Nazım Hikmet’in Büyük Dedesi Karl’dır

Bu haber 21 Temmuz 2017 - 0:30 'de eklendi ve 1.916 kez görüntülendi.
Dr. Gülten Şimşekgultensimsek@hamlegazetesi.com.tr
Bakış

1827 yılında Almanya’nın Brandenburg kentinde bir çocuk dünyaya geldi ve Karl adı verildi. Babası müzik öğretmeni olan Karl, aile içinde baş gösteren geçimsizlikten dolayı bir Fransız yetimhanesine gönderilir. Karl her şeye rağmen hayata tutunmak için çabalar. Küçücük yaşında gemilerde miço olarak çalışmaya başlar ve Hamburg’tan kalkan bir gemiyle İstanbul’a giderken henüz daha 12 yaşındadır.

Gemi İstanbul’a geldiğinde denize atlayan Karl, Kız Kulesi’ne yüzerek saklanır.

Kız Kulesi’nin bekçisine gemiye geri dönmek istemediğini ve kalmak istediğini söyler. Karl İstanbul’da kalır. İki ülke arasında politik sorun yaşansa da, Osmanlı sadrazamı Ali Paşa sorunu çözer ve Karl’ı korumasına alır.

Karl, Mehmet Ali adını alır. Mehmet Ali’ye, Kırım, Bosna ve Karadağ savaşlarından sonra 2. Abdülhamit döneminde paşa unvanı verilir. Nereden nereye. Mehmet Ali Paşa, 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması’n da Osmanlı’yı temsil eden üç kişiden biri olur.

Almanca, Fransızca, Yunanca, Farsça ve Arapça dillerinde şiirler yazan Mehmet Ali Paşa’nın dört kızı olur. Paşa’nın Leyla adındaki kızının da bir kızı olur; Bunun adı da Celile’dir.

Celile’nin babası Ferit Enver Paşadır. İyi bir ressam,  ilk kadın ressamlar kuşağının ileri gelenlerindendir. Padişah II. Abdülhamid’in yaverliğini yapan babası Ferit Enver Paşa sayesinde padişahın ressamı Fausto Zonaro’dan dersler almış, döneminin öteki kadın ressamları gibi, portreler üzerinde yoğunlaşmış ve çıplak modellerle çalışıp sanatında özgünlük yaratmıştır.

Celile güzelliği ve zarifliği ile ün salmıştı. Şair Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Nazım Bey’le de evlenmiştir. Dünyaca ünlü Nazım Hikmet bu evlilikten doğar…

Nazım büyüyordu.

O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı…

Nazım hafta sonları soluğu annesinin yanında almakta ve Yahya Kemal’ de hafta sonları “Genç Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı…
Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında tutku ile başlayan aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlanır…

Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan sohbetlere başlamışlardı.
Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu yayıldı.
Olayı genç Nazım Hikmet de fark etti.

Bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı…

Kâğıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:

“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremezsiniz…”
Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin olur ve bir süre Celile Hanım’ın evine gelmez ve  Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekinir..

Celile Yahya Kemal’e deli gibi aşıktır.

Celile evlenmek istiyordu…
Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan bu evliliğe yanaşmıyordu…

O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:
“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim…
Gelmedin mahzun oldum..

Hiçbir zaman o evlilik olmadı…
Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten…

Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden…
Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu… Düşüncelerinden dolayı tutuklu ve annesi Celile oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı.

Celile bu aralarda körde  olmuştu..
Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu…
Yahya Kemal büyük aşkı Celile’yi gördü. Ama yanına gitmedi… Hızla uzaklaştı oradan…

Hüzünlü bir aşk hikayesidir Celile ve Yahya Kemal aşkı.

Nazım’ın şiirleri fırtına gibi esmektedir.

Özgürlükçü ve ilerici düşüncelerin beslediği şiirleri ile toplumsal konular da olduğu kadar aşk temalarını da işlemekteydi.

Nazım’a göre insan tutkuyla aşık olabileceği gibi, uğruna hayatını ortaya koyabileceği bir ideale de aynı ölçüde bağlanabilir: “Bana öyle geliyor ki, bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün bir ormana, bir tek düşünceye ve fikre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir.” Ona göre aşık olmak ayıp değil, marifettir:

Hatta Nazım Hikmet bir şiirinde;

Tahir olmakta ayıp değil

Zühre olmak da.

Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,

Bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte.

Yani yürekte demiş ve aşkı kutsamıştır..

Ve sonuç olarak şiir en güzel sanattır.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.