REFERANDUMA KATILMALIYIZ

Bu haber 15 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 673 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Geçen
ilkbaharda antidemokratik dayatmalar sonucunda, AK Parti iktidarı çareyi millet
iradesine sığınmakta bulmuştu. 2007’nin Nisan ve Mayıs aylarında olan bitenler
hatırlanacak olursa, Meclis çoğunluğuna yapılan bu hukuk ve demokrasi dışı
baskıların sebep olduğu rejim krizinden kurtulmanın başka bir yolu olmadığı kabul edilecektir.
Üstelik bu çözümsüzlüğün seçimlerden sonra da devam etmesi ihtimali karşısında,
31 Mayıs 2007 tarih ve 5678 sayılı Anayasa değişikliği kanunu ile
Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi yolunun açılması isabetli olmuştur.

AK Parti, genel seçimlerdeki stratejisini Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine
oturtmuş ve bundan da büyük ölçüde kazançlı çıkmıştır.
Ancak, MHP’nin Cumhurbaşkanı seçimine iştirak etmesi ve Abdullah Gül’ün 11.
Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, Referandumu boşa düşürmüştür. Zira, milletin
iradesi mevcut Anayasa hükümleri çerçevesinde de tecelli etmiş ve referandumun
kısa vadeli somut motivasyonu ortadan kalkmıştır.
Aslında, yapılması gereken şu idi: Yeni Anayasa’nın hazırlanıp yürürlüğe
konulmasıyla öngörülen sistem değişikliğini bu suretle gerçekleştirmek veya eğer bu mümkün olmazsa,
referandumu Cumhurbaşkanı Gül’ün Cumhurbaşkanlığı süresinin son yılına tehir
etmek.
Lâkin, her iki ihtimalde de AK Parti başta gelen seçim vaadini
gerçekleştirmemiş duruma düşecekti. Ancak AK Parti, hâlâ seçim mahmurluğunu
üzerinden atamamış; bir taraftan Yeni Anayasa polemikleri, diğer taraftan
tırmanan terör olayları, sınır ötesi operasyonu tartışmaları ve Ermeni tasarısı
yüzünden referandum propagandasına gereken ağırlığı verememiştir.
* * *
Bu şartlar altında 12 Eylül’deki halk oylamasına katılımın çok düşük olacağını söylemek
kehanet olmayacaktır. Hatta referanduma iştirak oranının yüzde 50’yi bulması
bile önemli bir netice sayılmalıdır. Herkes gibi bunu gören CHP’lilerin,
referandumda ‘hayır’ oyu verilmesini ya da oy kullanılmamasını istemesi, netice
itibariyle basit bir şark kurnazlığının ötesinde değer taşımayacaktır.
CHP’nin bu çağrısı, bilakis geniş halk kitlelerine referanduma katılmak
gerektiğinin bir işareti gibi tesir edecektir.
* * *
Referanduma katılmalı ve ‘evet’ oyu kullanmalıyız. Çünkü:
1. 12 Eylül Referandumu, gerçek
anlamda millet iradesine başvurulan ilk halk oylamasıdır. Daha önce yapılan
1961 ve 1982 referandumları, silahların gölgesinde zorbalıkla yapılmış
gayrimeşru oylamalardır. 1987 ve 1988 referandumları ise kısmî konulardaki
lüzumsuz halk oylamalarıdır. Milletimiz, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından
doğrudan seçilmesi başta olmak üzere, Cumhurbaşkanlığı ve yasama döneminin
sürelerini; yani sistemin özüyle ilgili bir kararı ilk defa verecektir. Bunun
şuurunda olmalı ve referanduma katılarak ‘evet’ oyu kullanmalıyız.
2. Önemi üzerinde durulmayarak
ikinci plana atılan bu referandum halkın, seçimler haricinde, ilk defa
‘yönetim’ hakkında bizzat karar vermesi anlamını taşımaktadır. Demokratik hak
ve hürriyetlere sahip çıkmak isteyenlerin bu referanduma mutlaka katılması ve
‘evet’ oyu vermesi gerekir. Aksi takdirde, ülkenin yönetiminden şikâyete
hakları olmayacaktır.
3. Bu referandum, AK Parti’nin
geçici bir hevesi, kaprisi ve inadı olarak anlaşılmamalıdır. Nitekim,
antidemokratik tutumu bilinen CHP dışındaki bütün siyasî partiler,
Cumhurbaşkanı’nın doğrudan halk tarafından seçilmesini istemektedir.
4. 12 Eylül Referandumu ile
halkın kendi iradesine ne ölçüde sahip çıkabildiği de test edilecektir.
Yukarıda belirttiğimiz olumsuz etkenlere rağmen, halkımızın sandığa gitmesi ve
kendi iradesinin ispatı mahiyetinde ‘evet’ oyunu kullanması lâzımdır.

HASAN
CELAL GÜZEL    19/10/2007 RADİKAL

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.