PARDON DEMEK BİR ERDEMDİR

Bu haber 25 Ocak 2013 - 0:00 'de eklendi ve 678 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Şu anda Çin’de değil de Muğla’da olsaydı, Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı’na yakıştırabileceğim bir kişi olan Zafer Karadağ kardeşim önceki gün Şangay’dan “Pardon demek bir erdemdir” başlıklı ileti göndermiş. “Hayırdır inşallah” deyip, merakla iletiyi okumaya kalktım;
“Merhaba Kardeşim,
‘Pardon demek bir erdemdir’ ve sen de aşağıdaki satırlarında bu erdeme sahip olduğunu ortaya koymuşsun. Seni kutluyor, yanaklarından öpüyorum. Aksoy Valimize de teşekkürü bir borç biliyorum. Sevgiler. Zafer”
Sevgili Zafer’in iletisinin arkası benim 21.01.2013 tarihli “Çabuk unutuyoruz” başlıklı yazımdan küçük alıntı idi.
 
xx     xx     xx
Geçen hafta Cuma günü bir yattım, o yatış. Hiç girip olup yatmamıştım. Direnirim. Hep ayakta geçirdim, genellikle ilaç da kullanmadan. Ama yaşlanıyoruz… Biraz da yoruldum mu ne… İş, güç yormaz beni. Muğla mı yoruyor ne… Hamle’ye ilk başladığım yıllarda Hayati Nizamoğlu, “Abi doğaya müdahale edilmez. Bırak su akacağı gibi aksın. Yaşanacak ne varsa yaşanmalı.” derdi. Ne demek istediğinin yeni farkına varıyorum…
Mesela “eşrafın”; elit-imtiyazlı kesimin; statükonun tayin ettiği plana, programa, dizayna müdahaleye kalkışmayacaksın… Yorulduğunla kalıyorsun.
Gidip Başkan Gürün’ün, Hilmi Giresun’un ellerinden öpesim, “Büyüksünüz” diyesim geliyor…
Sağcısıyla, solcusuyla insanlar, insancıklar ve hatta “gazeteci”siyle bu şehir beni hala şaşırtıyor. Yoruldum. Yorulmuşum… Kapadım kapıyı pencereyi, telefonu… Kendimi dinledim.
 
xx     xx     xx
Ama yaşamın pardonu yok…
İşiniz yazmaksa, soluk alıp verdiğiniz ve aklınız başında olduğu sürece yazacaksınız. Dedikodu ile haberi, habercilikle yazarlığı karıştırmayacaksınız. Askerlik mecburi, ama yazarlık değil. İşi ehline bırakalım. Her işte öyle değil mi? Tıpta, hukukta, mühendislikte, gazetecilikte, güvenlikte, eğitimde, belediyecilikte, siyasette, oda yönetiminde…
Neyse.. Yaşamın pardonu olmadığı için, gazeteme günlük yazılarımı göndermekten geri durmadım… Çünkü Yok, öyle “Yazarım” deyip, bundan ekmek de yiyip aklına estikçe, canın istedikçe, birine kızdıkça yazmak…
 
xx     xx     xx
Yazılarıma genellikle yarım gün yeter. Kalan zamanımda alışkanlıkla  “Ne olacak Muğla’nın hali?” demekten kendimi alamadım. Sana ne?!! .. de derler adama…
Belediyemiz Muğla’yı gül gibi yönetiyor. Meslek Odalarımız güllük gülistanlık… Partilerin yönetimlerinde keyifler gıcır… Neredeyse birbirlerine beş çayına gidip gelecekler… Ne de olsa Muğla öteden beri “barış ve demokrasi limanıdır”.. Başka türlüsü yakışmaz!
Beğenseniz de beğenmeseniz de CHP, MHP ve ne kadar kaldıysa DP “devlet” gibi, “millet” gibi partiler… Son yerel seçimde iki partinin karşı karşıya kalmış olmaları boşuna ve tesadüf olmasa gerek…
AK Parti öyle mi? Ankara’dan söz etmiyorum. Muğla’da AK parti “kabile” gibi… Ama sorarsanız yerel seçimden onlar galip çıkacak –mış… Yerel seçimden önce TOBB seçimleri var. Sen hele bir orada boy ölçünü ver bakalım…
Ah benim gadın molam; bir tarafta elit- imtiyazlılar, öbür tarafta ikbal ve istikbal peşinde koşanlar…
Ama diyorlar ki önümüzdeki oda seçiminde adaylardan birini AK Parti, ötekini CHP’liler destekliyormuş. Yok, öyle bir şey… Sakın inanmayın…  İnanan aptaldır. Değilse kördür. Bu seçimde AK Parti AK Pari’ye karşı… Su sadece statükoya, elit-imtiyazlılar ile birlikte ikbal ve istikbal peşinde koşanlara taşınıyor o kadar…
 
