Ramazan Yazıları « Hamle Gazetesi

Ramazan Yazıları

Bu haber 12 Haziran 2016 - 23:31 'de eklendi ve 1.368 kez görüntülendi.
Ünal Bozyerunalbozyer@hamlegazetesi.com.tr
Sosyolojik Bakış

Ramazan’ın ikinci haftasına girdik. Siyasal şiddet, toplumsal şiddet, terör ne yazık ki Ramazan dinlemiyor. Meşhur söylemle ifade edecek olursak; nerede eski Ramazanlar… Yaz aylarına denk gelen Ramazanları çocukluğumuzda yaşamıştık. Ramazan ayı lise ve üniversite yıllarında tıpkı bugünler gibi Haziran hatta Mayıs aylarına rastlıyordu. O yıllarda Ramazan ayına girdiğinizi ya da gireceğinizi tüm işaretleriyle anlardınız.

Ramazan ayına özel alışverişler yapılır, evler, hayatlar Ramazan’a hazırlanır, Camiler ve mescitler cemaat yoğunluğuna ve kadınlara göre düzenlenir, temizlenir, çarşı, pazar, esnaf kendi hazırlığını yapardı. Teravihler farklı camilerde kılınır, mahalle mahalle dolaşılırdı. Mukabele ve vaazlarla Ramazan ayı kendini hissettirirdi. Bu yıl denk geldiği gibi Dünya, Avrupa Şampiyonası maçlarına göre cami seçilir, parklarda maç tribünleri oluşurdu. “Ramazan’da kapalıyız” yazıları bazı esnaf dükkânlarına asılır, kahvelerin camları perde veya gazetelerle kapatılırdı.

O yıllarda iftar çadırları yoktu ama toplumsal dayanışma, samimi davetler ve ilişkiler tüm güzelliğiyle yaşanırdı. İhtiyacı olan insanlara ulaşılmaya çalışılır, sadaka, fitre ve zekât verilerek, toplumsal ibadet yerine getirilirdi. Kimin kime yardım ettiğini ancak muhataplarıyla Allah bilirdi. İlk iftar çadırları kurulduğu yıllarda Ramazan’a özgü ortam oluşturması, toplumsal dayanışmayı hatırlatması açısından önemli bir işlev üstlenmişti ama işin içine gösteriş, siyaset ve israf girince sanki anlamını ve ruhunu kaybetti. Komşuluk ilişkilerinin ve mahalle kültürünün oluşmasına vesile olması adına mahalle veya sokak iftarları daha anlamlı olabilirdi ama sanıyorum bu iftarlarda sürdürülemedi.

Açıkta yiyecek, içecek tüketilmemeye özen gösterilemez oldu. Ramazan davulcusu başta olmak üzere Mübarek ayın yaşatılan kültürü kalmadı, kalmasına da bu aya girer girmez klasik dini konuların tartışılması sanki geleneğe dönüştü. Orucu nelerin bozup bozmadığı, Diyanet’in süreyi yanlış hesapladığı, teravih namazının din de yeri olup olmadığı gibi tartışmalar yine bıkmadan, usanmadan gündeme getiriliyor.

Anadolu’da ele geçen el yazması Kur’an-ı Kerim’in kaç yıllık olduğunu, yıpranmışlığını anlamak için konunun uzmanları ilk olarak Yasin suresine bakarlarmış. Malum Yasin suresi, cenazelerimizde, kandillerde, anma günlerinde, mezarlıklarda, asker uğurlamalarında, adaklar yerine getirilirken vs. Türkler tarafından sıklıkla okunan sure olduğu için. Mevlid-i Şerif okutmak veya dinlemek kültürüne sahip toplum olmamız gibi. Diğer İslam toplumlarında görülmeyen bu kültürel değerler gibi Ramazan ayının kültürlerini de sürdürebilmeliyiz.

Dinler, yaşanan toplumlarda zamanla din kültürü üretmektedir. Din’le birlikte veya dinin ürettiği kültür toplumlara göre farklılık arz etmektedir. Dinin özüne zarar vermediği müddetçe ve sapkınlıklara yol açmayan kültürel değerleri önemsiyorum. Ramazan ayının güzelliklerini yaşamak, yaşatmak dileğiyle…

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.