Sana ne?

Bu haber 06 Ekim 2010 - 0:00 'de eklendi ve 900 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Galiba
beni en çok öfkelendiren tavır, güçlülerin güçsüzler karşısındaki o aldırmaz ve
insafsız küstahlığı.

Kılıçdaroğlu’nun,
Hürriyet gazetesinde Fatih Çekirge’yle yapmış olduğu konuşmayı okuduğumda da
aynı öfkeyi hissettim.

Başörtüsü
ile türbanın farkını anlatıyordu.

Saçı
tümden örterse “türban” olurmuş, saçın bir kısmı gözükürse “başörtüsü” olurmuş
falan filan…

Bu adam
altmış yaşını geçmiş.

Koskoca
bir partinin başkanı olmuş.

Zihinsel
gündemini bu laflar mı oluşturur böyle birinin?

Çekirge
diyor ki, Anayasa tartışmalarını bu fark belirleyecekmiş.

Yani,
üniversiteye giden kızın saçı gözükecek mi gözükmeyecek mi?

Buna
öfkelenmemek mümkün mü?

Sana ne
kardeşim?

İster
saçını açar, ister açmaz, sana ne?

İnsanların
saçına başına karışma hakkını kim kime verebilir?

Orduna,
polisine, mahkemene, anayasana, her neyineyse işte, ona güvenip insanların
yaşama biçimine karışmaktan, onlara müdahale etmekten, “şunu giyemezsin, bunu
yapamazsın” demekten daha zorba, daha küstah bir tavır olabilir mi?

Bu nasıl
bir küstahlık?

Yeryüzünün
her yanında üniversiteler dünyanın en özgür yeridir, gençler istedikleri gibi
giyinirler, istedikleri gibi fikirlerini söylerler, partiler yaparlar,
üniversite kampusunun etrafındaki lokantalarda canları isterse içki içerler,
evlerinde, odalarında sevişirler, ibadet ederler, en saçma konuları bile
istedikleri gibi tartışırlar, kızlar isterlerse şortlarını giyer sabah
koşularına çıkar, isterlerse başlarını bağlar ibadethaneye giderler.

Onların
nasıl yaşadığıyla, nasıl giyindiğiyle, nasıl düşündüğüyle ilgilenmez kimse.

Onların
nasıl çalıştığıyla, derslerini ne kadar bildiğiyle, ne kadar yaratıcı olduğuyla
ilgilenir hocalar.

Üniversitelerde
çocukların özgürlüklerine müdahale etmezler, aksine onlara özgürlüğü
öğretirler, özgürce düşünebilmelerini sağlarlar, özgürlüğün kapısını ardına
kadar açarlar.

Onların
zihinsel gelişmeleri ve özgürlükleri engellenmesin diye hocalar onların en
saçma fikirlerini bile ciddiyetle dinler, zaman zaman zirzopluklarına gülüp
geçerler.

Üniversite
öyle bir yerdir.

Çocukların
nasıl giyindiklerine karışılan bir yer değildir.

“Dediğimi
yapmazsan seni burada okutmam” diyerek zorbalık yapılan bir yerden özgür
düşünceli insanlar çıkabilir mi?

Burası
zorba bir ülke.

Küstah
bir yönetim var burada.

Herkese,
her şeye karışıyorlar.

Sadece
üniversiteli kızların başörtüsüne değil, Alevi çocukların derslerine, Kürtlerin
anadiline, dindarların ibadetine de karışıyorlar.

Her şeyi
devlet kendi belirlemek istiyor.

Zorbalık
budur işte.

Küstahlık
budur.

Halkın
hiçbir kesimi bu ülkede özgür değildir.

Devleti
yönetenler her türlü saçmalığı yapabilirler buna karşılık.

Arapça
“seçmeli ders” olabilir ama Kürtçe seçmeli ders olamaz.

Niye?

Başörtülü
kız üniversiteye giremez.

Niye?

Alevi’nin
ibadethanesine ibadethane denilemez.

Niye?

Yasaklar
devletin içinde olmalı, devlet görevlilerinin cinayet işlemesi, darbe
hazırlaması, çete kurması, yolsuzluk yapması, hukukun dışına çıkması
yasaklanmalıyken, bunları serbest bırakıp halkın hayatına karışmış devlet
burada.

Ve, buna
inatla devam etmek istiyor.

Bu
zorbalık sizi öfkelendirmiyor mu?

Güçlünün
küstahlığı sizi kızdırmıyor mu?

Koca
koca adamların “kızların saçının ne kadarı görünsün” diye tartışması size
saçmalığın zirvelerinden biri olarak gözükmüyor mu?

Kız
çocuklarını bir “saçmalığa” kurban etmek tepenizi attırmıyor mu?

Bu
ülkedeki herkes, fikrinde, inancında, giyiminde, eğitiminde, özel yaşamında
özgür olma hakkına sahiptir.

Yeter bu
kadar zorbalık, yeter bu kadar saçmalık.

Ezilenler,
birbirlerine uygulanan yasakları desteklemek yerine artık bu yasakların tümüne
hep birlikte karşı çıkıp, var güçleriyle Ankara’ya haykırmalılar:

Sana ne
benim inancımdan, düşüncemden, dilimden, giyimimden?

Sana ne?

Ahmet
Altan    4/10/2010  Taraf

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.