Oktay Ekinci’yi Yaşatabilir Miyiz?

Bu haber 17 Ekim 2014 - 0:00 'de eklendi ve 1.053 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozcanozgur@hamlegazetesi.com.tr
Özgürce

Özcan Özgür

Öncelikle bir yanlışı düzeltelim.

Oktay Ekinci Muğla’da Yaşıyor” (15.10.2014) başlıklı yazımda, Eczacılar Odası ve Mimarlar Odası’nın ardından Elektrik Mühendisleri Odası Muğla Şubesi’nin de tarihi Muğla Evi’nde faaliyet gösterdiğini yazmışım.

İnşaat Mühendisleri Odası” demem gerekirken sehven “Elektrik Mühendisleri Odası” demişim. Doğrusu İnşaat Mühendisleri Odası’dır… Aslında Muğla’da elektrikçiler mimarlardan önce bir tarihi Muğla Evi satın almıştı. Bunu dönemin başkanı Gündüz Pirinçcioğlu yapmıştı. O’nun ardından gelen ve CHP’den Belediye Meclis Üyeliği de yapan Hamdi Ercan’ın başkanlık döneminde “Bunun restorasyonuna çok para gider” denilerek o ev satılmıştı!

Eczacılar Odası da Gül Ören Sungur başkanlığında Saburhane’deki o güzelim taş eve sahip olmuştu. Ardından odanın başına gelen Arif YılmazTaş evde odamı olur” deyip, odayı yeni yapıya taşımıştı.

Arif Yılmaz da CHP’li Meclis Üyesi olmakla kalmayıp, yıllarca Başkan Vekilliği de yapmıştı. Arif Yılmaz şimdi Muğla’da oturmuyor!

Galiba Muğla’da aile mezarlığı olmayan, Muğla’da yaşayıp, Muğla’da rahmetli olmayacak olanı siyasi makamlara getirmemek gerekiyor…

xx        xx        xx

Önceki gün Saburhane Meydanı’ndaydık.

Oktay Ekinci’nin, Cengiz Bektaş’ın, İlhan Selçuk’un evlerinin bulunduğu meydan…

Az ötede “Dudu Bahçesi”… Bahçe filan yok. İlköğretim Okulu yapıldı. O bahçeye yakışırdı, ama… İnşaata başlanmadan yazdık çizdik, dinlemediler; “Recai Güreli İlköğretim Okulu” dediler… Oysa Vali Recai Güreli’nin adı hemen her ilçemizde ve il merkezinde de en işlek caddelerimizden birinde zaten yaşıyordu.

Dudu Bahçesi adını sahibesinden almıştır; Dönme Dudu’dan… Dudu, Rum kızıdır; Stella… Bir Türkmen gencine aşık olup, evlenince Dudu olmuş. MuğlalıDönme dudu” demiş.

Dudu Bahçesi’nde yapılan ilkokula “Dönme Dudu Stella İlköğretim Okulu” adı daha çok yakışırdı. Hatta okulun bahçesine bir büstü yapılıp kaidesine de hikayesi kazınırdı, ama…

xx        xx        xx

Saburhane Meydanı’nda, Apostol Hanı’nın hemen önündeki asmalı çardağın altında toplandık. Oktay Ekinci’nin uygulamada rehberlik, edip emek verdiği genç mimarlarımızdan Y. Mimar Meral Oğuz ustası Ekinci’nin dostlarını, arkadaşlarını, sevenlerini, genç mimarları bir araya getirdi.

Yanı başında Mimar Sinan Heykeli’nin bulunduğu Asmalı Çardağın köşesindeki masaya Ekinci’nin portresi ile bilgisayarı, gazeteleri, not defteri konmuş. Bir de bir bardak çay, bir bardak su…

Önceki günkü yazımda da vurgulamıştım. O gün toplantıda Meral Oğuz da anlattı. Oktay Ekinci güne erken başlardı. Randevu verdikleri ile o masada buluşur, orada gazetelerini okur, yazar, günün programını yapardı… O yüzden mi ne masanın yanında otururken, karşı sokaktan çıkıp geldiğini hayal ettim. Gelip masaya oturuyor, şöyle bir hepimizi süzüp, “İlhan Selçuk’u ne çabuk unuttunuz?” diye soruyor… (!)

xx        xx        xx

Masasının yanında otururken geçmişe gidip gidip, geldim.

Rum kızı Dönme Dudu Stella’yı belleğimizden silmenin eşiğindeyiz. İlhan Selçuk’un Saburhane Meydanı’ndaki evi hem öksüz, hem yetim bir çocuk gibi, terk edilmiş, kaderi ile baş başa bırakılmış.

Can Yücel’in Datça’da evi var. İlhan Selçuk’un Saburhane Meydanı’nda evi var mı? Yok!.. Ev dediğin canlıdır. Yaşar, ölür… Muğla için Oktay Ekinci boşuna mı “Yaşayan Muğla” demişti…

Yanan Apostolun Hanı yeniden restore edildi. Oktay Ekinci görse sevinir miydi, üzülür müydü bilmiyorum. O güzelim han şimdi Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi oldu!

