Muğla’yı, üniversiteyi farklılıklarımızla konuşabilmeliyiz.

Bu haber 03 Ekim 2019 - 0:09 'de eklendi ve 1.680 kez görüntülendi.
Özcan Özgürozgurmugla@hotmail.com
Özgürce

Özcan Özgür

Doğrusu ben Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Çiçek’in, Prof. Dr. Adnan Çevik‘i “Rektör Yardımcısı” görevinden alması ile ilgili Muğla Gazetesi Yazarı Kemal Önekli hocama yaptığı açıklamadan ötesi için Nejat Altınsoy arkadaşımızın “Açıklama oldukça net. Gerisi hikaye..” dediği gibi diyemiyorum. Dünkü ve ilk yazımda vurguladığım gibi, o açıklamayı tatmin edici bulmuyorum.

Ayrıca “Neden bana veya Nejat arkadaşımıza değil de, Kemal Önekli hocama açıklama yapıldı?” diye sormamda gereksiz ve saçma bir soru olur.. Bu bir tercih meselesidir… Ancak “Neden Muğla Basını’na açıklama yapılmadı?” diye sormak isterim… Buna hakkımız olmalı…

Sayın Rektör Çiçek‘in o “gerekçe” kabul edilen açıklamasını küçültücü ve itibarsızlaştırıcı buluyorum… Aslında bu da beni ilgilendirmemeli… Çünkü bu sayın Çevik‘in meselesi.. Ancak bu şehirde yaşayan biri ve basın mensubu olarak “gerekçe” beni ilgilendirir…

Sayın Çevik‘i o göreve getiren Sayın Çiçek… Yetkisini kullanmıştır. Sayın Çevik görevden alınmayı hak etmiş de olabilir… Ancak Rektör Çiçek‘in, Kemal Önekli hocamıza yaptığı açıklamada yeralan “Üniversite yönetiminden tüm çalışanlarına kadar herkesin vatan sevgisini taşıması şarttır. Üniversite-şehir entegrasyonu olmazsa olmazımızdır. Son bir yılda tüm geri çekmelere rağmen çok işler başardık. Artık yenileniyor ve yeni hedeflere doğru ilerliyoruz. Bizi geri çeken her türlü etkenden kurtulmaya kararlıyız. Pranga olanlara tahammülümüz yok. Çalışan ama çok çalışanlar ise yol arkadaşımız olacaktır.” ifadeleri açıklık getirilmeye muhtaç…

xx      xx      xx

Ben Sayın Rektör Çiçek‘in açıklamasından, Sayın Çevik‘in öteki gerekçeler bir yana “Üniversite-şehir entegrasyonunun engellediğini” anlıyorum… Bu anlamda Nejat Altınsoy arkadaşımızın Muğla ile Üniversitenin entegrasyonunun sağlanıp sağlanamaması; üniversitenin “şehir üniversitesi”, şehrin “üniversite şehri” olup olamaması konusunda bir tarafa yerel yönetimi koymamış olmasını da eksik buldum…

Demek ki dönemin Muğla Belediyesi; Orhan Çakır ve Osman Gürün’ü ile “Gelin entegre olalım, Muğla’yı Kembrich yapalım” diye yırtınmışlar, Prof Dr. Adnan Çevik’in temsil ettiği yapı, başta Prof. Dr. Ethem Ruhi Fığlalı olmak üzere 27 yıllık üniversitenin şehirle bütünleşmesini engellemiş… (!)

