Oktay Ekinci Evi’nde baca tütmeye devam ediyor…

Bu haber 18 Ekim 2019 - 0:21 'de eklendi ve 1.230 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Nail Çakırhan‘ı 11 Ekim 2008‘de yitirmiştik. Sanıyorum “Nail Çakırhan Günleri”nin 6’ncısını da Kasım 2013‘te yaptık. Akyaka Yücelen Otel‘de.. O yılın konusu “Gelenekten Çağdaşa Akyaka-Gökova Mimarisi” idi. Etkinlik Oktay ağabey yaşarken programlanmıştı ve paneli O yönetecekti, ama Ekinci ustası Nail Çakırhan’ı anacakken kendisi anılan olmuştu. Ben de 06 Kasım 2013 tarihli Hamle‘de haberime “Nail Çakırhan ile Ekinci de anıldı” başlığı atmıştım.

Oktay ağabeyi beklenmedik biçimde o etkinlikten bir ay önce 15 Ekim 2013‘te yitirmiştik.

O Ekim ayında kendisini diplomasız hocası, ustası Nail Çakırhan ile birlikte anmıştık.

O sene etkinliğe Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nin mimarlık hocaları da katılmıştı. O sıralar insanlar, konuşmacılar, “Nail Çakırhan’ın yeri nasıl doldurulacak derdine düşmüşken ve o yerin Oktay Ekinci tarafından doldurulduğunu görüp sevinmişlerken, hiç hesapta yokken bir de Ekinci’nin yarattığı boşluğun derdine düştüklerine” vurgu yapmışlardı.

Nail Çakırhan’ı anma etkinliklerinin ardından gerçekleşen söyleşilerin konukları olarak Muğla eski Belediye Başkanı ve Bayındırlık eski Bakanı Erman Şahin, Arkeolog-Yazar Nezih Başgelen, Prof. Dr. Şengül Öymen Gür, Restoratör Y. Mimar Ertuğrul Aladağ ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Mimarlık Fakültesi‘nden Yrd. Doç. Dr. Zühre Sözeri Yıldırım, Yrd. Doç. Dr. Feray Koca katılmıştı.

xx      xx      xx

O etkinlikte Oktay Ekinci‘nin dışında eksik tek kişi Yüksek Mimar, Mühendis, Ozan Cengiz Bektaş‘tı… Oktay Ekinci, Erman Şahin ve Cengiz BektaşMuğlalı tabiri” ile “Hakikatli dostlar”dır… Bektaş‘ın mutlaka bir mazereti varmıştır.

Dün Erman Şahin‘in “.. Bir eski Muğla Evi almalıyız. Düzenleyip, ‘Oktay Ekinci lejantı’ adı altında Ekinci’yi, çalışmalarını sergilemeliyiz. Eser diyelim. Çalışmalarını gelecek kuşaklara bırakalım.” önerisini paylaştık. O yazımda “Ben Şahin’in sözlerinden ‘havale’ etmediğini, ‘Biz yapalım’ dediğini çıkardım. Hadi bakalım…” demiştim. Bugün yanıldığımı düşünüyorum. Yanılmışım…

Öyle olsaydı, bugüne kadar yapardık. Adres “Biz” değil, “Belediye” olmalı. Ekincilerin Evi Saburhane‘deki evlerin en güzelidir. “Cengiz Bektaş” ve “İlhan SelçukEvleri de aynı zamanda restore edilmişlerdi. Cengiz Bektaş Evi‘ni daha sonra Eczacılar satın almıştı.. Oktay Ekinci ve İlhan Selçuk Evleri kime, kimlere nasip olur belli mi? Erman Şahin‘in önerisi için bugün bu evlerin “belediye mülkü” olması ile gerçekleşebilir diye düşünüyordum…

Büyükşehir Belediyesi Bölge Müzesini bilindiği gibi, Cengiz Bektaş yapmakta. Şahin‘in önerdiği ‘Oktay Ekinci lejantı’ veya ‘Oktay Ekinci Seksiyonu‘ pekala bu müzenin salonlarından biri olabilir…

xx      xx      xx

Mal sahibi ile göçer” diye bir söz vardır. Bu söz “Oktay Ekinci Evi” için geçerli değil gibi…

Çünkü ev, Oktay ağabeyin değil, “Ekinci ailesinin” malı… Orada oğulları Kerem ve Esat‘ın da “emekleri” ve “anıları” var.

