Müzikte Ray Değişimi ve “Ustalara Saygı Konseri”

Bu haber 26 Ocak 2013 - 20:18 'de eklendi ve 932 kez görüntülendi.
Namık Açıkgöznamikacikgoz@gmail.com

Önceleri bir “şarkı” ve türkü” vardı. Sonra Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Klasik Türk Müziği, Türkçe Sözlü Hafif Müzik, Aranjman, Pop Müzik ve Arabesk tasnifleri çıktı. 

Şarkılar ve türküler, bildiğimiz kadim müziklerimizdi. 1950’lerin ortasında Arabesk çıkmış; 1960’larda ise Türkçe Sözlü Hafif Müzik… Türkçe Sözlü Hafif Müzik, Facri Ebcioğlu ile başlayan ve sembolleşen bir gelenek… Popüler Batı şarkılarına Türkçe sözler yazılıyor… Yani bir tür “müzikte nal toplama” işi. Bu tür müziğe 1960’ların sonuna doğru “Aranjman” dendi. Aranjmanları da ben o senelerde fark ettim. Ne yalan söyleyeyim, bir türlü ısınamadım Aranjman sesine.

1970’lerde eski Aranjmacıların arasından folk-aranjmancılar çıktı ve ortalığı kasıp kavurdular. Ana temaları Anadolu folk şarkılarını yeni bir düzenleme ve saund ile icra ettiler. Barış Manço, Cem Karaca, F. Kızılok, Üç Hür El,  Edip Akbayram, Selda, o zamanların “folk-pop” sesleri idiler. Bunların yanında Erkin Koray, Tanju Okan, Ajda Pekkan gibi sesler, yakın vadide müzik dili geliştirdiler. O yıllarda Arabesk müzik de oldukça geniş bir taban buldu. Orhan Gencebay’ın baş çektiği akım “marazi santimentalizm” kenar mahalle ara sokaklarına kadar nüfuz etti. İbrahim Tatlıses, 1970 ortalarında halk müziğiyle bu kervana katılmış; arada Arabesk mahallesine de uğrayarak değişime katkıda bulunmuştur.

Öbür taraftan başta Neşet Ertaş olmak üzere bazı Halk Müziği sanatçıları ve belki de tek başına Neşet Ertaş türkülerin çığlığını duyurdu yıllarca. 

Cumhuriyet döneminde müzikteki ray değiştirme 1960’larda başlamış ama 1970’lerde daha da işlenerek yoğunlaşmıştır. 

Kim ne derse desin, 1970’lere damgasını vuran 2 müzisyen vardır: Barış Manço ve Cem Karaca.

Cem Karaca zaman zaman “folk-pop müzik” yapmış olsa da, bu türde geleneğin omurgası Barış Manço tarafından atılmıştır. Barış Manço, geleneksel müzik sesini ve geleneksel şiir yapısı ve temasını devam ettirmiştir.
Gelenekten yararlanmanın en güzel örneği, o yıllarda “ıklığ” denilen kadim bir Türk çalgısının tekrar popülize edilmesidir. Moğollar ve Barış Manço kullanmıştı “ıklığ”ı…

Bu iki ustanın açtığı yolda gelişen “pop müzik”, 1980’ler ve 90’larda yeni ses ve renklerle kendi şahsiyetini bulma yoluna girmiştir.

Geçen hafta, eski öğrencilerimden biri “Ustalara Saygı” konseri olduğunu ve 1970’lerin bestelerinin icra edileceğini söyledi. Bir grup arkadaşla gittik. Bateri’de sevgili Nejat’ın olduğunu görünce, işin ciddiyetini anladım.

O akşam orkestra, 1970’lere gitti. Gençlik çağımın besteleriydi çoğu… Ve müzikte ray değişiminin eserleriydi hepsi…
O yıllar için yeni bir saund olan besteler, kendi dönemlerinde büyük bir değişim iddiası taşıyordu ama bugün müzikte gelinen çizgiyle yan yana getirildiğinde, 1970 müziklerinin amacına ulaştığı görülmektedir.

Bütün bunları niye yazım?…

Geçen hafta gittiğim “Ustalara Saygı” konserinde, 1970’lerin nostaljisini yaşadık. Salonda olanların çoğu gençlerdendi; bizim yaşıtımız, yok denecek kadar az idi. Ben biraz “kelaynak” gibi kaldım salonda.

Orkestra, 25 kadar beste icra etti. Ben 35 yıl gerilere gittim. İcra edilen şarkıların çoğunu vaktiyle ilk dinlediğimde, havada barut kokusu ve kurşun sesleri vardı. Müziğin sesini bastırıyordu silah sesleri… Şarkıların çoğu ideolojik olarak paylaşılmıştı… 35 yıl sonra, hiç “ideolojik paylaşım” olmadan dinlediğim şarkılarla, o yılları yaşadım.

Gecenin benim için en büyük sürprizi, sevgili Ali Ulvi’nin “ıklığ” çalmasıydı. Sanırım, orkestradakiler hariç, o salonda “ıklığ” adlı sazı en iyi bilen tek kişiydim ama ben hiç canlı olarak “ıklığ” dinlememiştim. Bir ara “ıklığ solo” yapmasını isteyecektim sevgili Ali Ulvi’den; maalesef ıklığın teli kırıldı…

Güzel bir nostaljiydi… Vesile olanlara ve orkestraya müteşekkiriz.

Fakat ne olursa olsun; ben hala türkülerle ve Klasik Türk Müziğiyleyim…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.