Rejim Düşmanları

Bu haber 22 Temmuz 2016 - 1:20 'de eklendi ve 925 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Hiç kuşku yok ki dünya genelinde yer eden 200’ün üzerinde tam bağımsız ülkeler için asıl olan yönetimdir.

Nasıl bir REJİM’le idare edildikleri.

Bu sayıdaki ülkeler, süresi içerisinde insana saygı bağlamında en ehveni şer yönetim şeklinin demokrasi olduğunda birleştiler.

Aynı ülkeler, öncesinde farklı bir yönetimle idare edilmekte iken sonrasında tercihlerini demokrasiden yana kullandılar.

O gün bugün insan hak ve hürriyetlerini egemen kılan bir yönetimin şemsiyesi altında geleceğe doğru yol alıyorlar.

Hem de hiç kuşku duymaksızın.

Rejim bağlamında endişeye yer olmadan.

***

Geçen sürede zaman zaman istisna bir durum kendini gösterdi.

Aynı ülkelerin bazılarında azınlık bir grup, Türkiye’de olduğu gibi rejimin değiştirilmesine yönelik eyleme giriştiler.

Bunun sonucu demokrasi belirli süreler içerisinde kesintiye uğradı.

Dahası uğratıldı.

Buna karşın eninde sonunda yine demokratik kurallar egemen oldu.

Başka türlü olamazdı.

Halk, demokrasiyi özümsemenin ötesinde tümüyle kabullenmişti.

Aslında demokrasinin kabulü kolay oldu sanılmasın.

Ülkemizde görüldüğü gibi çoğu kez nice sıkıntılar çekildi.

Türkiye olarak, aradan geçen 70 seneye yakın sürece karşın tahminlerin üzerinde bedel ödedik.

15 Temmuz’da olduğu gibi ödemeye devam ediyoruz.

***

Dedim ya, benzer sıkıntıları en fazla çekenlerin başında kendi ülkemiz vardı.

Zira demokrasiye indirilmek istenen darbenin sayısını unuttuk.

Neredeyse her 10 senede bir periyodik olarak demokrasi kesintiye uğratıldı.

Hem de tüm kurum ve kuruluşlar tarumar edilerek.

Düşünebiliyor musunuz?

1957-1958 yılından günümüze aynı eylemlerle defalarca yüz yüze geldik.

En acı olan 27 Mayıs 1960 ihtilaliydi.

Askeri darbe sonrasında Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın, bir ihtiras uğruna idama mahkum edilmeleri, tüm dünya ülkeleri tarafından Türkiye adına ZÛL olarak kabul edildi.

Ülkemizin ayıbı olarak tescillendi.

Yine de birileri yetinmedi!

Sonraki yıllarda demokrasiyle asla bağdaşmayan benzer girişimlerle yüz yüze gelindi.

İşte 1962-1963 yıllarında ortaya çıkan ayaklanma,

1969 yılında gerçekleştirilmek istenen darbe girişimi,

1971 yılında aynı şekilde darbe teşebbüsü.

Ardından 12 Eylül 1980 yine bir askeri ihtilal.

***

Son ihtilalin ardından 36 yıl gibi bir süre geçti.

Bunun üzerine, her kim olursa olsun bir noktada birleşmişti.

Muhalif muktedir herkes gibi, iş başındaki Ak Parti Hükümetinin her üyesi;

Türkiye’de ihtilaller devri kapandı.

Bundan böyle sadece demokrasi egemen olacak demekten kendini alamamıştı.

Kuşkusuz onlar, olması gerektiği şekilde beklentilerini dile getirmişlerdi.

Türkiye’nin geldiği noktayı gözönüne alarak;

Bir daha karanlık günler görmeyeceğiz dediler.

Dolayısıyla bu durum, darbe heveslisi olan, demokrasiyi asla özümsemeyenler dışında herkesin beklentisiydi.

Sonra, nasıl başka bir rejim benimsenirdi!

Halk iradesinin egemen olduğu, herkesin yasanın öngördüğü koşullar içerisinde eşit olduğu bir rejime karşı çıkmak olur muydu?

Olamazdı.

En azından olmaması gerekirdi.

Ne var ki olundu!

Birileri, 15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece, eşine az rastlanır bir aymazlık örneği gösterdi.

Hem de bugüne dek gözlenmediği şekilde.

Oysa bu ülke, geçmişten günümüze nice ihtilaller görmüştü.

Sonrasında halk, demokrasinin kesintiye uğratıldığına şahit oldu.

Ama bu kez farklıydı.

Bu defaki girişimde, eylemcilerin gözü hiçbir şey görmedi.

Onlar, bu gözü dönmüşler, suçsuz günahsız insanların üzerine ateş açmaktan çekinmediler.

Onlar, bugüne değin gerçekleştirilen ihtilallerde görülmeyen tahribatın sahibi oldular.

Eğer onlar TBMM olmak üzere, TRT, çeşitli bakanlıklar ve kuvvet komutanlıkları binalarını kullanılamaz hale getirmişlerse, haklarında tek bir şey söylenir.

Bunlar düpedüz rejim düşmanıdırlar.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.