Muhalefetin işi zor, hem de çok zor

Bu haber 31 Temmuz 2010 - 0:00 'de eklendi ve 693 kez görüntülendi.
Hüseyin Nizamoğluhuseyinnizamoglu@hamlegazetesi.com.tr
Nerede Kalmıştık

Anayasa
Mahkemesi’nin 26 maddelik anayasa değişikliği paketini halkın oyuna sunmayla
sonuçlanacak kararı en fazla muhalefeti hazırlıksız yakaladı. Paketin bütününün
veya hiç olmazsa birkaç maddesinin iptaline kendisini şartladığı hissini
veriyor muhalefet; kararla paketin bütünü halkın oyuna sunulacak ve muhalefetin
ağzını açmaya mecali yok.

Sebebi
şu: Bizde muhalefet, kendi görevini, siyasetin dışında kalması gereken devletin
kurumlarına gördürmeye alışmıştır; Anayasa Mahkemesi “Ben bu oyunda
yokum” dediği anda, siyasetçiler argümansız kalıverdi.

Muhalefetin
devletin kurumlarını doğal ortak olarak görmesi, gerçeğin de -üç aşağı beş
yukarı- böyle olmasından kaynaklanıyor. Tarihin belli bir döneminde kurulmuş ve
geleneksel olarak varlığını sürdüren ittifaklar söz konusu; en kritik
ortamlarda, siyasi muhalefetin gücü yetmediğinde bürokratik muhalefetin devreye
girdiği bir ülke burası. 27 Mayıs’tan (1960) 28 Şubat’a (1997) uzanan
müdahalelerin herbiri bu ittifakın sonucudur.

Son
zamanlarda Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile Anayasa Mahkemesi
‘muhalif’ tavırlarıyla fazlaca ortada göründüler, ancak bürokratik muhalefet
yalnızca bu iki  kurumla sınırlı değildi;
muhalefete destek vermeye hazır başka kurumları da her zaman oldu
bürokrasinin… Siyasetçilere malzeme taşıdı, gerektiğinde malzeme sağladı.

Türkiye’nin
siyasi tarihi bu ‘gerçeğin’ örnekleriyle doludur.

Bugün
durum değişti: Siyasi muhalefetin şaşkınlığı ve dağınıklığının da sebebi,
Anayasa Mahkemesi’nin, Meclis’ten çıkan paketin bütününün halkın oyuna
sunulmasına geçit vermesidir. Demokrasinin kanallarını genişletecek maddeleri
yanında hukuk bürokrasisini kabul edilebilir sınırlar içine çekilmeye
zorlayacak bir paket, o bürokrasinin içinden bir  kurum tarafından onaylandı.

Henüz
farkına varılmamış olabilir, ama şu mülâhazamı lütfen bir yere yazın: Kararın
alındığı 7 Temmuz 2010 tarihi Türk siyasi hayatı için bir dönüm noktasıdır.

Kendimizi
anayasa paketine ölesiye karşı çıkan, iptali için Anayasa Mahkemesi’nin kapısına
koşan siyasi muhalefetin yerine koyun bir an için; paketi oylamasına Anayasa
Mahkemesi’nin izin verdiği halka ne söyleyebilir, hangi gerekçelerle ‘Hayır’
oyu kullanmasını isteyebilirsiniz?

Deneyin.
Herhangi bir gerekçe bulabildiniz mi?

Siyasilerin
elinde o bildik bağnaz Ak Parti aleyhtarlığı dışında hiçbir argüman yok bugün,
oylanacak anayasa değişikliğine karşı çıkmak için kullanılabilecek…

Meclis’te
yapılan müzakereler sırasında siyasi muhalefet ve kalemlerini onlar için
kullananlar, anayasa paketine hep “Yargı bağımsızlığının ve hukukun
sonu” gibi söylemlerle  karşı
çıktılar; HSYK ile Anayasa Mahkemesi’ni yeniden yapılandırmayı öngören
değişiklikler uygulamaya konulduğu gün, Türkiye’nin farklı bir rejimi olacağı
itirazıydı bu.

Etkiliydi
de… Hiç değilse ‘yaşam tarzı’ konusunda hassas olan çevreler üzerinde…

‘Yaşam
tarzı’ konusunda en hassas kurumların başında geldiği önceki kararlarından
bilinen Anayasa Mahkemesi’nin bu kararından sonra, birileri kalkıp “13
Eylül günü Türkiye başka bir ülke olacak” derse kim inanır?

Anayasa
Mahkemesi’nin anayasa değişikliği paketine verdiği onayla, muhalefetin itiraz
düzeneği tamamiyle çökmüş oldu.

İlk
tepkisini önceden hazırlandığı anlaşılan “Hayırda hayır vardır”
sloganıyla verdi CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve ağzından çıkar çıkmaz
slogan havada donuverdi.

Halk bu
sloganı “CHP’nin ‘Hayır’ dediğinde hayır vardır” biçiminde
değiştirirse hiç şaşırmayın.

Pakete
muhalefeti, halkın büyük bölümü, demokrasiye ve hukuk devletine muhalefet
sayacaktır.

Muhalefetin
işi zor, çok zor…

Fehmi
Koru   11/07/2010  Yeni Şafak Gazetesi

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.