Nezaketin Öldüğü Yer: Dobralık

Bu haber 20 Şubat 2019 - 1:30 'de eklendi ve 1.125 kez görüntülendi.
İdris Koçidriskoc@hamlegazetesi.com.tr

İdris Koç

Dobra; sözü dolandırmadan, net şekilde konuşmak; dobralık ise açık sözlülük ve doğruluk demek. Buraya kadar dobralık gayet güzel bir özellik gibi görünüyor. Ancak, bu saf ve masum kelime, günümüzde nezaketin katili oluverdi.

Ben dobrayım. Ben olduğum gibiyim.” diye başlayan cümleler; muhataba hakaretin, kabalığın, yersiz ve hadsiz konuşmanın, hoyrat davranışın, kendisinden başkasını düşünmemenin, her şeyi söyleme veya yapma hakkını kendinde görmenin ve gönül kırmanın bahanesi oluverdi.

Oysa başkasını kırmanın, üzmenin, incitmenin, dışlamanın, hakir görmenin, hoyratlığın adı “dobralık” olamaz.

Eyvallah, dürüstlük temel değerimiz. Ancak dürüstlük ahlaka, erdeme, insanlığın yararına uygun ise gerekli ve değerlidir.

Örneğin; bir kişi baskı veya zulümden kaçarak size sığındı. Dürüstlük adına onu arayan kişilere sizde olduğunu söylemeniz ve onlara teslim etmeniz ahlaka, erdeme, insanlığa yakışır mı? Böyle bir durumda dürüst(!) vicdanınız rahat eder mi?

Elbette etmez. Çünkü her şey, kendi bağlamında değerlendirildiğinde anlamlı ve değerlidir. İşte bunun içindir ki; her ortamda, her durumda dürüstlük ve dobralık adına yersiz, hadsiz ve hoyrat davranmak asla bir erdem değildir.

Aksine bu davranış bir nobranlıktır.

“Nobranlık” ise kaba, sert ve gönül kırıcı davranışın adı. Eski tabirle de nâdanlık…

Oysa dürüstlük ile nobranlık, nâdanlık arasında önemli bir fark var.

Doğruluk ve dürüstlük her şeyden önce görgülü ve nezaketli olmayı gerektiriyor. Bunun için de duygu ve düşüncelerini doğru şekilde ve incelikle ifade etmeyi alışkanlık haline getirmek gerekiyor.

Nobranlık ise çok daha zahmetsiz. Kaba, nezaketsiz, bencil ve hoyrat davranmak hiç de zor değil. Buna bir de “dobralık” kılıfını uydurduk mu, mesele kendiliğinden halloluveriyor.

Ben kimseden sakınmam, doğru bildiğimi söylerim.”

Ben onu bunu bilmem, doğru bildiğimden şaşmam.”

Ne yani, yalan mı söyleyeyim?”

Kılıf da çok afili değil mi?

Hangi doğru? Kime göre doğru? Ne kadar doğru? Bunları kendisine soran yok. Düşünen, muhasebe eden yok. Ama herkes dürüst… Herkes ahlaklı… Oysa ahlakın iki boyutu var:

Birincisi, âdap bilmek; yani görgülü olmak. Büyüğe saygılı olmak, kadına hürmet etmek ve mahremiyete saygı duymak ahlâkın birinci yönüdür.

Ahlâkın ikinci boyutu ise had bilmek. Haddini yani yerini ve sınırını bilmek, ahlâkın önemli bir diğer boyutudur.

Saygısızlık, görgüsüzlük ve hadsizlik ne zaman ahlak oldu?

Kabalık, hoyratlık, kalp kırma ne zaman ahlak oldu?

Dobralık adına yapılan nobranlık ne zaman dürüstlük oldu?

Alvarlı Efe şiirinde ne güzel ifade etmiş:

Hazer kıl! Kırma kalbin kimsenin cânını incitme
Esir-i gurbet-i nâlân olan insânı incitme

Kastedilen “sözünün eri olmak” ise o başka bir şey. İşte, buna dürüstlük denir. Ancak insanları incitmenin bir aracı olarak kullanılan dobralık, dürüstlük değildir. Bu dobralık, olsa olsa ahlakî davranışın ve nezaketin öldüğü yerdir.

Yunus Emre’nin şu dörtlüğü ile noktayı koyalım:

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.