SABAHAT BAŞKAN NEREYE?

Bu haber 03 Kasım 2012 - 0:00 'de eklendi ve 1.168 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

 

Av. Sabahat Aykın ile tanıştığımız günler 12 Eylül 1980’in bütün ağırlığı ile hüküm sürdüğü günlerdi.
Bu gün İnsan Hakları Parkı’nın karşısında “özel kreş” olarak kullanılan tarihi yapı Mimarlar Lokali olarak hizmet ederken Muğla’nın orta yerinde bir “demokrasi, özgürlükler vahası” idi…
O vahada, altında buluştuğumuz, İlhan Selçuk, Ceyhan Mumcu, Oktay Akbal, Muzaffer Erdost, Cengiz Bektaş, Prof. Dr. Metin Sözen ve daha nice güzel insanla bir araya geldiğimiz fındık ağacının dili olsa da konuşsa…
O zaman “Muğla Demokrasi Platformu” Mimarlar Odası Muğla Şubesi ve Muğla Barosu öncülüğünde o fındık ağacının altında kurulmuştu.
 
xx     xx     xx
Demokrasi Platformu’nu Av. Birdal Ertuğrul, Mimar Oktay Ekinci, Mimar Sermin Madanoğlu, Muhasebeciler Derneği temsilcisi İlnur Zehir (eşim) , Veteriner Hekim Necati Demirel, Makine Mühendisi Hayri Madanoğlu, Mimar Rukiye Uslu, Dr. Bedriye Gürkan, Dr. Mustafa Ulusoy, Reşat Uygun, Ertan Serdönmez, bu gün Baro Başkanı olan Av. Mustafa İlker Gürkan, Nuray Özkan, Gazeteci Özcan Özgür, Av Sabahat Aykın, Mimar Zehra Ekinci kurmuştuk…
Hep birlikte termik santrallere, özellikle Gökova (Kemerköy) Termik Santralına karşı “çevre mücadelesi” verirken, termik santrallerin özelleştirilmesine karşı da Yatağan-Milas işçi sınıfı ile yan yana geliyorduk…
O günler 12 Eylül’ün bütün ağırlığına rağmen kültürün, sanatın solunduğu, entelektüel yaşamın ve “dostluğun, dayanışmanın”, demokrasi sevdası ile birlikte Muğla sevdasının zirve yaptığı günlerdi…
Bir geri dönüş fırsatı verilse o günlere, yıllara dönmek isterdim.
 
xx     xx     xx
Bu günlerde pek meşhur bir şarkı var. Hani o “Her geçen yıl birer birer masadan eksiliyor dostlar…” diyen…
Önce güzel insan Nuray Özkan eksildi.
Ardından geçenlerde Ertan Serdönmez’i yitirdik.
Sonra “Arkadaş”ı; Alirıza Koca’yı…
Kimin aklına gelirdi, önceki gün “sevgili başkanım Sabahat” bizleri bıraktı gitti. Aynı yaşta idik… Neden? Neden O? Sırası mıydı?..
Ölümün sırası mı olur? Zaten bütün ölümler yaş kaç olursa olsun erken değil mi…
Daha Mehmet Ali Eren’in arkasından yazmaya zaman bulamamıştım, sen nereden çıkageldin Sabahat!
 
xx     xx     xx
Av. Sabahat Aykın’ı, sevgili eşi Murat Aykın’ı o günlerde tanıdım. İyi ki tanımışım… 
Aykın ailesi Muğla’ya Ankara’dan gelmişti. Bu gün halen birilerinin “hastalık” olarak yaftaladığı gibi “Muğlalı değil”, “Yabancı” diye ötekileştirilenlerdendiler.
Ama içimizde Ekinci ailesinin ardından bir tarihi Muğla Evi’ni satın alıp, bir güzel restore ettirip içine yerleşiveren ikinci aile Aykın ailesi olmuştu…
Alirıza Koca’da sıkışıldı mı Tokatlı olduğu için ötekileştiriliverdiklerimizdendi. Şuracıkta Gülağzı Köyü’nde toprağa verdik.
Sabahat Aykın’ı da bu gün Muğla’da toprağa vereceğiz.
Muğlalı olmak Muğla’da dünyaya gelmiş olmak değil ki…
 
xx     xx     xx
O günlerde Sabahat başkan ile İnsan Hakları Derneği Muğla Şubesi’ni kurmuştuk.
O kurucu başkan, ben kurucu sekreterdim. O yıllarda ben engelli, O kadın haline bakmadan, haksız gözaltı, gözaltında işkence yapıldığı duyumunu aldığımız ve gece gündüz demeden az Jandarma Karakolu basmadık! 
Türkiye’de insan hakları dernekleri E Tipi Cezaevlerinde yaşanan eziyetlere karşı kurulmuştu. Bir Karabağlar Yaylası yazında Genel Başkan Muzaffer Erdost’u ağırlarken, Muğla’da şube açma talebimizi dile getirmiştik. Erdost “Sizin E Tipi cezaeviniz bile yok.” dediğinde, “Bizim termik santrallerimiz var” karşılığını vermiştik. O zaman E Tipi Cezaevi’ne sahip olmadığı halde ilk kez Muğla’da şube açılmıştı.
Ne zaman dernek genel merkezi “etnik odaklı bir mücadeleyi” öne çıkaran ekibin eline geçti, o zaman şubeyi fesih etmiştik…
Sabahat Başkan Yapıkredi Bankası’nın önündeki İnsan Hakları Parkı’nı dönemin Belediye Başkanı Orhan Çakır’a tesis ettirmekle kalmayıp, kendi elleri ile “İnsan Hakları Parkı” tabelasını dikmişti.
Siyasetle çok fazla ilgilenmemişti. İlgilense ve istese siyasette önemli yerlere gelebilirdi, ama O “sivil toplum örgütçü”, “toplumsal muhalefetçi” idi.
 
xx     xx     xx
Kavgacı, mücadeleci ama hep güler yüzlü idi…
Hakkımda açılan davalarda ne zaman duruşmaya gitsem, adliye koridorlarında beni cübbesini savura savura gülerek “gene ne halt yedin” diye karşılar, avukatların duruşma bekledikleri odada adliyenin soğukluğunu, güler yüzü, şen şakrak hali ile siler süpürürdü.
Kendisi ile barışık, kendisi ile ve “insan” hariç her şeyle dalga geçmesini bilirdi. Onun bulunduğu ortamlar bir başka keyifli hal alırdı…
Keyfimizi fena kaçırdı.
O lanet hastalığa yakalandığını ortak dostumuz Av. Ayla Kara’dan duyduğumda, arayıp geçmiş olsun diyemedim. Kendisinden güzel Murat Aykın’ı bile arayamadım. İnanmak ta istemedim. En önemlisi O’nu “gülen yüzü” ile anımsamak istedim.
Ne kadar yaşarım bilmem, hep öyle anımsayacağım, sevgili arkadaşımı, dostumu, başkanımı…
Kim bilir belki belediyemiz de uyarına gelirse “İnsan Hakları Parkı”nın adını “Sabahat Aykın İnsan Hakları Parkı” olarak değiştirir.
Emir Allah’ın. Allah rahmet etsin. Aykın ailesinin ve hepimizin başı sağ olsun.
03.11.2012

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.