Şahidi Evi Ne Olacak?

Bu haber 12 Nisan 2016 - 23:18 'de eklendi ve 1.333 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Şahidi Evi Restorasyonu ile ilgili yazımda yanlışlarım olmuş.

Haksızlık etmiş olduklarımdan helallik istiyorum.

Restorasyonun yüklenicisi olmadığı halde hafta sonunda zamanını Ünal Bozyer hocam ile birlikte bana ayırıp, beni bu konuda aydınlatan Mimar Murat Dere’ye teşekkür ediyorum.

Şevki Çerkezoğlu’na da teşekkür etmem gerekiyor. “Bilinen yanlış” türünden bir yanlışımı düzeltti. Kurşunlu Camii’nin Rum usta Filvari olmadığını söyledi. Mimar Dere de aynı görüşte. O da “Filvari usta onarımını yapmış olabilir” dedi.

Sadece Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden helallik istemiyorum. O müdürlüğümüz ile ilgili sözlerimin hala arkasındayım.

 

xx           xx           xx

Geçen hafta kaleme aldığım “Şahidi Evi’nde Bari Olmasaydı!” başlıklı yazımda “yapıldığını sandığım yanlışlık” ile ilgili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu ile KUDEB yetkililerini sorumlu tutup, eleştirmiştim. Yazımın bir yerinde şöyle demiştim;

Meral Oğuz ise beni şaşırttı! Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu geleneksel Muğla Evleri’nin sağır duvarları gibi… Yerel Yönetimlerimizin KUDEB’ine ne demeli?

Şahidi Evi’nde yapılanı bir Muğlalı yapmış olsaydı, Koruma Kurulu veya KUDEB’ciler o yapılanı yıktırırlardı… Yapanı da Ağır Ceza’da yargılatırlar mıydı bilemiyorum…

Üzgünüm. Kendilerinden özür diliyorum.

Şehrimize, şehrimizin geleneklerine, kültürüne olan duyarlılığıma, Muğla şovenliğime verin…

 

xx           xx           xx

Hastanede yatarken bana ulaşan iki fotoğraftan birisi Şahidi Evi’nin terk edilmiş, metruk halini gösterirken, biri de restore edilmiş halini gösteriyordu.

Gözüme mi sözüne mi inanayım derler, öyle…

Gözüme inandım.

Yapı eski fotoğrafta (I) formunda görünürken, restore edilmiş halin yer aldığı fotoğrafta ise  (L) şeklinde görünüyor. “Eyvah” dedim.

Fotoğraflar bir restorasyon cinayeti işlendiğini söylüyordu. Ayrıca bizim beklediğimiz “Külliye” gerçekleşmemiş; bunun için Şahidi Evi’nin ve Şahidi Camii’nin birbirlerine bakan duvarları yıkılmamıştı…

Prof. Dr. Namık Açıkgöz hocamda kıyameti kopartanın “avlu-hayat-veranda-balkon-sofa” meselesi olduğunu biliyorum… Bende kıyameti kopartan ise “Külliye ve (L) plan meselesi oldu…

 

xx           xx           xx

Rahmetli Oktay Ekinci’nin mimar olmayan öğrencilerinden sayılırım.

Restorasyon yapılabilmesi için Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na “Rölöve Raporu” verilmesi gerektiğini ve KUDEB’in de olup bitenden haberdar olduğunu bilirim.

Yani bu iki kurumdan habersiz Kentsel ve Doğal SİT Alanlarımızda tek bir çivi çakılamadığını da herkes bilir.

Ama şimdi ben ne yalan söyleyeyim, eski Muğla Belediye Binası’nda (Menteşe Belediyesi) yıllar önce gizlice yapılmış eklentiyi şikayet ettiğimizde Koruma Kurulu tarafından herhangi bir işlem yapılmamış olduğunu da bildiğimizden Şahidi Evi’nde “idarenin isteği ve bilgisi dahilinde” o (L) nin kısa ayağının birkaç oda kazanmak için eklenti olduğunu düşünmüştüm… (!)

