RUMİ der ki

Bu haber 11 Temmuz 2014 - 0:07 'de eklendi ve 862 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

Yazmak! Bazen size öyle bir sancı yükler ki sorma gitsin.

Hayattaki koşuşturmacalar.

Zamansızlıklar ve iş yükü içindeki karmaşalar.

Hayatın sıkıntılı anları.

Eliniz kaleme gitmez…

Bazende  işitsel algınıza takılan bir haber.

Bazen görsel algınıza takılan bir uyaran.

Bazen, hayatın tam içindeki bir gerçek.

Bazen, hisleriniz. Bazen, farkındalıklarınız.

Bazen, yüreğinizin sesi. Bazen, pozitif enerjiniz.

Bazen, insan ve toplum sevginiz.

Bazen, ülkeniz için değer yaratma çabanız; sizi yazmaya sevk eder…

Bazen de okuduğunuz size çarpan ve derin öğretileri olan yazıları aktararak sizler sevenlerle paylaşmak istersiniz. Ben de MEVLANA’nın aşağıdaki muhteşem yazısını okudum, içindeki derin öğretileri beni çok etkiledi. Sizleri yaşama ait yazılmış satırlarla baş başa bırakıyorum…

Mevlana Der ki;

“Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım. Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum. Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…

Ağladım. Yaşamayı öğrendim. Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim. Yarıştım onunla… Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

İnsanı öğrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu… Sonra da her insanin içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim. Sonra güvenmeyi… Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

İnsan tenini öğrendim. Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu… Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim. Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim. Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim. Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini. Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim. Okumayı öğrendim. Kendime yazıyı öğrettim sonra… Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

Gitmeyi öğrendim. Sonra dayanamayıp dönmeyi… Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

Dünyaya tek basına meydan okumayı öğrendim genç yaşta… Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim. Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim. Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim. Namusun önemini öğrendim evde… Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün… Ve gerçeğin acı olduğunu. Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayati tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim. Olur ya Kalp durur Akıl unutur, Ben dostlarımı ruhumla severim. O ne durur, ne de unutur.”

Gelin hayatı ve hayatı anlamada bu derin felsefik bakıştan bir şeyler öğrenelim ve birbirimizi, empati kültürü ile anlamaya ve sevmeye çalışalım…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.