RESMİ KURUMLARA DİKKAT! « Hamle Gazetesi

RESMİ KURUMLARA DİKKAT!

Bu haber 11 Ağustos 2012 - 0:00 'de eklendi ve 687 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Kredi Yurtlar Kurumu’nda yaşanan talihsiz olayın ardından kaleme aldığım 06 Ağustos 2012 tarihli yazıma olumlu olumsuz tepkiler geldi. Bir tepki de KAMUSEN Başkanı Hasan Gezgin’den geldi. Gezgin’in tepkisi aslında kendisinin de ifade ettiği gibi tepkiden çok bir “dertleşme”…
Gezgin, gönderisini şöyle noktalamış:
“Sizinle birazcık dertleştim o kadar. Bir şeyler değiştirilebilir mi derseniz, umutsuzum derim. Çünkü öfke, kin ve intikam duygularının yerini sevgi ve hoşgörünün almasının kolay olmadığını düşünüyorum.”
Düşündürücü… Bu sözlerin üzerinde durmak gerek…
Acaba kamu kuruluşlarında kaç kişi birisi ile dertleşmek istiyor da, bulamıyor!…
 
xx     xx     xx
KAMUSEN Başkanı Hasan Gezgin’in gönderisini sizlerle paylaşmanın uygun olacağını düşündüm. Sonuçta bu bir dertleşme. Gezgin’in gönderisi şöyle başlıyor:
“Sayın Özcan ÖZGÜR
Hamle gazetesinin 06 Ağustos 2012 tarihli sayısında yayınlanan “Muğla’da Cinayet İşlenmezdi!” başlıklı yazınızı okudum. Öncelikle belirtmek isterim ki son iki yılda Muğla’da önce SGK da, daha sonra Kredi Yurtlar Kurumu Müdürlüğü’nde yaşanan hadiseler hepimizi derinden üzdü.
Muğla’nın resmi kurumlarında neler oluyor sorusuna gelin birlikte cevap arayalım.
Takdir edersiniz ki yönetim bir ekip işidir. Yürütme, kurumun başındaki yöneticinin atamasını yapar. Yöneticinin çalışacağı ekibi seçmesine imkân tanırdı. Ama günümüzde kurumlarda en küçük birim amiri olan ‘şeflik’ tayininde dahi siyasetin, ‘malum sendikanın’, icazet almış kişilerin söz hakkı vardır. Kurum amiri eksiğini, hatasını, zafiyetini gördüğü idarecilerin değiştirilmesini talep ettiğinde maalesef görünmez bir el bunu engellemektedir.”
O görünmez el, kimin neyin elidir?
 
xx     xx     xx
Ben bu gönderinin üzerinde durup, yorum yapmak istemiyorum. Oldukça açık bir gönderi… Katılmadığım noktaları da var. Ama sanki bir ortak feryadın haykırışı…
Hasan Gezgin’in aşağıdaki satırlarının yorumunu sizlere bırakıyor, dikkate alması gerekenlerin dikkate almalarını umuyorum. Şöyle:
“- Aynı kurumdaki yöneticilerden ast sırtını yandaş sendikaya, siyasete veya başka bir güce dayamakta, amirine (üst’üne) posta koymakta ve ne yazık ki itibar görmekte. Bu durum başların ayak, ayakların baş olmasına sebep olmaktadır.
– Yöneticilikte günümüzün en önemli kriterleri olan liyakat, bilgi, donanım, birikim gibi kriterlerin hiç birine itibar edilmemekte herhangi bir göreve talip olunduğunda ‘hangi sendika üyesi’ sorusu en başta yer almaktadır. Muğla’daki bütün kamu kurumlarında bir sendikanın yönetim kurulu üyelerinin ve üyelerinin yükselişini, diğer sendika üyelerinin ise çeşitli bahanelerle görevinden pasifize edildiğini rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.
– Çalışanların en doğal Anayasal hakkı olan sendika seçme hakkı, baskı ve tehditlerle yok edilmekte, lojman, terfi, tayin gibi en doğal haklar dahi insanlara baskı unsuru olarak dayatılmaktadır.
– Kamu sektöründe büyük bir ötekileştirme politikası uygulanmakta, demokratik, katılımcı, adil, şeffaf yönetim anlayışından hızla uzaklaşılarak belirli kesimin dışlandığı, kapalı kapılar ardı fiskos politikaları ile yönetme anlayışı benimsenmektedir.
– Dedikodu, fiskos, karalama, suçlama bir yönetim politikası olarak benimsenmekte, özgüveni tam olmayan, adamın adamı olduğu için göreve getirilen yöneticiler dedikoduların, iftiraların arkasına takılarak mağduriyetlere sebebiyet vermektedirler.
– Yönetici çoğu zaman ya ben ya astım dediğinde sırtını malum çevrelere dayayan ast için anında harcanacağının idrakindedir. Bu yöneticiden haksızlıklara karşı tavır alması beklenebilir mi?
– Hiyerarşik sistemi alt üst olan, günümüz yönetiminin en önemli kıstası olan ‘Adaletin olmadığı kurumda’ huzurun olması mümkün olabilir mi?
– Daha üç beş yıl önceye kadar ‘devlet memuru devletini şikayet eder mi?’ düşüncesinde olan çalışanlar varken, bugün Muğla’da 7000 üyesi olan TÜRKİYE KAMU-SEN üyelerinin idare mahkemelerinde açılmış 1200 dava dosyası olması ve bu davaların % 85’inin çalışanlar lehine sonuçlanması neyle izah edilebilir?
– Kamu sektöründe faaliyet gösteren diğer sendikaların üye sayıları yerinde sayar ve hatta azalırken bir sendikanın 10 yılda üye sayısını 41 binden 650 bine çıkarması, yani 16 kat büyümesi kamu sektöründeki zulmün, psikolojik tacizin, topyekun bir saldırının belirtisi değil midir?
– Bu ortamda sırtını dayısına dayayan bir yönetici ile sırtını malum sendikaya dayayan diğer yöneticinin kurumda kül tablası savaşı yapmaları neden yadırganmaktadır?
– Çalışanların tahammül sınırı zorlanıyor sayın ÖZGÜR… İyi ama nereye kadar?
Kredi Yurtlar Kurumu Müdürlüğü’ndeki üzücü hadiseyi ilk duyduğumda olayı sormak için aradığım bir çalışanın ‘Ben de aynı şeyi düşünüyorum. Hepsini odaya toplayacağım’ ifadesi karşısında inanın şaşırmadım.
Çalışanların birbirlerine selam vermekten çekindiği, birbirlerine güler yüzü çok gördüğü, birbirlerine sırtını döndüğü bir kurumda huzurdan, kaliteli hizmetten, üretimden bahsedilebilir mi?
Sizinle birazcık dertleştim o kadar. Bir şeyler değiştirilebilir mi derseniz, umutsuzum derim. Çünkü öfke, kin ve intikam duygularının yerini sevgi ve hoşgörünün almasının kolay olmadığını düşünüyorum.
Sağlıkla kalın.”
 
xx     xx     xx
Kalın sağlıklı, kalabilirseniz…
(11.08.2012)

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.