Sağlıcakla Kalın

Bu haber 04 Ekim 2016 - 0:03 'de eklendi ve 703 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

İsmail ZORBA

“Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü, yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini, çıkrık sesini

Ekmeğin, havanın yumuşaklığını koydu”

– Edip Cansever –

 

“Zaman” kelimesi bütün cümlelere egemen… Görülen, görülmeyen; bilinen, bilinmeyen bütün kavramların çözümü “zaman” sözcüğünde saklı…  Zıtlıklar arasında kalmış yaşam içinde gruplandırılamayan tek sözcük…  “Zaman”, zaman zaman farklı boyutlara taşıyor insanı… Zaman, bazen küçük bir çocuğun elindeki oyuncak bazen de bir yaşlının elindeki tek dayanağı, bastonu…

Zaman, insanlar için hep mücadele kaynağı! Savaşmadan teslim olmuyor. Yaşam senaryolarının bütün düğümleri bir zamanda çözümleniyor.

Havada, suda, ateşte, toprakta kısacası her yerde tek belirleyici var: Zaman!.. Zamanın karşısında da insanı ayakta tutabilen bir tek güç var. O da “Sağlık”

“Sağlık” kelimesini kullandığımızda ardı sıra şu sözcükler dökülüyor ağzımızdan: doktor, hastane, ilaç, hastalık… Dertler, tasalar, üzüntüler, yılgınlıklar birbirini kovalıyor.

Bu sözcüklere kendimi kaptırıveriyorum. Kendimi hastane koridorlarında dolaşırken buluyorum. Hafiften ateşim yükselmiş; beraberinde diğer hastalık emareleri… Yorgunluk, halsizlik ağrılar, sızılar… Her şey bir saniyede anlamını kaybediyor. Bir saniye öncesine kadar tüm varlığımla yaşamın içindeyken, yapacak daha çok şeyim varken, gülerken, eğlenirken, hayatımı planlarken; bir saniye sonrasında hayattan elimi eteğimi çekmiş gibiyim. Ve bu koridorlarda dolaşan herkesle aynı duyguları paylaşıyorum: Hüzün, yalnızlık, melankoli ve daha neler, neler…

Bulunduğum ortama kendimi kaptırmışken düşünme fırsatım oldu. Bu koridorları sağlıklı bir insan gözüyle değerlendirirsem acaba neler görecektim?.. Biraz sonra burada bir sınav heyecanı yaşanacak. Sorular şimdiden tahmin ediliyor. ”Hayatın bize sunduklarını ne kadar değerlendirdik?” , “Sağlığımızın kıymetini bilebildik mi?”,  “Ne kadar sağlıklı düşünebildik, ne kadar sağlıklı yaşayabildik?”… Bu soruların yanıtlarını bütün ayrıntılarıyla verebilmek hiç de kolay değil!…

Soruları yanıtlamakla iş bitmiyor. Bu sınava herhangi bir sınava hazırlanır gibi hazırlanamıyorsunuz. Bir gece önceden çalışmakla,  ezberlemekle olmuyor. Dersi, derste öğrenmek lazım!.. Öğretmeni iyi dinlemeli. Ders, sağlık dersi… Oysa bütün öğrenciler cahil, bilinçsiz..  Sağlıklı iken sağlığın kıymetini bilemiyoruz. Sağlıklı olarak geçirdiğimiz her saniyenin o kadar büyük değeri ve anlamı var ki… Herhangi bir yerimize ufacık bir toplu iğne battığında ne kadar huzursuz oluyoruz? Bunu hiç unutmamalıyız.

Bize gönderilen mektupları iyi okumamız lazım. Söz döndü dolaştı, yine okumaya geldi. Okuma, her yerde karşımıza çıkıyor. Kurtuluşumuz yok!..

Unutmayalım, okuduğumuz her sözcüğün; mutluluğun, başarının, güvenin, huzurun yaşama geçmesi bir sözcüğe bağlı: “Sağlık!..”

