ROTAMIZ BELLİ

Bu haber 08 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 718 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

2010 yılının ilk
çeyreğindeki rakamlara göre Türkiye, yüzde 11,7 büyüme ile dünyada ikinci
sırada yer aldı.

Kesinlikle “salt
büyüme”nin kendi başına mutlaklaştırılan ekonomik bir hedef haline
getirilmesinin dünyaya felaket getirdiğine ve esasında bugün yaşamakta
olduğumuz ciddi sorunların temelinde “büyüme ideolojisi”nin yattığına
inananlardanım. Bu ayrı bir bahistir, üzerinde durmak lazımdır. Dünya bir kriz
yaşıyor. Krizin merkez üssünün ekonomik olarak ABD, felsefî olarak Avrupa
olduğuna daha önce değinmiştim. Böylesi ciddi bir krizde Doğu büyümeyi
sürdürebiliyor. Bu, ekonomik olarak dünyanın ağırlık merkezinin ağır bir
biçimde Batı’dan Doğu’ya doğru kaymakta olduğunun önemli göstergelerinden biri.
OECD ülkeleri içinde liderlik bize geçmiş bulunuyor. G-20’de ikinci sıradayız.
Avrupa ise dibe vurmuş durumda. Söz konusu performansta Türkiye’nin alternatif
pazarlara yönelmesi önemli rol oynadı. En fazla ihracat yaptığımız ülkeler
dikkate alındığında ilk 15 sırada komşu ülkeler, Ortadoğu ve Afrika’nın ağırlık
kazandığı görülüyor. Avrupa ile ekonomik ve ticarî ilişkilerimiz devam ediyor
kuşkusuz, ama gerek kriz dolayısıyla azalan talep gerekse izlenen yeni dış
politika bir anda çevremizde 700 milyonluk muazzam bir pazar olduğunu fark
etmemizi sağladı. Irak, Rusya, İran, Mısır, Suriye ilişkilerimizin hızla
geliştiği ülkeler. Ben politikacı değilim ve hükümetlerin -temelsiz ve yanlış-
politik çizgileri doğrultusunda yazmayı da kendime yakıştırmam. Bu açıdan, uzun
zamandan beri Türkiye’nin nihai geleceğinin AB üyeliği olmadığını söylüyorum.
1856’da politik ve askerî sebeplerle iktidar elitimiz yüzünü Avrupa’ya çevirdi.
Yeni kurulan Cumhuriyet bütün o “tamme-i istiklal” retoriğine rağmen
bizi sadece politik değil, sosyal ve kültürel olarak da Batı’ya bağımlı hale
getirdi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra saklı dinamiklerimizden vazgeçip
kendimizi bütünüyle Batı limanına demirleyip her türlü seferden istifa ettik.
Geldiğimiz noktada AB bizi istemiyor. Aramızdaki doku uyuşmazlığı -ki temelinde
din farkı yatmaktadır- üyelik sürecinin sürüncemede bırakılmasında belirleyici
rol oynuyor.

AB, bizi kapı önünde
tutuyor, asla içeri almayı düşünmüyor. Ben de yarım asırdır o kapıda bekletilmenin
onurumuz ve haysiyetimizle bağdaşmadığını düşünüyor, Avrupa üzerinde hesap
yapanlara şaşıyorum. Avrupa ve Amerika’nın başını çektiği Batı’nın vicdanı,
ahlaki ilkeleri, vefası ve adalet duyguları yoktur. İslam’a ve Müslümanlara
karşı derin bir nefret hissi içindedirler. En hümanist ve dindar olanı bile,
kendini bizlere karşı bir “derece üstün mevki”de görür. AB,
demokrasi, insan hakları vb. ideallerini basit politik ve ekonomik hesaplarda
birer araç olarak kullanıyor. Filistin’de yaşanan drama sessiz kalan bir insan
topluluğunun hiçbir inandırıcılığı ve tutarlılığı olamaz. Afganistan’da NATO
durmaksızın sivil Müslüman öldürüyor, Irak’ta 1 milyon insanı nahak yere
toprağa gömdüler. Şimdi de İsrail hatırına İran’ı sıraya koymuş bulunuyorlar.
Hiç kuşkunuz olmasın, Filistin’i sabah kahvaltısında, Afganistan ve Irak’ı öğle
yemeğinde yiyenler İran’ı beş çayında yiyecekler.

Akşam yemekleri
Türkiye’dir. Gerekli reformları yapmak için AB’ye ihtiyacımız yok. Bizim için
gerekli olanlar ne ise, onlara biz karar verelim. AB, kendi hayat tarzını;
kültürüne sinmiş dini telakkisini; nihilizmini, ahlaki sapkınlığını “temel
hak ve özgürlükler” adı altında bize empoze ediyor. Bünyemize ait seçimler
yapmamıza izin vermiyor. İşe yarar hak ve özgürlükleri kendisi için layık görüyor,
bize sıra gelince çifte standart uygulamaktan utanmıyor. Avrupa, iç enerjisi
tükenmiş, acuze bir eski dilberdir. Kemal Tahir “Biz namusumuzu koruduk,
‘geri’ kaldık, Avrupa namusunu pazara çıkardı, para kazandı” demişti. Onu
yıktığı yuvaların, söndürdüğü ocakların (sömürgecilik, köle ticareti,
emperyalizm, savaşlar) ve kararttığı dünyaların günahlarıyla baş başa
bırakalım. Bizim rotamız belli: Avrasya, Ortadoğu ve Afrika’yı içine alan İslam
Dünyası.
ALİ BULAÇ

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.