“Pat”, “Pat”, “Pat”, “Pat”…

Bu haber 30 Temmuz 2016 - 0:25 'de eklendi ve 1.326 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Bu keyfi güçlü motosiklet kullananlar bilirler. Motor sesi dinlemek hoşuma gider. Özellikle o motor Pancar marka su motoru ise…

Marş kolunu çevirirsiniz “Pat”…

Bir daha çevirirsiniz “Pat, Pat”, “Pat” …

Bütün gücünüzle bir daha çevirirsiniz “Pat”, “Pat, Pat”, “Pat, Pat, Pat, Pat, Pat…

Yeni bir Pancar bir seferde alır, ama eskisini dinlemek daha keyiflidir. Gece ninni gibi gelir.

 

xx           xx           xx

Pancar motor aklıma durup dururken gelmedi. Tabip Odası eski başkanı dost Op. Dr. Naki Bulut geçenlerde ziyaretime geldi. Artık benim birinci kat, düzayak bir yerde oturmam gerektiğini söyledi. Düzayak, hani bir reklamda Kürt çocuğununDüm dük” dediği gibi… Bulut’ta “Yaylalı” olmuş. “Ben yaylada ev aldım, orada oturuyorum. Sat evi, sende gel” dedi.

Ne güzel olurdu… Çocukluğumun oyun bahçesi yayla hep özlemim olmuştur. Ne mutlu “Yaylalı” olabilene…

Benim Yaylalı olmam zor. Yaylalı oldun mu kesiklerden besi hayvanları için yaprak sıyıracaksın, tarladan sap yolacaksın. Çalı çırpı toplayacaksın, ateşinde bol sarımsaklı galle badılcan veya goruk ekşili bamya pişerken, kuyunun yanındaki havuzdan bahçeyi sulayacaksın. Sürtünmeden domates kokuları paçana sarılacak.

Boşalmış havuzu tulumba ile doldurmak zor gelecek, basacaksın Pancar motorun marş koluna;

Pat”, “Pat, Pat”, “Pat, Pat, Pat, Pat, Pat…

 

xx           xx           xx

Pancar motor sesi dinlemeyi iki yerde severim. Bir Yayla da, iki teknede…

Çocukluğumda yazları Yayla’da Gozlu Gave (Kozlu Kahve) mevkiine göçerdik. Bugün “Nazar” markasıyla anılan Karakaşlar, Şair İbrahim Ergin’in kayınvalidesi (Patikçiler) komşumuzdu. Geri kalan komşularımızın neredeyse tamamı Hacıaraplı (Kötekli) idi.

Hacıaraplı Halil (Altaş) yurdu ile bizim yurdun arasında bir tek Kozlu Kahve vardı. İlkindi sonralarını orada geçirirdim. Çünkü onların Pancar motoru vardı. Beni de severlerdi.

Öğle vakti sulama yapılmaz. Pancar motorlar Yayla da geceleri tütün tarlaları, ilkindi sonraları sebze bahçeleri için çalıştırılırdı.

Bizim bahçe kendimiz içindi. Pancar motorumuz yoktu. Bahçemiz kuyudan tulumba ile çekilen suyla çekilirdi. Hacıaraplı Halil’in bahçesi ticariydi…

 

xx           xx           xx

İlkindi den sonra ne zaman pancar motoru sesi duysam soluğu Hacıaraplı Halil’in yurdunda alırdım. Oyun oynuyor bile olsam bırakırdım. Gitmediğim zamanlar rahmetli Halil amcanın eşi Gülsiye teyze beni aramaya gelirdi…

Koşarak Halil amcanın yurduna vardığımda Gülsiye teyze hemen elime bahçeden kopardığı acuru tutuştururdu. Oysa bizim yurtta da vardı acur, ama ben orada yerdim. Onların bahçesi bizimkinin belki de otuz kat büyüğü idi. Biberler neyse de domates ve patlıcan fidanları benim çocuk boyum kadar vardı. Patlıcanlar benim çocuk bileğim kadar olurdu.

Halil amca ben oraya vardığımda pancar motorunun başında olurdu. Bende gider yanı başına çömelirdim. Pancar, kuyudan bahçeye yetişkin bileği kalınlığında su aktarırdı. Orada çömelmekle kalmaz, arada fırlar içinde su akan arıklara batar çıkar gelirdim. Ne güzel olurdu…

Pancarın sesinden kimse birbirini duymaz, bahçe ün kıyamet sulanırdı.

Ben eve dönerken Gülsiye teyze koltuğumun altına patlıcan sıkıştırırdı. Annem onları oyar dolmalık olarak kurutmaya dizerdi. Bizim bahçenin patlıcanları ancak galle yemekliği kalınlığında olurdu.

 

xx           xx           xx

Pancar motoru ile birde Dalyan kanalında tanıştım.

