünkü günümüzde o iletişim indirimleri medyaya egemen holdinglere yarıyordu…
 
xx      xx      xx
Bu memlekette gazetesinde fiilen bir, iki gazeteci çalıştırırken, eşini, oğlunu, kızını, eşini, dostunu “sarı basın kartı” sahibi yapmış pek çok gazete sahibi olduğu gibi, bunların içinde Gazeteciler Cemiyeti başkanlığı yapmış ve yapmakta olanlar da az değil…
Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün de bildiği gibi bugün Ankara’da sarı basın kartı sahibi kaloriferci var!
Avrupa Birliği Bakanlığı tarafından yürütülen ve İngiltere Büyükelçiliği’nin desteklediği “Türk Yerel Medyası AB Yolunda” projesi kapsamında gerçekleştirilen bilgilendirme toplantılarının bir ayağı da 10-11 Ocak tarihlerinde Muğla’da gerçekleştirilmişti. BYEGM Basın Şubesi Müdürü Mehmet Akseki’nin de bulunduğu toplantıda bu gerçekle ilgili, “Olmuş artık. Bundan sonra olmamalı.” denilebiliyordu…
Türkiye gerçeği işte!
 
xx      xx      xx
BYEGM ve Basın İlan Kurumu gerçekten bu konuda bizim meslek örgütlerinden daha fazla çırpınıyor, ama sadece çırpınıyor… Kurum geçenlerde bir uygulama daha gerçekleştirdi. Bir defaya mahsus “sarı basın kartı sahibi olmayan” kalmadı! Ama hala sarı basın kartı sahibi olmayan pek çok gazeteci var. Örneğin ben emekli olduğum için istesem de bu uygulamadan yararlanamıyorum. Hala sarı basın kartım yok!
Bu köşede yazdığım bir yazı nedeniyle soruşturma geçirebilirim. O zaman “Basın Kanunu’na” göre yargılanacağım, ama “basın mensubu” sayılmayacağım! Tabi o zaman bana “Yazma kardeşim. Bak senin sarı basın kartın da yokmuş.” denebilir…
Bu kepazeliğe bir son verilmeli. Umarım Başbakan Erdoğan’ın başlattığı tartışma bu yaraya merhem sağlar…
 
xx      xx      xx
Ben Başbakan Erdoğan’a bir anlamda katılıyorum. “Tutuklu gazetecilerin” içinde gerçekten gazeteci olmayanlar olabilir. Ancak Sayın Başbakanın “gazeteci” olmayı “sarı basın kartına” indirgemesine katılamıyorum. 30 yıldan fazla bu mesleği yapıp ta sarı basın kartım olmadığı için gazeteci sayılmamam beni çok yaraladı!
Bırakın kimin gazeteci olup olmadığına örgütleri karar versin…
 
xx      xx      xx
Peki, ne yapılmalı?
Sayın Başbakanın sözünü ettiği ‘Basın Kartı’, Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü tarafından gazetecilere belli bir sürenin sonunda verilen bir tür kimlik belgesidir.
BYEGM ve dolayısıyla Başbakanlık tarafından gazetecilik dışında kimlik verilen bir baş meslek var mı? Yok… Örneğin tabiplere Tabip Odası, avukatlara Baro kimlik veriyor. Terzinin, berberin, marangozun bile odası var, ama gazetecilerin yok! Ülkemizde sadece gazetecilerin “odası” yok!
Bu anlamda gazetecilere “Gazeteciler Cemiyetleri” kimlik vermelidir. İşinde “etik” davranmayanların mesleğine de üyesi olduğu cemiyet son verebilmelidir. Ama “Cemiyetler” de “Cemiyet” olmalı… Örneğin Muğla Gazeteciler Cemiyeti gibi “gazeteciden” çok gazeteci olmayanların kayıtlı olduğu yapıya sahip olmamalı…
Bu noktada “Basın İlan Kurumu tarafından yerel gazetelere paylaştırılan resmi ilanları kim paylaştıracak?” diye sorulabilir. “Meslek Odaları” disiplinine sahip Gazeteciler Cemiyetleri bu işi pekâlâ yapabilirler…
Bu konuda Başbakan Erdoğan ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel’e görev düşüyor. Tam zamanıdır…
(17.03.2012)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.