xx     xx     xx
Yaşamın pardonu yok… İsterseniz benim gibi hastalığı, bir şeyi bahane edip dinlenin. Kendinizi şehrin her türlü kirinden, gürültüsünden, yükünden uzaklaştırın. Benim gibi sizde göreceksiniz… Aslında kendini elit- imtiyazlı görenlerle, ikbal ve istikbal peşinde koşanlar öyle görüldüğü gibi ayrı ayrı yerlerde de değiller… Tam da statükonun göbeğinde el ele kol kolalar…
Biz de saf saf “Ne olacak Muğla’nın hali?” sorusuna yanıt arıyoruz…
 
xx     xx     xx
Ben evde şifa arayıp, dinlenirken, gazetelerin de harareti yükselmiş. Bir gazetecinin bağlı olduğu kuruluşun aidat borçlarını birileri ödemiş. Ne olmuş, yasak mı var? Rüşvetle haber yazanlar türemiş! Yaaa… Bildiğim kadarıyla bir gazeteci arkadaşım odalardan birine aylık para karşılığı haber üretiyor. O mu acaba? Patron geçinen gazetecinin bu işlerle uğraşması hoş değil ama O veya başkası ise para almadan mı üretsin?
Rahmetli Hasan Önkaş senelerce Mali Müşavirler Odası’na, ben Muğla Ticaret Odası’na yardımcı olduk. Az çok para da aldık. Bu artık rüşvet mi oldu?
Bir şehirde artık gazeteciler birbirlerinin gözlerini oyacak kadar birbirlerinin ekmeğine göz diktilerse yandık!
Dün gazeteye geldim, bir de baktım Nejat Altınsoy “Konuk yazar” olarak bizde yazmaya başlamış. Şaşırmadım… Ticaret ve Sanayi Odası bu güne kadar Muğla için ne yaptı da bundan sonra ne yapacak, demeyeceğim… Ama “Seçimi bir gazeteciyi işinden etti” demeden de geçemeyeceğim.
Bir de bizim Hamle yazarlarından Dr. Gülten Şimşek ile uğraşıyorlar.  Devlet memurundan gazeteci olmazmış! Taksiciden oluyorsa memurdan neden olmasın? Memurun fikri yok mu?
 
xx     xx     xx
Yaşamın pardonu yok. Geçen bir hafta içinde yüksek ateş, tansiyon vs. bahane ölebilirdim… Siz de ölebilirsiniz… Mukaveleniz mi var?!! Ölürseniz hırs ettiklerinizi nerenize sokup götüreceksiniz?
Vekillik, belediye, oda başkanlığı; il, ilçe başkanlığı vs, .. bunlar ölündüğünde cennete referans mıdır?
Ya bir çevrenize kırıp döktüklerinize, sizden uzaklaşan dostlarınıza, arkadaşlarınıza bakın… Değer mi? Neye değer? Ne olur bir bahane yaratın, dinlenin, kendinizi dinleyin… Vicdanınızı…
Bu şehre yazık oluyor. Gadın Molamı hep birlikte fahişeye çeviriyoruz!
Sen. Evet sen… Sakın ‘Ben masumum’ deme! Hiç birimiz masum değiliz…
Kin ve nefret tohumları ekilerek, bir birinin gözünü oyarak, iftira, yalan yöntemlerini kullanarak “hizmet” yapıldığı nerede görülmüş? Bütün bunlar bir oda seçimi için mi? Oda seçimi yüzünden mi? Değer mi?
 
xx     xx     xx
Evet, yaşamın pardonu yok. Ama Sevgili Zafer Karadağ’ın söz ettiği “pardon” anladığınız pardon değil. Yoksa pardon demek erdem mi olur? O pardon benim hafta başında kaleme aldığım “Çabuk unutuyoruz” başlıklı yazımda dilediğim özür veya bir hakkı teslim edişimdir…
Pardon mu olur, özür mü, bir hakkı teslim ediş mi, yoksa teslimiyet mi bilmiyorum; bir daha “Ne olacak Muğla’nın hali” demeyeceğim… Yaşanacak ne varsa yaşanmalı…
25.01.2013
 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.