MUHTEŞEM OSMANLI DÖNEMİNE DÜŞMANLIK

Bu haber 15 Ekim 2009 - 0:00 'de eklendi ve 967 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Osmanlı dönemini iyi bilmek zorundayız. Son Şehzade Ertuğrul Osman’ın ölümü dolayısı ile doğruları yazan yazarlarımızın makalelerinden özetler vereceğiz
MUHTEŞEM OSMANLI DÖNEMİNE DÜŞMANLIK
YAZAN: YAVUZ BÜLENT BAKİLER
-Efendim! Görüyorum ki bu tarih bölümünü yazan tarih öğretmenlerimiz konuyu yeteri kadar inceleyememişler. Burada dehşet verici iki büyük yanlış var. Birinci yanlış şu; Bizi, Birinci Dünya Savaşına Vahdettin sokmadı. Birinci Dünya Savaşı 1914 yılında çıktı. Sultan Vahdettin ise 1918 yılında padişah oldu, 1914 yılında, padişahlık makamında Sultan Reşat oturuyordu. Milletimizi savaşa sokan Sultan Reşat da değildir. Bizi savaş cehennemine çekenler, 2. Abdülhamid Han’ı tahtından indiren darbeci subaylardır. Yani Enver Paşa ve arkadaşlarıdır. Sultan Reşat, 4 Temmuz 1918’de öldü. Vahdettin ise 31 Ağustos 1918’de padişah oldu. Ve padişahlığından tam İki ay sonra Mondros felâketiyle karşı karşıya kaldı.
Tarih öğretmenlerimiz ve bir vali yardımcımız yakın tarihimizin bu çok önemli hadisesini nasıl bilmezler? Bu, dehşet verici bir yanlıştır. İkinci yanlış ise şu: 624 yıllık Osmanlı saltanatında, padişahlık makamında bir tek, ama bir tek vatan haini oturmadı. Vahdettin, de kat’iyyen vatan haini değildi son halife Abdülmecid Efendi de vatan haini değildi. Bizim, bazı Cumhuriyet aydınlarımızın, çok yanlış bir inanışları var. Bu adamlar sanıyorlar ki: Cumhuriyet idaremizi sevdirmek için saltanat ve hilâfet makamlarını ihanetle suçlamak lâzımdır. Ve yine sanıyorlar ki, Atatürk’ün kahramanlığı vatanseverliği, Sultan Vahdettin’in korkaklığı ve vatan ihanetiyle ters orantılıdır. Bu, çok yanlış bir değerlendirmedir.
Cehaletin, gafletin, ihanetin ötesinde bir garabettir.
Herhalde bundan elli yıl kadar sonra, bizim bu okumuş-yazmış takımımız şöyle bir seviye kazanacaktır. Diyeceklerdir ki;
Cumhuriyet, ne kadar bizimse, Saltanat ve Hilafet makamları da o kadar bizimdir. Cumhuriyetimizi sevdirmek için saltanata sövmeye gerek yoktur.
SARAYDA YAŞAMIŞ SON ŞEHZADELER
YAZAN: MUAMMER ERKUL
Saray görmüş son şehzade Ertuğrul Osman değildi…
Zaten şehzadeler sarayda yaşamazdı. Dolmabahçe Sarayı da hanedan mensupları için kullanılmazdı. O muhteşem saray; devletin İhtişamını ispat edecek önemli gün ve toplantılar içindi. Padişah ve ailesi (bugün her iş adamının alabileceği ölçüde) Yıldız Köşkü’nde otururdu.
1912’de Nişantaşı’ndaki baba konağında doğan Ertuğrul Osman Efendi, dört-beş yaşlarında bir-iki defa dedesini görmüştü; ama hapis tutulduğu Beylerbeyi Sarayı’nda! Sonra dedesi vefat etti ve 12 yaşında (Mart 1924) sürgün hayatı başladı.
Öyleyse kim yaşadı bu koskoca sarayda? Sarayda yaşamış son “şehzadeler” kimlerdi? Elbette İsmet İnönü’nün çocukları Ömer (1924’lü), Erdal (1926’lı) ve bir de Özden!.. Bugün şaşıranlar, İnanmayanlar oluyor, İkinci bir partisi bile olmayan dikta yönetimlerinde her şey gibi elbette saraylar da diktatöründü! Tek adam olarak 12 yıl süren bu saltanatı 1950 seçimlerini kazanan Menderes bitirdi. Onun asılması için başka sebep arayanlara şaşılır ki, Atatürk’ün ölümünden sonra kâğıt paraların üzerinde bile İnönü vardı,
Memleketin yeni “hükümdar ailesi” yazları İstanbul’a gelir, bazen adada bazen de Dolmabahçe’de kalırlardı. Yıldız ve diğer köşklerin eşyaları Ankara veya sağa sola dağıtıldığı, Topkapı Sarayı kullanıma uygun bulunmadığı için… Bir nevi çaresizlikten buraya sığınmıştı İnönü ailesi! Dolmabahçe Sarayı ki ancak 13 yılda (1856) bitirilmiş, 110.000 m2 üzerine üç kattı. 4500’ü halı 45.000 m2 zemini döşeliydi. 285 oda, 46 salon, 6 hamam, 68 tuvaleti ve elektrik, kalorifer sistemi vardı. İşte bu saray, özellikle Ömer İnönü için okul yılları boyunca açık tutulmuştu.
İşte saray gören son şehzadeler!
Benden bu kadar: Gerisi tarihçilere ve artık kendi tarihini merak etmesi gereken Türk evlatlarına kalmış…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.