 

xx           xx           xx

Beni olumsuz ve yanlış yargılara sevk eden kafamdaki sorulara Mimar Murat Dere beraberinde getirdiği “Rölöve Raporu” ve birisi 1959 tarihli, öteki 1992 tarihli iki ayrı İmar Planı ile yanıt buldum

Ben, Şahidi Evi restore edilirken Şeyh Camii karşısındaki  (L) formunda “Özbekler Evi”nden esinlenildiğini düşünmüştüm. Çünkü bildiğim kadarıyla Muğla da “Özbekler Evi” dışında (L) formunda bir başka Muğla Evi yok…

Ki ben Şirince’de, Milas’ta, Bozüyük’te, Göktepe ve Ula’da da görmedim!

Ancak Mimar Murat Dere’nin getirdiği plan kopyalarından 1992 tarihli olanda yapı (I) formunda görülürken, daha eski olan 1959 tarihli olanda (L) formunda görülüyordu…

Şaşırdım, ama gerçekti…

 

xx           xx           xx

Hepsi bu değil…

Şahidi İbrahim Dede hazretlerine ait olduğu bilinen ev tescilli bir yapıda değilmiş.

Bilinseydi nal sahipleri oraya bir beton yapı kondurmakta geç kalmazlardı.

Her şey de bir hayır var…

Yapı ne zaman can ve mal güvenliğini tehdit etmeye başlamış (28.01.2014) o zaman tescillenmiş…

Yapı ilk kez 12 Mart 1842’de ilk onarımını geçirmiş. Onarım Evkaf Nezareti tarafından yaptırılmış. Bu durum yapının Şahidi hazretlerinin kaldığı bir yapı olması ile ilgili kuşkuları da ortadan kaldırıyor.

 

xx           xx           xx

Dahası var…

Tarihi yapının tapu kayıtlarına göre ilk bilinen ölümü 1902’den önce olan Mehmet Dede ile doğumu 1865, ölümü 1944 olan Nuriye Hanım çiftine ait olduğu anlaşılıyor.

Daha sonra 1895 doğumlu ve 1953 ölümlü Cemal Erol’ün mülküne geçen yapı, sonra 1900 doğumlu ve 1952 ölümlü ŞAHİDİ Erol’un olmuş. Daha sonra ev 1879 doğumlu ve 1957 ölümlü Sıdıka Erol’un mülküne geçmiş.

Sıdıka Erol, İsmail Hakkı Terzibaşıoğlu ile evlenmiş.

Ve yapı en son 1899 doğumlu Mehmet Süreyya Terzibaşıoğlu mülkü olmuş.

Buna da şaştım. “Terzibaşıoğlu” adı ile burada da karşılaşmış olduk…

Bunlar Rölöve Raporu’ndan. Raporda daha pek çok bilgi var. Bir başka yazımda onları da paylaşırız.

 

xx           xx           xx

Sonuç olarak Şahidi Evi restorasyonun da bir sorun yok.

Nasıl ise öyle yapılmış.

Böylelikle (L) formunda iki Muğla Evi’miz olmuş oldu…

Muğla Mimarisi’nde (L) formunda sivil mimarlık örneği yapı var mıdır yok mudur denilirse… Bu tartışmayı mimarlara bırakalım.

Peki, bu yapı ne olacak?

Bu sorunun yanıtı herkesçe merak ediliyor.

Ben de merak ediyorum.

Önceki yazımda vurguladığım gibi inşallah bir “Kültür Evimiz” daha olmaz!

 

xx           xx           xx          

Beklediğimiz gibi ortaya bir “Külliye” çıkmadı, ama Şahidi Evi bir “Külliye” anlayışı içinde kullanılmalıdır. Bir kere Şahidi hazretlerinin el yazmalarının kopyaları ile Şahidi hazretleriyle ilgili yayınlar burada toplanmalıdır.

Bu vesile ile Başta Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Vali Amir Çiçek ile dönemin Muğla Milletvekili Prof. Dr. Yüksel Özden olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ederim.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.