Rektörler Atamayla Gelecek

Bu haber 01 Kasım 2016 - 0:03 'de eklendi ve 802 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Prof. Dr. Namık Açıkgöz

 

2008’den beri yaza konuşa dilimde tüy bitti: Rektörlüklerin seçimle olmasının demokrasiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Yapılan işi de seçim falan değil, bir yanıltmacadır. Öğretim üyelerinin verdikleri oyların hiçbir hükmü yoktur. İş YÖK’te ve Cumhurbaşkanlığında bitmektedir ve bu durumda, oy veren öğretim üyeleri (Profesör, Doçent, Yardımcı Doçent) bu göstermelik seçim oyununda figüran olmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Her seçim üniversitelerde daha küçük gruplaşmaların oluşmasına yol açmakta. Bu gruplaşmalar bir süre sonra çekişmelere dönüşmekte ve akademisyenler bilimle uğraşacakları yerde soruşturmalarla ve mahkeme evraklarıyla boğuşmaya mahkum edilmektedir…

Falan filan…

Yazdık bunları. Bıkmadan, usanmadan yazdık. İlgili makamlara raporlar gönderdik; görüş bildirdik ve nihayet ilk aşama sonucu aldık:  Artık rektörler uyduruk seçimlerle değil atamayla gelecek.

29 Ekim 2016 Cumartesi günü yayınlanan Resmî Gazete’de yer alan 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 85. Maddesi şöyle:

MADDE 85- 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin (a) fıkrasının birinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanır. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılır. Rektörün görev süresi 4 yıldır. Süresi sona erenler aynı yöntemle yeniden atanabilirler. Ancak aynı Devlet üniversitesinde iki dönemden fazla rektörlük yapılamaz. Rektör, üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsü tüzel kişiliğini temsil eder. Vakıflarca kurulan üniversitelerde rektör, mütevelli heyetinin Yükseköğretim Kuruluna teklifi ve Yükseköğretim Kurulunun olumlu görüşü üzerine Cumhurbaşkanı tarafından atanır.”

Yani bundan sonra rektör adayları kapı kapı dolaşıp oy dilenmeyecek; öğretim üyeleri de adaylık için her gelenin önünde eğilmeyecek. Seçimden sonra da rektör olarak atananlar, kendine çıkan oy sayısından fazla “”Ben sana oy verdim” diyen yalakalarla muhatap olmayacaklar.

Seçimli sistemin en kötü tarafı, liyakate değil “adamı olma”ya dayalı bir sistem olmasıydı. “Bana oy verdiysen değerlisin, vermediysen değersizsin.” anlayışı üniversiteleri dejenere etmişti. Şimdi bu bitti.

Artık üniversitelerde “pazarlık grupları” oluşmayacak ve böylece merkezî iktidarın gücü taşrada paylaşılarak etkisiz hâle getirilemeyecek.

Şüphesiz YÖK Kanununda ve YÖK Teşkilat Yönetmeliğinde, yeni duruma göre düzenlemeler yapılmalı. İnşallah tez zamanda bu düzenlemeler hayata geçer ve üniversiteler çıkar gruplarının çatışma alanı olmaktan kurtulur.

Tabii şimdi en büyük meselelerden birisi de mevcut rektörlerin durumları. Tamam mı devam mı? Bunu da önümüzdeki günler gösterecek.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.