Yetişkin yıllarımda Dalyana gitmeye başladık. Dalyan da dostlarımız vardı. Onlarla Iztuzu Kumsalına giderdik. Elbette pancar motoru ile çalışan kayığa binerek…

O zamanlar İztuzu Kumsalı bugün rantiyecilerin paylaşamadığı, gözünü üzerinden eksik etmediği İztuzu Kumsalı değildi. Dalyanlıların, Köyceğizlilerin hatta Ortacalıların yaptığı barakalar vardı onlarda kalırdık. Bugün koruma altında olan Ceratta ceratta deniz kaplumbağaları barakaların üzerine kondurulduğu ahşap direklerin aralarında dolaşırlardı. Dalyanlılar onlara sini kaplumbağası derlerdi.

Geceleri benim için barakalarda uyku, çocukluğumdaki gibi başlardı. Gece kumsalda yapılacak bir şey yok, yatağa uzanırsınız Dalyanın balıkçıları da hareketlenmiştir.

Sadece “Motor” dedikleri kayıkların biri gidip, biri gelmektedir. Onlardan gelen pancar motoru sesiyle uyuya kalırsınız.

 

xx           xx           xx

Sonraki yıllarda Dalyan’a “Gazeteci” sıfatımla da gider gelir oldum.

Bir seferinde Kaunos Antik Kentindeki tiyatroda verilen konsere gitmiştik. Konserden sonra Çandır Köyü’ne indik karşıya Dalyan’a geçeceğiz…

Protokol için tekne hazırlanmış basın olarak bizde onlarla birlikte bindik. Geceydi, tekne hareket etmiyordu, dayanamayıp “Daha gitmiyor muyuz?” diye sormaya kalkıştım. Meğer kanalın ortasına gelmişiz. Şaşırdım… Oysa biz o gece Dalyan’ın ilk güneş enerjisi ile çalışan kayığına binmişiz.

Pancar motoru sesi olmadan gittiğinizi bile bilmiyorsunuz. Tadı tuzu olmuyor!

 

xx           xx           xx

Dalyan da hala güneş enerjili kayık bir veya iki tane var. Bizim bindiğimiz nereden baksanız 10 yıl önceydi. O yıllarda sistem 25 milyar liraydı. Bu yüzden kimse motorunu söküp güneş enerjisi taktırmayı tercih etmedi.

Bilindiği gibi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi 100’e yakın Muğlalı iş adamı ortaklığında MUĞLA TEKNO PARK’ı kurdu. Kuruluş tamamlandı şimdi ne aşamadalar bilmiyoruz. Bildiğimiz ortaklardan bir kaçının alanı alternatif enerji…

İşte onlara fırsat… Dalyan’da hünerlerini gösterebilirler. Sistemi daha ucuza mal edebilirler. Ardından Akçapınar ve başka yerlerde gelecektir.

Bunun yapılması lazım. Ben pancar motoru sesini ne kadar çok seversem seveyim artık o teknelerin motor atıklarıyla kanaldaki yaşamın bitirilmesinin önü alınmalıdır. Eskiden tekne sayısı azdı. Şimdi kanalın kaldıramayacağı kadar fazla o nedenle kanaldaki tüm teknelerin biran önce güneş enerjisi sitemine geçmesinde fayda var.

Peki, pancar motorunun sesi ne olacak?

Bana kalsa pancar sesi olmadan olmaz, ama ses kaydı yapılıp müşteri talep ederse kayık hareket eder etmez motor sesi verilebilir…

 

xx           xx           xx

Pancar motoru sesi Ören’de de başkadır.

Biz tatilimizi genellikle Ören’de yaparız. Yalı’da bir pansiyonda konaklarız.

Herkes günbatımı meraklısıdır.

Ören’de gündoğumu da güzeldir.

Sadece günün ayması nedeniyle değil, gece balığa çıkan balıkçıların avdan dönüşüyle güzelleşir gündoğumu…

Sabah gün doğmak üzereyken Datça Yarımadası tarafından 6-7 kayık yan yana veya arka arkaya gelmektedirler. 6-7 kayığın aynı anda çalışması müthiş bir şey. Senfoni orkestrası gibi…

Elbette bazıları için gürültü gibide gelebilir, ama nereden bakıp, nasıl algıladığınıza bağlı.

Gelin şimdi kendinize saygı gösterip şehrin gürültüsünden kaçın. Kendinize bir ödül verin, nerede pancar motoru sesi varsa oraya gidin.

Yanlış tercih etmiş olmazsınız.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
Mehmet Keza KUNDAKÇI 01 Ağustos 2016 / 08:56

“BELGESEL TADINDA BİR ROMANDAN SAYFALAR”gibi olmuş bu yazı,
kalemine sağlık,yüreğine sağlık üstad,
bende de öyle anlamı var ki bu “Pancar Moturun”,
benim cep telefonumun sesi de “Pancar Motur” sesi…

verimli toprakların,güldür güldür sulanıp,binbir çeşit doğal geleneksel ürünlerimizin hem insanımızın ve hem de üreticimizin yüzünü güldürdüğü,
pancar moturlu ya da güneş enerjisi ile çalışan moturları,maviliklere süreceğimiz güzel günler dileğiyle,

selamlar,