Oktay ağabey toprağa İstanbul‘da verildi. Ben sevgili eşi Zehra abla ve oğulları orada yaşamaya devam ederler diye düşünmüştüm, yanılmışım. İnsan yanılınca sevinir mi? Bazen seviniyor…

Ben dün bu yazımın üstünde çalışırken, Muğla Büyükşehir Belediyesi Basın, Halkla İlişkilerden arkadaşım Mustafa İnci aradı. “Kerem bizde çalışıyor” dedi. Çok şaşırdım, çok sevindim…

Sanıyorum, 1999’dan bu yana Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehircilik Bölümü’nde, lisans üstü öğrencileri için “Kültürün Planlamaya Etkisi”, “Kültürümüzün Oylumları” dersleri verirken, Muğla Büyükşehir Belediyesi‘nin Yavuz Kayı‘dan sonraki ikinci danışmanı olan ve “müze” ve “saburhane” projelerini üstlenen Y. Mimar, Ozan Cengiz Bektaş, “genç meslektaşıKerem Ekinci‘yi de beraberinde “baba ocağına” taşımış.

Büyükşehir Belediyemiz Cengiz Bektaş’tan “profesyonel” anlamda yararlanmakta oldukça geç kaldı, ama hiç değilse Kerem’in Muğla’ya taşınmasına vesile olmuşlar…

xx      xx      xx

Mustafa İnci vatzaptan “Abi Günaydın… ‘Yanan Apostol’un Hanı yeniden restore edildi. Oktay Ekinci görse sevinir miydi, üzülür müydü bilmiyorum. O güzelim han şimdi Muğla Büyükşehir Belediyesi Zabıta Dairesi oldu!’ demişsin. Abi Apostolun Hanı, Cengiz Bektaş koordinatörlüğünde proje üretilen bir merkez olarak kullanılıyor. Merkezin başında Oktay Ekinci’nin oğlu Kerem Ekinci bulunuyor. Zabıta Daire başkanlığı 2 yıl önce taşındı abi.” diye bilgi verdi.

Bilmiyordum.. Şimdi “Sen gazetecisin, nasıl bilmezsin..” diyenlerde olacaktır. Mustafa İnci de gazetecidir. Belediyeye ‘basın danışmanı‘ olmadan önce bu bilgiye O‘nun da sahip olduğunu sanmıyorum! Gerçi şimdi “Sahiptim” de diyebilir, ama öyle…

Neyse Mustafa İnci‘ye duyarlılığı için teşekkür ederim. Ancak “Apostolun Hanı” ile ilgili satırlar “Oktay Ekinci’yi Yaşatabilir miyiz?” başlığını taşıyan 15 Ekim 2014 tarihli yazımdandır… Yazı güncelliğinden çok şey kaybetmediği için dünkü köşeme taşıma ihtiyacı duydum.

O yazım 2014‘te kaleme alındığında orada “Büyükşehir Zabıta Amirliği” vardı. Zabıtanın oradan ayrıldığını biliyorum, ama Kerem‘den haberim yoktu…

Elbette ben de Cengiz Bektaş‘ın da, Kerem‘in de hatırı büyük.. Ama benim için Sekibaşı Caddesi‘ndeki tarihi hamamın “şehrin belleği” olarak kullanılması ne kadar uygunsa, Apostolun Hanı‘nın “Proje Üretim Merkezi” olarak kullanılması da o kadar uygun…

Bu anlayış ve gidişle “belediye mülkü” restore edilmiş evlere “Kültür Evi 1, Kültür Evi 2, Kültür Evi 3” demeye başlayacağız…

xx      xx      xx

Mustafa İnci, bilgilendirmesine “Cengiz Bektaş ve Kerem Ekinci koordinasyonunda Apostolun Hanında, Menteşe Kentsel Sit Alanında sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınma amacıyla ‘semt evleri’ oluşturulmakta. Bunlardan ilki ‘Saburhane Evi’ 2018 Mart ayından bugüne pek çok etkinlik gerçekleştirildi. Özellikle çocuklarla ve ev hanımlarıyla ilgili içeriklere ağırlık verildi. Dernek ve STK’lar, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ve çeşitli uzmanlarla, tamamen gönüllülük esasına göre çalışılmakta.” diye devam etmiş.

