Ramazan’da Ağıtlar « Hamle Gazetesi

Ramazan’da Ağıtlar

Bu haber 14 Haziran 2016 - 0:16 'de eklendi ve 993 kez görüntülendi.
İsmail Zorbaismailzorba@hamlegazetesi.com.tr

Ey şehr-i Ramazan seni istediğimiz gibi karşılayamadık. Gönül saraylarımız senin bütün insanlığa bahşettiğin rahmetinden ve bereketinden mana ikliminde hiç nasiplenmemiş olanlar talan üstüne talan yaşattılar. Daha ilk günlerinde daha “bismillah” bile diyememişken senin aşk deryanda yangın üstüne yangın çıkardılar. Gencecik fidanlarımızı kurban verdik, gölgesinde barınacağımız gelecek zamanın ulu çınarları fidanken dimdik devrildiler toprak üstüne. Ezanların sesinde, bayrağın dalgalanışında bir ağıt ağırlığı vardı. Bu ağırlık senin rahmet üzere hafiflettiğin gönülleri pusuya vurdu.

İnsan olmakla yaratılmışlığın en büyük hakikatinden, en büyük aşkından, en büyük şerefinden nasiplenemeyenler benliklerinin karanlıklarında insanlığı tüketmeye devam ediyorlar. Kabil ordusu elinden geleni ardına bırakmadan her türlü hainliği her türlü şerri yazmaya, oynamaya devam ediyorlar. Halbuki o hakikatin, o aşkın, o şerefin mayaladığı özde “insan” o kadar saf, o kadar tertemiz ki.. İşte şehitlik mertebesine erişmiş yüzlerce, binlerce Anadolu evladının simalarını yan yana getirin bir bakın. Suret-i aslına melek similar ne kadar da masumiyet içerisinde. Hepsinde insanın en güzel süsünde çerçevelenmiş yüz suretleri. Ve daha derinden bakın o yüzlerin en güzel süsü gözlere. O gözler ki “İsmail”ler olmuş insanlık yoluna.. O gözler ki aşkla ahdettiği vatan sevdasına, millet davasına adanmış .. O gözler de Anadolu evlatlarının asırlardır uzak ufukları seyreden inanmışlığın huzuru var.

Kabil ordusunun kahpeliğinde, şer ikliminde karanlığa hapsolmuş ruhların o gözlerde göremeyeceği bir şey var aslında!. Siz her türlü topunuzla tüfeğinizle gelseniz, en büyük oyunlarınızın senaryosunu yazsanız da Yunusça şifrelenmiş bir yemine karşı yapacak bir şeyiniz yok. Bu yemin hakçasına en büyük ilhamını Allah aşkından almakta. Bu inanmışlık, bu ilay-I kelimetullah davası hiçbir zaman bitmeyecek. “Kan” kelimesini hiç kullanmayacaktım ama; demek icap ediyor. “Kendi kanınızda boğulacaksınız” ve de göreceksiniz ki “Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası”. Cımbızla tek tek tüketmeye kalksanız canımız bir kere yanar, bin kere yanar; her yangında küllerimiz aşkla yeniden daha bir aşkla dimdik ayağa kalkar. Anadolu’nun evet; sadece Anadolu’nun mayasıyla mayalanmış nice okyanuslar insan mayası tutar.

Bu millet bakmayın bunca gaflet, bunca dalalet içre gözükmektedir. Özünü, hasını kaybetmediği müddetçe, içinde hala besmeleyle açılan eller, secdeye varan bedenler, Hakça vicdanı sızlayan yürekler, Türk olduğunu unutmayan aşk dolu yürekler olduğu müddetçe nefessiz kalmayız. Diriğ olmaya, can olmaya, nurla dolmaya devam ederiz. Bakın her şehidin tamamlanmamış masum gariban hikâyelerine. Masumiyeti ölçüsünde fedakarlığın, feragatın boyutlarına. Dünyalık olmaya gelmeyen bu yiğit canların ömür sermayeleri ahiret sonsuzluğuna ululanmıştır. Kısa ömür sermayesinin gafletinde aldanmayalım, kanmayalım. Özünde, ruhunda bir tecellinin hikâyesi var bu “İsmail” yolcularının.. Razı olsunlar, şefaat etsinler bizlere.

Duhalar, Gökhanlar, Emrahlar,Kadirler, Yaşarlar, Ramazanlar isimleriniz yüreğimize dağlandı, mühürlendi. İsimlerinizi mana hükmünde bir araya getirsek bu mübarek Ramazan günlerinde şehadetinizin ötesinde bile bir bir sırra ermektesiniz. Kadir’imiz, Ramazan’ımız, Yaşar’ımız, Emrah’ımız, Gökhan’ımız ve de Duha’mız siz ruh ikliminde tüm insanlığa bu Ramazan vaktinde bereket ve rahmet üzere uyanışın, dirilişin, ayağa kalkışın tamamlanışı oldunuz, olacaksınız. Tevafuk tecellisinde dünyaya gelmenizde bile ayrı bir hikmet, ayrı bir sır vardı aslında. Bunu okumak zaman alacak belki ama; Yüce Yaradan hakkı için inancımız sonsuz, imanımız tam!