“Sağlık”, pencere kenarında yapraklarını güneşe çevirmiş bir çiçek gibi, rüzgara karşı dalgalanan bayrak gibi, gürül gürül yanan soba gibi, fakir evlerinde karınlarını doyurmuş çocuklar gibi… Ve yapılabilecek bir sürü benzetme… Ama bütün benzetmelerde sağlığın çok büyük bir yeri var.  -Nasıl olsa teşbihte hata olmaz demeyelim-

Kendimi yine hastane koridorlarında koşuştururken buluyorum. Bu sefer her şey gerçek!.. Bir dostum rahatsızlandı, onu hastaneye yatırdık. Çok şükür durumu iyiye gidiyor. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma  Hastanesi’nde onca kalabalığa rağmen işler aksatılmadan yürütülüyor. Türkiye standartlarının üstünde bir çalışma temposu tutturulmuş.  Muğlalılar olarak sağlık hizmetlerinde kendimizi talihli sayabiliriz. Bu koşuşturma içinde dikkatimi, o ana kadar hiç düşünmediğim, bir şey çekiyor. Hepimiz aceleci davranıyoruz. Telaş her yanımızı sarmış. Muayene sırasını beklerken, kan verirken, röntgen çektirirken… İşimiz hemen bitsin istiyoruz. Hep acele, hep telaş… Peki,neden?..

İnsan psikolojisi burada çok önemli bir gerçeği ortaya çıkartıyor. Sağlığımız söz konusu olduğunda “hasta olmak” sözünden adeta çekiniyoruz, korkuyoruz; hatta “hastalık” sözünü duyduğumuz yerde, koşa koşa oradan uzaklaşıyoruz. Bizim için hasta olmak demek,yapmak istediklerimizi ertelemek demek… Hasta olmak demek, yaşamımızdan çalınmış kayıp bir zaman demek… Hasta olmak demek, biraz da ölümü daha yakınında hissetmek demek… Peki bu kaçışın kurtuluşu var mı? Cevap, kesinlikle “Hayır!..” değil.

Bakın, 2006’ya “Kuş Gribi” vak’asıyla girmiştik. Telaşlanmıştık, kabuslar görmüştük. Şüphelerimiz artmıştı. Tavuk, yumurta yemeyi hemen bırakmıştık. Hatta kuş gördüğümüz yerde yolumuzu değiştirmiştik. Uzmanları dinlemiştik. Yavaş yavaş kendimize gelmiştik. Hayat kaldığı yerden devam ediyordu çünkü. Zamanla o da unutulurdu. Neler unutulmadı ki… Deli dana, Aids, kanser vak’aları, trafik kazaları, ekonomik krizler, batık bankalar, savaşlar, depremler…..Neleri unutmadık ki!.. Ve hele hâlâ hayatının baharında terör uğruna nice canlarımız şehit olurken ocaklarımız yangın yerinde değil mi? Her seferinde bir silkiniş, bir kendimize geliş de acılar ummanından geçmiyor muyuz?

En çabuk unuttuğumuz da aslında en çok hatırlamamız gereken şey: Sağlığımız!… O, bizim yaşam kaynağımız, can şenliğimiz, can kuşumuz, özgürlüğümüz, havamız, suyumuz, toprağımız… O, bizimleyken insanız. İnsan olarak her zorluğun üstesinden gelebiliriz. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman bile o gerçeği bilerek söylememiş mi:

“Halk içinde muteber bir nesne yok,devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”, diye.

Ne kadar sağlıklı düşünürsek, o kadar sağlıklı yaşarız. Ne kadar sağlıklı yaşarsak, yaşadığımız her an bizim için büyük bir değer taşır. İnsan olarak hak ettiğimize inandığımız güzelliklere, ayrıcalıklara ancak böyle ulaşabiliriz!.. Bütün yaşamınız boyunca sağlıklı bir ömür geçirmeniz dilerim. Sağlıcakla kalın

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.