Benim bunlardan haberim yok dersem, bu benim eksikliğim olur. “Niyeti namaz olanın kulağı ezanda olur” sözünü çok sık kullanırım. İtiraf etmem gerekir ki, kulağım eskisi kadar “Osman Gürün ve Belediyesinde” değil… Başkan Gürün benim yazılarımı ne kadar ciddiye alıyorsa, ben de iki yıldır o kadar ciddiye alıyorum. “Saburhane Evi” bu son iki yılda ortaya çıkmış.

Bir de şuradan bakmak lazım; herkesin ezanı dinllemek istemediği, “gürültü” olarak nitelendirdiği ve sesi yüksek bulduğu bir gerçek.. ama imam ezanı yedi mahalleye duyurmak için elinden geleni yapıyor.. Sanıyorum Büyükşehir’de böyle bir imam eksikliği var!

Google‘da bir tarama yaptım, Saburhane‘de yapılan Tarhana Festivali, “Saburhane Evi”nden çok geçiyor. Oysa (yeni öğrendim) Saburhane Evi, en az tarhana tanıtımı kadar önemli.

Bakalım Mustafa İnci sayesinde değişen olur mu…

xx      xx      xx

Dün paylaştık. Oktay Ekinci için düzenlenen ilk “anma toplantısı” elinden tuttuğu genç mimarlardan ÇEKÜL Vakfı Muğla Temsilcisi Y. Mimar Meral Oğuz tarafından gerçekleştirildi. Çok da güzel bir etkinlik olmuş, Oktay ağabeye yakışmıştı… Ancak 6 yıl önce o etkinlik için Saburhane‘ye gittiğimde, kendi kendime “Neden Mimarlar Odası değil?”, “Mimarlar nerede?” diye de sormuştum. O gün gözlerim Rukiye Uslu‘dan başka mimar görmemişti… Şimdilerde “Beş yıldır Meral Oğuz yok. Yoksa Oktay Ekinci’yi unuttu mu?” diye soruyorum. Mimarlar Odası ise Ekinci‘yi elbette unutmadı…

Dün, bir yazımda Nail Çakırhan’a, Sıtkı Koçman’a ölümlerinden sonra ‘Muğla Valiliği Hizmet Ödülü‘ verildiğini anımsattığımı, o yazıma Muğla Valilerinden Dr. Lale Aytaman‘dan “Oktay Ekinci’yi ölümünün birinci yılında ben de rahmetle anıyorum. Muğla’nın kent kültürü ve mimarisi hakkında kendisinden çok değerli bilgiler almıştım.‘hizmet ödülü’ yakışır.’”diye tepki aldığımı yazmıştım.

Dönemin valisi kimdi anımsamıyorum, ondan ses çıkmadığını, o zamanda çok yazar olmadığını, rahmetli Ünal Türkeş yazar diye umduğumu, ama kimsenin yazmadığını anımsatmıştım.

Elbette Oktay ağabeyin böyle bir ödüle de ihtiyacı yoktu, talebi de olmazdı, ama vefalı olunmalı… O ödül Ekinci’nin de Türkeş’in de hakkı… Başka isimlerde sayarım. Başka bir yazı da… İnsanlar yaşarken yüceltilmeli…

xx      xx      xx

Hemşerimiz, evladımız Kerem Ekinci meğer Saburhane‘deki evlerinde kalıyormuş. Ocak tütüyor.. Ne güzel.. Mustafa İnci‘den öğrenince heyecanlandım. Yeri gelmişken belirteyim, şehrimizde bugüne kadar Ekincilerin dışında “Yaylada yaşayanları saymazsak” sivil mimarlık örneği bir evde yaşamayı tercih eden mimarımız olmadı… Ekincilerin, İstanbul‘daki evleri de sivil mimarlık örneğidir…

Şimdi artık Kerem’in yaşadığı eve “İlhan Selçuk Evi”ne baktığımız gibi bakmamız doğru olmaz. O zaman Erman Şahin’in önerisini ortak dostları Cengiz Bektaş değerlendirecektir diye umuyorum…

——————————                                                                  ——————————

GÜNÜN SÖZÜ: Problemler, onları üretenlerle çözemezsiniz. Önce onlardan uzaklaşın! -Einstein

