Ödün Verilmeyen Değerler

Bu haber 02 Temmuz 2016 - 1:40 'de eklendi ve 814 kez görüntülendi.
İsmail Ataseverismailatasever@hamlegazetesi.com.tr

Yaşantımız süresince sıkça karşılaştığımız bir durum, değişimdir.

Bu kişisel bazda olduğu gibi toplumsal düzeyde de gözlenir.

Hatta yaşadığımız ülkenin temel koşulları bağlamında da değişim söz konusudur.

Kısaca, ilerleyen zaman içerisinde şartlar gereği mutlak surette bir değişimle yüz yüze geliriz.

Bunun üzerine dense ki, değişmeyen ne kaldı!

Kesinlikle abartı yoktur.

Olamaz da.

Vurguladığım gibi hangi alan için olursa olsun bir değişim, kendini göstermektedir.

***

İlişkin olarak şu denebilir.

Söz konusu değişim, sadece belirli bir alanlar için midir?

Yoksa, hangi alanda olursa olsun bir değişim söz konusu mudur?

Hiç tereddütsüz bunun tek cevabı vardır.

Her alanda değişim gözlenmektedir.

İstisna teşkil eden durumlar olsa da tüm dünyaya bir değişim rüzgarı kaplamıştır.

Bundan hiç kimsenin kendini soyutlaması mümkün değildir.

***

Yine de tekrar tekrar sorulur.

Neden?

Neden, yaklaşık her alanda değişim zorunlu hale geldi?

Aslında günümüz koşullarında bunun cevabı tektir dense pekte yanıltıcı olmaz.

Koşullar ve de ihtiyaçlar, beraberinde değişimi zorunlu kılmaktadır.

Siz ne yapsanız ne etseniz de gün gelir, değişime ayak uydurmak zorunda kalırsınız.

Hele toplumda yaşıyorsanız.

Yok eğer Robinson Cruse veya Feylosof İmmanuel Kant gibi kendinizi toplumdan soyutlamışsanız, değişmeyen olarak kalırsınız.

Dedim ya o da bir süreye kadar.

Sonrasında, istemediğiniz halde değişim rüzgarı sizi kendi istikametine çeker.

Bu da insanoğlunun yaşamı boyunca genelde yönlendirildiğinin belirgin göstergesidir.

***

Aslında değişimi tetikleyen faktörler, zaman ve ona bağlı isteklerdir.

Buna insanoğlunun aşırı hırsı da eklenince değişim bir yerde kaçınılmazdır.

Dolayısıyla bir bakmışsınız zaman size alıp götürmüş.

Zaman size değil siz zamana râm olmuşsunuzdur.

***

İlişkin olarak genel anlamda nelerin değiştiğine bakalım.

Gelişime ne denli ayak uydurduğumuz.

Dahası uydurabildiğimiz!

Aslında değişimde söz konusu olan kişisel değişim değildir.

O kişiyi bağlar.

Asıl vurgulamak istediğim, koşulların kişileri nasıl değişikliğe zorladığıdır.

Yani toplumun genelini ne şekilde etkilediği.

Bir kere temel değişikliği öngören ana unsurlar, ülkece sahip olunan örf ve adetlerdir.

Peki, geçmişten günümüze bunları eksiksiz yerine getiriyor muyuz?

Yoksa, şartların zorunlu kılması bazı değişikliklere mi neden olmaktadır?

Bir kere kabul edelim ki, gelenek ve göreneklerimizde yüzeysel değişiklik söz konusudur.

Her ne kadar, biraz da abartmak suretiyle, nerede eski sevgi ve saygı! nerede eski bayramlar! Dense de, Türk insanının özünde saklı hasletler, yerli yerindedir.

Günümüz şartları içerisinde, özellikle aile bağlarında zedelenmeler olduğu şeklinde bir yaklaşım olmasına karşın, özde aynı sevgi ve saygı yerini korumaktadır.

Bu en belirgin şekilde, sevinç ve üzüntüde kendini belli eder.

Buda her şeye karşın Türk insanının aile bağlarının kolay kolay zedelenmeyeceğinin göstergesidir.

Sadece ekonomik koşullar ve özenti gibi suni değişiklikler hariç.

Eğer bugün, insanımızın sahip olduğu hasletlerde bir zedelenme varsa, bunun tek sebebi ekonomik koşullardır.

Değilse bizim insanımız, gelenek ve göreneklerin yerine getirilmesi noktasında her hangi bir kusura yer vermez.

***

İnsanımızı etkileyen bir başka nokta özentidir.

Kendi öz değerlerimiz yerine başkaların adetlerini yaşamaya çalışma.

Yine de bir realite var ki yadsınamaz.

Koşullar istenen normları içermese dahi insanımız için asıl olan ananelerdir.

Bir takım olumsuz koşullar üzerine, mizahi bir yaklaşımla değişmeyen ne kaldı! densede, insanımız için önemli olan asla ödün vermediği değerlerdir.

Onlar bizi biz yapan değerlerin ne olduğunu bilirler.

 

 

 

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.