Acılar ummanında, ateş denizinde kulaç atmaktayız. Geride kalanlar ya o biçareler! Şehitlerimizin ardında boynu bükük, gözü yaşlı, gönlü yangın yeri evlatlar, eşler, analar, babalar. Onlara bir teselli sözü yok mu! Kelimeler kifayetsiz, sözler yetersiz! Ama; en büyük şifa, en büyük teselli insan olmamızın hakikatinde, aşkında, şerefinde. İnsana, insanı yaratana, o Yüce Yaradan’a teslimiyetimizde.

Hakikatte söz yetersiz kalmakta ama; bu ağıtların içinde şehit düşen analarımız ayrı bir acı denizi, merhametsizlerin, biçarelerin, kendi zulmetlerinde kaybolanların lanetlenmesi gereken noktada. Onlar için insanlığın bittiği noktada. Çocuklara, bebeklere, doğmamış sabilere ve de analara kıyan karanlığı göremeyen gaflet uykusundakilere.. Bakınmayı, bakmayı bırakın artık görün “barış” çığlıkları attığınız bu sahte hikâyeler ne kadar kaypak bir zeminde. Gün olacak sizin de ocağınıza ateş düşecek, o zaman mı uyanacaksınız gaflet uykunuzdan.. Hakikatın sırrı üzere sen, ben davalarında fırtına koparmayı bırakıp asıl büyük insanlık davasında “Biz” olmaya, “Bir” de tamamlanmaya duralım.

Yazımızı canım içre gördüğüm, tanıdığım yiğit yüreklerin en hakikatlisi Mustafa’nın sözleriyle bırakalım. Mustafa kardeşim, Mustafa’m gönlü güzel, aklı güzel, mayası insanlık hamuruyla mayalanmış Anadolu evalatlarımızdan bir. Necip Fazıl’ca bu davanın “saf çocuğu, masum Anadolu’nun!..” Onun hikayesi de aynı. O da Anadolu’dan gelip Muğlamızı şereflendiren yiğit gençlerimizden biri. Büyük bir aşkla üniversitemizde ilim tahsil ediyor, büyük fedakarlıklarla okulunu bitiriyor, üstünü okumak istiyor. Büyük rüyaları, büyük hedefleri var ama; olmuyor. Olamıyor, ülke şartları malum. Polis olmakla kifayet ediyor. Ve de Ramazan’ın ilk şehitlerinin yol arkadaşı. Onların şehitliğine şahitlik ediyor. Mustafa kardeşimin sosyal medyadaki paylaşımı yüreğimi dağladı. Siz de şahit olun diye aynen paylaşıyorum:

 “Arkadaşlarım, akrabalarım, hocalarım gün boyunca bana ulaşan, ulaşmaya çalışan, aklına geldiğim ve beni merak eden tüm sevdiklerim hepinizden Allah razı olsun. Ben küçük bir tesadüften dolayı bugün yaşıyorum. Ama sadece beden olarak yaşıyorum. Duygusal ve psikolojik olarak bugün büyük bir darbe aldım. Aylarca bindiğim çevik kuvvet otobüsü koca bir hurda yığınına döndü. Önünde nöbet tuttuğum İstanbul Üniversitesi’nin yolları arkadaşlarımın şehadet yeri oldu. Hafta sonu hadi çıkıp nefes alalım diyeceğim hiçbir arkadaşım kalmadı. Abdi İpekçi’den çıkmadığım Duha’m gitti. Muğla anılarımızı çay eşliğinde anlattığımız Yaşar’ım gitti. Kız arkadaşıyla anılarını beni abi bildiğini söyleyerek anlatan Gökhan’ım gitti. Bir yaşındaki oğlu Yusuf’un videolarını açan Ramazan abim gitti. İşinin aşığı Emrah abim gitti ve Kadir abim gitti. Kocaman bir yalnızlığın içinde kaldım. Akşam Yaşar’ımın cenazesi ve ailesiyle birlikte Sandıklı’ya indim. Ağlamaktan nefesi tükenen bir ailenin yanından ayrılarak bu zor geceyi yaşamakla baş başa kaldım. Onlar hakkında bildiğim en önemli şeyler şunlardı: Onlar İYİ insanlardı ve şehit olmaktan değil sadece böyle düşmanını bile görmeden şehit olmaktan korkarlardı. Hepsini kalbimin en derin yerine yazdım…”

Son söz: “Şehadet şerbeti içtik elhamdülillah, davamız Hak davasıdır elhamdülillah, bin yıllık ruhumuzun özünde mayalandığımız ruh diriğdir elhamdülillah, hiçbir şer senaryo, hiçbir nifak tohumu vücut bulamayacaktır elhamdülillah!”

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.