PES YANİ

Bu haber 07 Eylül 2010 - 0:00 'de eklendi ve 812 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

 Kaç
yıldır gazetecilik yapıyorum, kaç yıldır siyaseti izliyorum; böylesini ne
gördüm, ne duydum… Eskiler “nevi şahsına münhasır” der, bazı hususiyetlerin
altını çizerlerdi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun hususiyeti nedir? Bilmiyorum. Niçin
ona “nevi şahsına münhasır bir şahsiyet” dememiz gerekir? Bilmiyorum.
Bilmediğimiz o kadar çok şey var ki… Hangi politik ihtiyaca verdiğini de
bilmiyorum… Ne söylediğini de bilmiyorum… Kendince bir şeyler anlatıyor;
“kayısı” diyor, “fındık” diyor, “Recep Bey” diyor, “havuzlu villa” diyor ama
hiçbir şey söylemiyor… Bu kadar şey anlatıyor ama “havuzlu kooperatif
evinden” hiç bahsetmiyor… Çocuklarının hem Ankara’da öğrenci, hem İstanbul’da
SSK çalışanı olmasına izahat getiremiyor… Son numarası “başörtüsü…”

Önceki
gece, bir televizyon kanalında, “İktidara geldiklerinde başörtüsü sorununu
çözeceklerini” söylemiş. Söyler… İlk kez söylediği bir şey değil. Fakat, muarızını
güya köşeye sıkıştıran bir açıklaması var ki, tam ömürlük… Buyurmuş ki, “Bu
kadar zigzag çizen bir Başbakanı samimi görmek mümkün mü? Ben samimi
görmüyorum. Başörtüsü sorununu çözmek istemiyor. Çünkü sorunu siyasallaştırarak
rant alanı haline getiriyor. Biz onları insan olarak görüyoruz… Onun için biz
çözebiliriz. O çözemez, çözmek istemez. Farklı onun anlayışı, dünya görüşü
farklı. Çatışma kültüründen geldi. Uzlaşmanın ne olduğunu bilmiyor…”

Buradan,
Kılıçdaroğlu’nun “uzlaşma kültürü”nden geldiğini anlıyoruz. Uzlaşma kültüründen
gelmiş bu siyasetçinin hiç mi hafızası yok? Hiç mi dönüp geriye bakmıyor? Hiç
mi, “Ben böyle konuşuyorum ama, bir gün birileri çıkıp ayıbımı yüzüme vurur” de
miyor? Başörtüsü sorununu çözmemekle suçladığı siyasetçi, “velev ki” diye
başlayan açıklamasından sonra, sırasıyla partilerin, sivil toplum örgütlerinin,
kanaat önderlerinin kapısını çalmış, “uzlaşı” temelinde başörtüsü sorununa
çözüm aramıştı. Uzlaşma kültüründen gelen siyasetçinin partisi ne yapmıştı? Ne
yapacak? Kapıları sıkı sıkıya kapatmış, “Ne başörtüsü, ne uzlaşması kardeşim…
Bizim laik cumhuriyetten başka bir derdimiz yok. Hadi git işine” demişti.
Bununla kalsa iyi… Bir de, “Başörtüsünün dinin gereği olup olmadığı ulemaya
(din uzmanına) sorulsun” diye Başbakan’ı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na
şikâyet etmişti. Peki, uzlaşma kültüründen gelen bu nevi şahsına münhasır
siyasetçi ne yapmıştı? Hiç sormayın… Üniversitelerde başörtüsünü serbest
bırakan anayasa değişikliğinin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne koşmuştu. Peki,
bu herkesin malumu bilgileri neden sıraladım? Şundan: Başbakan Erdoğan,
“uzlaşma kültürü”nden gelmiş bu nevi şahsına münhasır siyasetçinin “Başörtüsü
sorununu biz çözeriz” beyanatı üzerine, önceki gün bir teklifte bulundu, “Madem
öyle, 13 Eylül’de oturup bu meseleyi konuşalım” dedi. Siz olsanız ne cevap
verirsiniz? “Hayhay… Oturalım…” Değil mi? İnanamayacaksınız ama
Kılıçdaroğlu aynen şunları söyledi: “İlk seçimde CHP’ye oy verir bu sorunun
nasıl çözüldüğünü Sayın Başbakan da görür. Kim samimi, kim değil hep beraber
görmüş oluruz.”

Benim
idrakim burada iflas ediyor. Her meselenin çözümünü “Oy verin, görürsünüz”
kalıp cümlesine bağlayan bu tuhaf adama ne diyeceğimi bilemiyorum… “Pes”
diyorum. Hakikaten pes…

AHMET
KEKEÇ   STAR GAZETESİ  02/09/2010

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.