Oktay Ekinci’nin Saburhane Meydanı’nda masasının yanında otururken dalıp gittiğimde bir ara Rum meyhaneci Apostol, hanından çıkıp gelip, “Aranızda belediye reisi var mı?” diye soruyordu. Hayal tabi… Güldüm… Düşündüm, hüzünlendim…

Ama Dönme Dudu, Rum meyhaneci Apostol, İlhan Selçuk ve Oktay Ekinci hayal değil…

xx        xx        xx

Katılımcılardan hangisiydi bilmiyorum, birisi konuşurken bir yerlerden daha yaşarken, meclis kararı ile değil “Muğlalıların söylemi” ile bir parka “Serpil Park” diye adı verilip, üstelik bir de parkın önüne heykeli dikilen Serpilimiz çıkıp geldi… Yaşlanmıştı. Şöyle bir eğilip çakır gözleri ile Oktay Ekinci’nin posterine baktı. Çıkaramadı… Sonra İhsan Özgen’e yöneldi. Ardından Ünal Türkeş’e… Her ikisinden de rayici belli harçlığını alıp uzaklaştı. Orada Erman Şahin’de vardı. Ona bulaşmadı, çünkü bir gün önce ofisine uğramış, harçlığını almıştı… Biliyorum, ben de oradaydım.

xx        xx        xx

Muğla’nın bir zamanlar sevimli sevilen delileri vardı. Giderek yok oluyorlar. Bir şehir delisine, divanesine, akıllısına, “köyün delisi” denilen doğrucu davutlarına sahip çıkıp, kültürünü, geleneklerini yaşatmadan “Yaşayan kent” olur mu?

Dönme Dudu’yu, İlhan Selçuk’u, Hilal Köseoğlu’nu, Sabahat Aykın’ı, Rum Meyhaneci Apostol’u, Apostol Hanı’nın, Saburhane’nin, Hamamönünü’nün, Arasta’nın geçmişini unutur, geleneksel Kültür Şenliği’ni rafa kaldırırsak Muğla “Yaşayan Muğla” olur mu?

xx        xx        xx

Saburhane Meydanı’nda anma toplantısı bir ilkti. Aslında Muğla’da (Menteşe) böyle bir toplantının kendisi de ilkti… Toplantıda Oktay Ekinci’nin genç kuşağından Mimar Rukiye Uslu ağlamaktan konuşamadı. Duygusal anlar yaşandı. Eşi, Harita Mühendisi Süleyman Uslu, Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş’e Kültür Şenliği’nin Oktay Ekinciler dönemindeki gibi kimliğe, niteliğe kavuşturulmasını öneriyordu…

Ama o gün orada ne Bahattin Gümüş, ne Osman Gürün ne de temsilcileri vardı!

Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Ülkü, Ekinci’nin sanıldığı gibi sadece çevreci olmadığını belirtip, “Yerel olmayan ulusal, ulusal olmayan evrensel olamaz derdi ve evrenselliği yakalayanlardandı.” diyordu. Doğru söylüyordu. Biz Muğlalılarevrensel” olabildik mi? Halimiz ortada!

Ülkü, Mimarlar Odası Muğla Şubesi’ne “Hizmet İçi Eğitim” yapılmasını öneriyordu. “Oktay’ın adına düzenlenecek bu eğitimlerden sadece çizen değil, Oktay gibi yazan mimarlar da çıkacaktır.” diyordu.

xx        xx        xx

Oktay Ekinci Muğla’da Yaşıyor” başlıklı yazımda, Nail Çakırhan’a, Sıtkı Koçman’a ölümlerinden sonra Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında “Muğla Valiliği Hizmet Ödülü” verildiğini anımsatıp, “Nedense insanları yaşarken ödüllendirmeyi, yüceltmeyi bilemiyoruz.” demiştim. Ekinci’ye “Hizmet Ödülü” verilsin önerisi yaptığımın sanılmamasını da vurgulamıştım.

O yazıma gelen yorumlardan biri “Dr. Lale Aytaman” imzası taşıyordu. Muğla’nın kadın valisi Aytaman, yorumunda “Oktay Ekinci’yi ölümünün birinci yılında ben de rahmetle anıyorum. Muğla’nın kent kültürü ve mimarisi hakkında kendisinden çok değerli bilgiler almıştım. ‘hizmet ödülü’ yakışır.” demiş. Tabi neden olmasın?

Önceki günkü toplantıda Erman Şahin’in önerisi ise “Oktay’ın çalışmaları ile bu gün ortada basbaya bir Muğla var. Muğla’nın geldiği noktayı, değerleri yaşatmak için burada ciddi işler yapmalıyız. Bir eski Muğla Evi almalıyız. Düzenleyip, ‘Oktay Ekinci lejantı’ adı altında Ekinci’yi, çalışmalarını sergilemeliyiz. Eser diyelim. Çalışmalarını gelecek kuşaklara bırakalım.” şeklinde oldu.

Ben Şahin’in sözlerinden “havale” etmediğini, “Biz yapalım” dediğini çıkardım. Hadi bakalım…

xx        xx        xx

Aralarında büyük yaş farkı olsa da Oktay Ekinci’nin de yol arkadaşı olan Çakırhan’ı da 10 Ekim 2008’de yitirmiştik. Bu gün 17 Ekim. Ortada bir hazırlık yok. Mimarlar Odası Muğla Şubesi umarım Oktay Ekinci’yi unuttuğu gibi Nail Çakırhan’ı da unutmamıştır.

Peki, Ekinci’yi yaşatabilir miyiz? “Yaşayan Muğla”yı yakalarsak, Oktay ve Oktaylar yaşar…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Mustafa Ercan 22 Ekim 2014 / 15:16

Sayın Özcan Özgür,öncelikle Mimar Oktay Ekinci yi rahmetle anıyorum.Yazınızı okuyunca çok duygulandım .Zira Oktay Ağabey Muğlada tanıdığım değerli insanlardan dı .Gerçekten yaşayan kent olabilmemiz için yapmış olduğunuz önerilere katılıyorum. Umarım ilgili kurumlarımız da önerilerinizi dikkate alırlar.İnsan bir hazinedir bu hazinenin kıymetini bildiğimiz ölçüde uygarız, insanızdır. Mustafa Ercan