“Oktay Ekinci’yi yaşatabilir miyiz?”

Bu haber 17 Ekim 2019 - 0:05 'de eklendi ve 1.095 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Dünkü yazımı “.. Önceki gün Oktay Ekinci’den kimsenin haberi yoktu… Dünde öyle… Üzülerek dün Mimarlar Odası’ndan Funda Dural’ı aradım. Derin bir soluk almamı sağladı… Mimarlar Odası’nın 22 Ekim’de bir anma programı varmış. Sevindim. Yerel yönetimlerimizin aklına gelmemiş olmasını artık bunca yıl sonra anlayabiliyorum…” diye tamamladım.

Önce bir düzeltme yapalım. Mimarlar Odası‘nın o anma programı 16 Kasım‘da Konakaltı Kültür Merkezi‘nde yapılacakmış.

Önceki gün Funda Dural‘ın ardından Menteşe ve Muğla Büyükşehir Belediyesi‘ndeki ilgilileri aradım. Önceki yıllarda olduğu gibi oralarda yine bir kıpırtı yoktu…

Oktay ağabeyi 15 Ekim 2013‘te yitirmiştik. İstanbul‘da görkemli bir anma yapılmıştı. Muğla’da ise Saburhane Meydanı‘nda Y. Mimar Meral Oğuz tarafından hocası Ekinci‘ye yakışır naiflikte başarılı bir organizasyon gerçekleştirilmişti. Yerel yönetimlerimizden gelen giden olmasa da adı bir parkımızda yaşatılan Deli Serpilimiz bile gelmişti…

xx      xx      xx

Saburhane etkinliğini 17 Ekim 2014 tarihli yazımda “Oktay Ekinci’yi yaşatabilir miyiz?” başlığıyla kaleme almışım. Hala güncel… Bugünkü yazımda da aynı başlığı kullandım… O yazımda önce 15 Ekim 2014 tarihinde “Oktay Ekinci Muğla’da Yaşıyor” başlığı ile kaleme aldığım yazımda yaptığım yanlışı şöyle düzeltmişim:

… Eczacılar Odası ve Mimarlar Odası’nın ardından Elektrik Mühendisleri Odası Muğla Şubesi’nin de tarihi Muğla Evi’nde faaliyet gösterdiğini yazmışım. ‘İnşaat Mühendisleri Odası” demem gerekirken sehven ‘Elektrik Mühendisleri Odası’ demişim. Doğrusu İnşaat Mühendisleri Odası’dır… Aslında Muğla’da elektrikçiler mimarlardan önce bir tarihi Muğla Evi satın almıştı. Bunu dönemin başkanı Gündüz Pirinçcioğlu yapmıştı. O’nun ardından gelen ve CHP’den Belediye Meclis Üyeliği de yapan Hamdi Ercan’ın başkanlık döneminde ‘Bunun restorasyonuna çok para gider’ denilerek o ev satılmıştı!

Eczacılar Odası da Gül Ören Sungur başkanlığında Saburhane’deki o güzelim taş eve sahip olmuştu. Ardından odanın başına gelen Arif Yılmaz ‘Taş evde odamı olur’ deyip, odayı yeni yapıya taşımıştı. Arif Yılmaz da CHP’li Meclis Üyesi olmakla kalmayıp, yıllarca Başkan Vekilliği de yapmıştı. Arif Yılmaz şimdi Muğla’da oturmuyor! Galiba Muğla’da aile mezarlığı olmayan, Muğla’da yaşayıp, Muğla’da rahmetli olmayacak olanı siyasi makamlara getirmemek gerekiyor…

O yazımı şöyle sürdürmüşüm:

xx      xx      xx

Önceki gün Saburhane Meydanı’ndaydık.

