Sanattan, Demokrasiden

Bu haber 08 Ocak 2015 - 23:59 'de eklendi ve 814 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Hepimiz nice yeteneklerle geliyoruz bu Dünya’ya.

Bakıyorsun aynı anne-baba-ev-yetiştirilme kültürü, lakin bambaşka çocuklar…

Birbirlerinden yüzseksen derece, farklı donanımlarla donantılmışlar. İlmek ilmek farklı. Bambaşka kumaşlar.

Fabrika aynı, çıktısı ürün, apayrı.

Birisi ipekli kumaş, ötekisi basma.

Birisi kadife, ötekisi keten.

Dokuları farklı.

Mizaçlar, yetenekler, yaratıcılık farklı iken; peyder pey, silgi ile siler gibi, tek düzeliğe, tek tipliğe, tek yola, tek tip bakmaya, tek tip algıya, tek tip at gözlüğü takınmaya, tek bir yolda yürümeye, yani, beton kalıpların içine koyar gibi, tekleştirmeye çalışılıyor.

Tıpa tıp aynılaştırma ile empoze edilebilen, güdülenen toplumlar, daha kolay hükmedilen topluluklardır.

Farklı düşünceler ve yargılar, her zaman bizleri ürkütür.

Tahammülkar değiliz çünkü…

Ben iddia ediyorum ki; ülkemde bir çalışma yapılsa, yaratıcılığı en fazla törpüleyip atmak isteyen, adım adım, kıymık kıymık yok eden toplumsal yapıyız biz…

Sanattan, edebiyattan beslenmiyoruz. Daha çok tek düze kalıpların içinde, sükutta durulmasını arzuluyoruz. Sükutta durmayı kabul etmeyenlerede ürkerek sesini çıkartabiliyor.

Korku ikliminde büyüdüğümüz için korkuyoruz. Fikirlerin özğürlüğü kutsanmadığı için, fikirler özgürce dolaşamadığı için, nefes bulup yaratıcılıkları teşvik edemiyor.

Özgürlük yaratıcılığın fikir babasıdır…

Yaratıcılık kocaman yürek ister.

Cesaret işidir. Farklı bakmayı ve farklı düşünmeyi eğemen kılar.

Biz ise tek tip, tıpatıp aynıların eğemen olduğu kalıplardan hoşnut oluyoruz.

Çağ bunu istiyor iken.

Teknoloji bunu arzuluyor iken.

Yaratıcı düşünceyi tohumlayamıyoruz bireylerimizde.

Neden böyleyiz anlamak anlamlandırmak çok zor. Sadece kazanılan sınavlarla başarı ölçen ve ölçütleyen bir algı yeşermiş toplumun üzerine, algı perdesi olarak da yerleştirilmiş.

Gerçekten bir müze yapılacak olsa, yaratıcılıkların köreltilmesi konusunda en zengin müzeyi kurarız bu ülkede.

Adınada özğünlükleri ve yaratıcılıkları yok etme müzesi diyebiliriz.

Ki hepimiz doğuştan nice yeteneklerle Dünya’ya geliyoruz. Kumaşların dokuları farklı olsada en güzel entariler dikilebilir iken, bambaşka modeler olarak gün yüzüne çıkartmak gerekli iken, bu özgünlükleri gömüyoruz.

Sıradanlaştırmaya ve tek tiplemeye çalışıyoruz.

Ailede olduğu kadar eğitim sisteminde de yaratıcılıkları dehlizlere gömmeyi yeğliyoruz. Ana konu ailede ve eğitimde yaratıcılığı teşvik etmek iken bizler yaratıcılıklardan korkuyoruz.

Korkmayalım yaratıcılığın özünde sevgi ve aşk var.
Neşeli eğlenceli anlarda var.

Çocuklar için; oyun oynarken, paylaşımlar yapar iken, yeni fikirler üretmeye başlarlar.

Rahatlayan beyin yeni şeyleri deneyimlemeye başlar.

Dersler eğlenceli metodlarla öğretilirse çocuklar daha çabuk öğrenip aynı zamanda yaratıcılıklarını geliştirmektedirler.

Dersleri eğlenceli metodlarla öğrenme, öğrenmede sevmiyorum gibi kavramları ortadan kaldırıyor.

Günümüz karmaşasında daha çok yaratıcı düşünceye, eyleme ihtiyaç var iken, biz bu düşünceyi filizlendirmeyi yapmıyoruz.

Konuya kafa yormuş akademisyenler diyor ki; yaratıcılık konusu ekonomik kalkınmaylada çok ilgili ve bu metodolojinin eğitim sistemi içinde olması gereklidir diyorlar.

Öğrenim yaşamında grupla yapılan çalışmalar, daha fazla yaratıcılığı geliştirir. Hem fiziksel hem de sosyal duygular için işin içine girince, zihinsel güç artar ve yaratıcılık gelişir deniyor.

Ben yürekten inanmaktayım ki; bir ülkenin kalkınmasını gazlayan iki temel etmen, Yaratıcılık ve Girişimciliktir. Sosyal ve ekonomik değişimin can simitidir bu iki temel etmen.

Yaratıcılığı geliştireceğizde, pek hale neler yapabiliriz?

Sanat ve yaratıcılık her ikisi bir birinden çok fazla feyz alan birer partnerdir. Ruh ikizi gibi.

Bence hiç üzülmeyin büyük yaratıcı hepimizin içine yaratıcılık hücrelerini koymuş. Sadece doğru politikalarla bunları gün yüzüne çıkartmamız lazım.

Çocuklarımız için geç kalmadan bir şeyler yapmalıyız diye düşünüyorum.

Sanatı okul içine taşımak ve kültür dünyasını keşfetmeleri, onlara iyi gelecektir.

Bence Milli Eğitim Bakanlığı, sanat öğretmenliği branşını eğitim sisteminin içine sokmalıdır. Sanatın naifliği ve yaratıcılığı, öğrencileri çok ama çok geliştirecektir.

Ben söylerim ki; ruhlar, sanattan, aşktan, naiflikten beslensin bu dünya şeker gibi olur.

Çünkü empati kültürüde gelişip içselleşeceği için kardeşce olacaktır insanlık.

Bireysel faklılıkları hoş görmeyen zihniyetler aynı zamanda demokrat olamıyor.

Demokrasi olmayınca, fikirler serbest dolaşamıyor.

Fikirler serbets dolaşamayınca sanat ve yaratıcılık kısır kalıyor.

Birşey idrak etmeliyiz ki; sanattan, demokrasiden, fikirlerden, yaratıcılıktan, girişimcilikten günbegün beslenip gelişeceğiz.

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.