ÇİVİ

Hasan Telli haberine “Milas’ta 2. Evlilik Fuarı Şubatta” başlığı atmış. Arkadaşım, “Ben ikinci evliliği de bitirdim. Birinci, ikinci diye neden sınırlıyorlar ki?” dedi.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

2 ADET YORUM YAPILDI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Nabide Kılınç 18 Ekim 2019 / 01:21

Ben de çok şaşırmıştım yazınıza. Şunda duraksadım. Ben Apostal hanın proje üretim merkezi hareketliliğinde olduğunu biliyordum ancak bir yıldır sanırım gitmedim . Acaba tekrar zabıta mı oldu diye takıldım?.
Sonra Kerem’in Saburhane konulu etkinlikleri dilden dile o zaman yazalım bunları hakikaten.Demişsiniz zaten Büyükşehir Belediye Başkanı seçimlerde şöyle demişti. Yaptıklarımızı duyuramıyoruz. İmam gerekli ee imam var artık duyarız. Yani Mustafa İnci haber yapıyor hemen. Kerem geleli bir kaç yılı geçti. Oktay ağabeylerin evi yaşıyor. Çok görkemli bir ev kayanın üzerine oturmuştur. Kerem ” Özbekler Evi’nde çalışıyor. Cengiz Bektaş’la birlikte.

Oktay ağabey (EKİNCİ) için o 15 Ekim 2013 o an zaman mı durdu yoksa biz mi? .
Bayram günü eve gelip gidenler oldu, birden akşam üstü elime kitap aldım, Rifat Kalakoğlu’nun “Çay İçmeyen Çiğdem”. Okudum, tam iki saat. Saat 19.30’u geçmişti. Bazen sayfalarından eleştiri ve yorumlarımı yazdım. Birden kitabı bıraktım. Artık ışık yakma zamanı gelmişti. Ve hemen telefonumdan bir mesaj yazdım, eşi Zehra ablaya; Pazar günü yazdığı yazısına güvenerek. Oktay ağabey nasıl? Yazısını okudum. Çok sevindim. İnşallah daha iyi haberlerini alırım diye çıkıvermişti sözcükler, duygular dilimden, yazıya. İşte o an saat 20.00 gibi. O vakitler mi heyecanım , içim birden hayata veda edişine karıştı…Öyleydi, o saatlerdi acımasızca kalbimizi savururcasına hayat ve rüzgar… Elbette o an cevap veremedi, Zehra abla, nereden bilecektim? Cumhuriyet’teki yazısına çok güvenmiştim. Eşi Zehra ablayla önceki günlerde haberleşmelerimize, detaylı bilgilere, çok güvenmiştim. Gece ve gündüzü daha rahat geçiriyor derken. Ardından öğrendiğim nasıl olur diye sesimin, sözcüklerimin uzayıp giden anları…Işıklar içinde yatsın.

Bilsen İstanbul’u biz aldık! Kim bilir ne heyecan İstanbul’u dünya değerleri ile buluşturan şehir yapardın.
Mücadelen; Hukuksal, tarihsel İstanbul için yıl 1992 de başladı, unutmadık !!!
Ben bu boğazı korumak için ömrümü verdim, dedin. Arıyoruz. Anıyoruz.
Duygularımı yazdım, teşekkürler. Yazılarınıza teşekkürler.

Reşat Öztepe 18 Ekim 2019 / 15:24

GOCUMAN; Yazınızı takip edenlerdenim. iki üç gündür süreklilik arz eden yazılarınıza bazen de yorum değil de katılım sağlıyorum.
Malum Merhum Nail ÇAKIRHAN aslen Ula’lıdır. Lakabı da Çikinin (çirkin anlamında) Alinin Oğlu Nail derler.Yada doğrudan da Çikinin Nail derler. Evleri tam anlamıyla “‘Metruk haldedir.”‘ Sosyal Demokrat yada Sosyalist bir Belediye var idi Ula’da taaa 1989 yılından beri.Sahip çıkmak şöyle dursun koruyamadık bile.
Bağlamam var üç telli, yazarı olan Ula’lı Ali Rıza ZORLU Ağabeyimizin de evi metruk ve yıkılmak üzere. Katkı yapmak istedim. Zihniyet meselesi. Ayakkabı köselesi değil amma…. sevgi ve saygı