Oktay Ekinci’nin, Cengiz Bektaş’ın, İlhan Selçuk’un evlerinin bulunduğu meydan…

Az ötede ‘Dudu Bahçesi’… Bahçe filan yok. İlköğretim Okulu yapıldı. O bahçeye yakışırdı, ama… İnşaata başlanmadan yazdık çizdik, dinlemediler; ‘Recai Güreli İlköğretim Okulu’ dediler… Oysa Vali Recai Güreli’nin adı hemen her ilçemizde ve il merkezinde de en işlek caddelerimizden birinde zaten yaşıyordu.

Dudu Bahçesi adını sahibesinden almıştır; Dönme Dudu’dan… Dudu, Rum kızıdır; Stella… Bir Türkmen gencine aşık olup, evlenince Dudu olmuş. Muğlalı ‘Dönme dudu’ demiş.

Dudu Bahçesi’nde yapılan ilkokula ‘Dönme Dudu Stella İlköğretim Okulu’ adı daha çok yakışırdı. Hatta okulun bahçesine bir büstü yapılıp kaidesine de hikayesi kazınırdı, ama…

xx      xx      xx

Saburhane Meydanı’nda, Apostol Hanı’nın hemen önündeki asmalı çardağın altında toplandık. Oktay Ekinci’nin uygulamada rehberlik edip, emek verdiği genç mimarlarımızdan Y. Mimar Meral Oğuz ustası Ekinci’nin dostlarını, arkadaşlarını, sevenlerini, genç mimarları bir araya getirdi.

Yanı başında Mimar Sinan Heykeli’nin bulunduğu Asmalı Çardağın köşesindeki masaya Ekinci’nin portresi ile bilgisayarı, gazeteleri, not defteri konmuş. Bir de bir bardak çay, bir bardak su…

Önceki günkü yazımda da vurgulamıştım. O gün toplantıda Meral Oğuz da anlattı. Oktay Ekinci güne erken başlardı. Randevu verdikleri ile o masada buluşur, orada gazetelerini okur, yazar, günün programını yapardı… O yüzden mi ne masanın yanında otururken, karşı sokaktan çıkıp geldiğini hayal ettim. Gelip masaya oturuyor, şöyle bir hepimizi süzüp, ‘İlhan Selçuk’u ne çabuk unuttunuz?’ diye soruyor… (!)

xx      xx      xx

Masasının yanında otururken geçmişe gidip gidip, geldim.

Rum kızı Dönme Dudu Stella’yı belleğimizden silmenin eşiğindeyiz. İlhan Selçuk’un Saburhane Meydanı’ndaki evi hem öksüz, hem yetim bir çocuk gibi, terk edilmiş, kaderi ile baş başa bırakılmış.

Can Yücel’in Datça’da evi var. İlhan Selçuk’un Saburhane Meydanı’nda evi var mı? Yok!.. Ev dediğin canlıdır. Yaşar, ölür… Muğla için Oktay Ekinci boşuna mı ‘Yaşayan Muğla’ demişti…

Yanan Apostolun Hanı yeniden restore edildi. Oktay Ekinci görse sevinir miydi, üzülür müydü bilmiyorum. O güzelim han şimdi Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi oldu!

Oktay Ekinci’nin Saburhane Meydanı’nda masasının yanında otururken dalıp gittiğimde bir ara Saburhaneli Rum meyhaneci Apostol, hanından çıkıp gelip, ‘Aranızda belediye reisi var mı?’ diye soruyordu. Hayal tabi… Güldüm… Düşündüm, hüzünlendim…

Ama Dönme Dudu, Rum meyhaneci Apostol, İlhan Selçuk ve Oktay Ekinci hayal değil…

xx      xx      xx

Katılımcılardan hangisiydi bilmiyorum, birisi konuşurken bir yerlerden daha yaşarken, meclis kararı ile değil ‘Muğlalıların söylemi’ ile bir parka ‘Serpil Park’ diye adı verilip, üstelik bir de parkın önüne heykeli dikilen Serpilimiz çıkıp geldi… Yaşlanmıştı. Şöyle bir eğilip çakır gözleri ile Oktay Ekinci’nin posterine baktı. Çıkaramadı… Sonra İhsan Özgen’e yöneldi. Ardından Ünal Türkeş’e… Her ikisinden de rayici belli harçlığını alıp uzaklaştı. Orada Erman Şahin’de vardı. Ona bulaşmadı, çünkü bir gün önce ofisine uğramış, harçlığını almıştı… Biliyorum, ben de oradaydım.

Muğla’nın bir zamanlar sevimli sevilen delileri vardı. Giderek yok oluyorlar. Bir şehir delisine, divanesine, akıllısına, ‘köyün delisi’ denilen doğrucu davutlarına sahip çıkıp, kültürünü, geleneklerini yaşatmadan ‘Yaşayan kent’ olur mu?

Dönme Dudu’yu, İlhan Selçuk’u, Hilal Köseoğlu’nu, Sabahat Aykın’ı, Saburhaneli Rum Meyhaneci Apostol’u, Apostol Hanı’nın, Saburhane’nin, Hamamönünü’nün, Arasta’nın geçmişini unutur, geleneksel Kültür Şenliği’ni rafa kaldırırsak Muğla ‘Yaşayan Muğla’ olur mu?

xx      xx      xx

Saburhane Meydanı’nda anma toplantısı bir ilkti. Aslında Muğla’da (Menteşe) böyle bir toplantının kendisi de ilkti… Toplantıda Oktay Ekinci’nin genç kuşağından Mimar Rukiye Uslu ağlamaktan konuşamadı. Eşi, Harita Mühendisi Süleyman Uslu, Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş’e Kültür Şenliği’nin Oktay Ekinciler dönemindeki gibi kimliğe, niteliğe kavuşturulmasını öneriyordu…

Ama o gün orada ne Bahattin Gümüş, ne Osman Gürün ne de temsilcileri vardı!

Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Ülkü, Ekinci’nin sanıldığı gibi sadece çevreci olmadığını belirtip, ‘Yerel olmayan ulusal, ulusal olmayan evrensel olamaz derdi ve evrenselliği yakalayanlardandı.’ diyordu. Doğru söylüyordu. Biz Muğlalılar ‘evrensel’ olabildik mi? Halimiz ortada! Ülkü, Mimarlar Odası Muğla Şubesi’ne ‘Hizmet İçi Eğitim’ öneriyor, ‘Oktay’ın adına düzenlenecek bu eğitimlerden sadece çizen değil, Oktay gibi yazan mimarlar da çıkacaktır.’ diyordu.

xx      xx      xx

‘Oktay Ekinci Muğla’da Yaşıyor’ başlıklı yazımda, Nail Çakırhan’a, Sıtkı Koçman’a ölümlerinden sonra Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında ‘Muğla Valiliği Hizmet Ödülü’ verildiğini anımsatıp, ‘Nedense insanları yaşarken ödüllendirmeyi, yüceltmeyi bilemiyoruz.’ demiştim. Ekinci’ye ‘Hizmet Ödülü verilsin’ önerisi yaptığımın sanılmamasını da vurgulamıştım. O yazıma gelen yorumlardan biri ‘Dr. Lale Aytaman’ imzası taşıyordu. Muğla’nın Kadın Valisi Aytaman, yorumunda ‘Oktay Ekinci’yi ölümünün birinci yılında ben de rahmetle anıyorum. Muğla’nın kent kültürü ve mimarisi hakkında kendisinden çok değerli bilgiler almıştım. ‘hizmet ödülü’ yakışır.’ demiş. Tabi neden olmasın?

Toplantıda Erman Şahin’in önerisi ise ‘Oktay’ın çalışmaları ile bu gün ortada basbaya bir Muğla var. Muğla’nın geldiği noktayı, değerleri yaşatmak için burada ciddi işler yapmalıyız. Bir eski Muğla Evi almalıyız. Düzenleyip, ‘Oktay Ekinci lejantı’ adı altında Ekinci’yi, çalışmalarını sergilemeliyiz. Eser diyelim. Çalışmalarını gelecek kuşaklara bırakalım.’ şeklinde oldu.

Ben Şahin’in sözlerinden ‘havale’ etmediğini, ‘Biz yapalım’ dediğini çıkardım. Hadi bakalım…

xx      xx      xx

Aralarında büyük yaş farkı olsa da Oktay Ekinci’nin de yol arkadaşı olan Çakırhan’ı da 10 Ekim 2008’de yitirmiştik. Bu gün 17 Ekim. Ortada bir hazırlık yok. Mimarlar Odası Muğla Şubesi umarım Oktay Ekinci’yi unuttuğu gibi Nail Çakırhan’ı da unutmamıştır.

Peki, Ekinci’yi yaşatabilir miyiz? ‘Yaşayan Muğla’yı yakalarsak, Oktay ve Oktaylar yaşar…

xx      xx      xx

Yaşayan Muğla, Oktayların yaşatıldığı kadar yaşıyor…

Yarın devam ederiz.

——————————                                                              ——————————

GÜNÜN SÖZÜ: Gerçekten kül olmadan kendinizi nasıl yenileyebilirsiniz. -Nietzsche

ÇİVİ

TÜİK, Muğla’da konut satışlarının arttığını belirlemiş. Arkadaşım, “Bu TÜİK kira fiyatlarındaki artışı neden belirlemiyor?” diye sordu.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nabide Kılınç 17 Ekim 2019 / 18:54

Her şeyden önce yaşayan Muğla kitabını yeniden bassak büyükşehir olarak diyorum. Oktay Ekinci için Erman ağabeyin önerisi keşke hayata geçse . Bakın ben size bir şey söyleyeyim. Geçen yıl tam kütüphaneden ayıldım. İzine çıktım.Kütüphaneye paketler gelmiş nereden Nilüfer Belediye Başkanından. Turgay Erdem göndermiş. Gittim paketlere baktım hepsinin üstünde neredeyse kendi el yazısı Oktay Ekinci diyor. Oktay ağabeyin el yazısı. Raflar parçalara ayırmış rafta var. Kitap arşiv kolileri üstünde kendi el yazısı. Ayrı ayrı paketler çoktu. Fotoğraflarını çektim. Turgay beyi bir kaç kez aradım yerinde yoktu konuşamadım. Emekli olan şimdi yetkili arkadaşla .konuştuk kolileri birlikte açalım bir yere yönlendirelim diye. Arayamadı kaldı ben de gidip artık açamazdım. Yerkesik Kütüphanesi adına geldi. Bizim Kütüphanelerde değerlendiremeyiz. Ben Yerkesik’te artık çalışmıyorum. Ben de değerlendiremedim. Yerkesik Kütüphanede bir köşede kaldırıldı duruyor, dediler. 5 Ekim’de Bursa’ya gittim Nilüfer belediye başkanımızla da birlikteydik. Orada sordum başkan Turgay bey evet ben gönderdim. Oktay bey öyle istedi kendisi paketlemiş dedi. Hatta toplantıda çay molasında masada milletvekili arkadaşlarımız da bulunmaktaydı. Bunları geri isteyelim geri alalım biz Oktay Ekinci’nin arşivinin burada Nilüfer Bursa edebiyat müzesinde değerlendireceğiz dediler. Geri yollanacak o paketler.Şimdi o arşivinin bir kısmını ben Mimarlar Odasına bir kısmını kitaplar dolusu kolilerden Yerkesik Kütüphaneye almak istemiştim. Ancak adına orada bir şey yapıp meydana getiremem. Nilüfer belediye başkanımız da zaten orada değerlendirmek istediler. Sanırım gidecek. Belediye başkanımızla görüşüp yönlendireceğim. O arşivin paketlerin kaybolmasını, terkedilmesini istemiyorum çok rahatsızım.
Oktay Ekinci yaşatılmalı ömre değecek duygular ile yaptıkları ile Muğla ile daima hayata katılmalı. Oktay ağabey ebedi yerinde ışıklar içinde yatsın.