Ancak Sevgili Altınsoy‘un 29.09.2019 tarihinde kaleme aldığı “Üniversitede Ne Oluyor?” başlıklı yazısında “Elbette o günler geride kaldı. Her dönem gibi üniversitede ‘o’ dönemde bitti.” derken, Prof. Dr. Adnan Çevik‘in rektör yardımcılığından alınması ile ilgili tespitinde “Koza dönemini Kötekli’de tamamlayan ve uzun yıllar üniversitede hüküm süren, statik ve politik yapı kan kaybediyor.” ifadesini manidar buluyorum…

Şener Oktik dönemini” kısa bir “reklam arası” kabul edersek, 27 yılda üniversitede ideolojik anlamda yönetim değişikliği olmamış, “Fraksiyonların” veya “ekiplerin” değişen rektörle palazlanmaları veya sahneden çekilmeleri yaşanmıştır… Kimse yönetimde ‘sağ-sol kavgası‘ yaşandığını söyleyemez…

xx      xx      xx

Varsayalım, Sayın Rektör Çiçek‘in, Sayın Çevik‘i rektör yardımcılığından alması, “Koza dönemini Kötekli’de tamamlayan ve uzun yıllar üniversitede hüküm süren, statik ve politik yapının kan kaybediyor” olmasının bir sonucudur…

Peki Sayın Çiçek öteki rektör yardımcılarını belirlerken gösterdiği hassasiyeti Sayın Çevik‘te neden göstermedi? Neredeyse birlikte göreve başladılar… İnsan ister istemez, “Rektör hoca arkadaşının ‘entegrasyonu engelleyen, ayakbağı olan, vatan sevgisi taşımayan, statik, politik, derinliksiz sığ algılara yakın, yol arkadaşı olamayacak biri’ olduğunun farkına bir yıl sonra mı varabilmiş?” diye sorabiliyor…

Tabi “Prof. Dr. Adnan Çevik rektör yardımcısı olduktan sonra bu hale gelmiş olamaz mı?” diye de sorulabilir… Ama Hamle‘de köşe komşum Prof. Dr. Namık Açıkgöz‘e ne diyeceğiz?.. Şu anda kendisi Prof. Dr. Adnan Çevik‘e en çok sahip çıkanlardan birisi. Sayın Rektör Çiçek, bir “Edebiyat Profesörü” olan Sayın Açıkgöz‘ü “Mimarlık Fakültesi Dekanı” yaptığında, “mimarların dekanı edebiyatçı olur mu?” diye sorgulayan benden başka gazeteci çıkmamıştı… Hatta bizim için şehrin en saygın ve yetkin mimarlarından biri de eski mezar taşlarını ve kitabeleri okuması nedeniyle başka pencereden bakarak Namık hocamızı oraya yakıştırmıştı…

xx      xx      xx

Ben hala bir “sıkıntı” olduğunu, Sayın Rektör Çiçek‘in de kendi hür iradesiyle değil, o “sıkıntı” nedeniyle, hala o anlayamadığımız “görevden alma kararını” verdiğini düşünüyorum. Anlamaya çalışıyorum.

Çünkü Nejat Altınsoy arkadaşımızın da söz konusu yazısında vurguladığı gibi, Sayın Çiçek, rektörlüğünde Vip Salonu‘nda basınla ilk buluşmasında “Muğla ancak üniversitesi ile bütünleştiğinde marka bir şehir olabilir. Üniversite-şehir entegrasyonu olmazsa olmazımızdır” tespitini yaparken, bu sözün Rektör Çiçek’in yönetim vizyonuna temel oluşturan bir söz olduğunu ve üniversitede yeni bir sürecin kapılarının aralanacağını hepbirlikte görüyorduk. Belki de öyle sandık.

Ki o buluşmada, sevgili Nejat ile biz kendimizi herkesten soyutlayarak “u masanın” ucuna oturmuş ve Sayın Rektörü saygıyla, ilgiyle, can kulağıyla dinlemiş ve heyecanlanmıştık…

Nitekim sevgili Nejat bu noktada yazısına “Rektör Çiçek’in daha ilk günden dile getirdiği kentle bütünleşmeye yönelik ‘entegrasyon’ hedef ve çabasını samimi bulduk. Zira ilk kez bir rektör, kent-üniversite entegrasyonu konusundaki kararlı açıklamaların sahibi olmuştu.” diye devam etmiş.

Bu satırların altına da imzamı atarım…

Ancak sevgili Nejat‘ın ardından “Rektör Çiçek, bu konudaki kararlılığını görevden almaya yönelik açıklamasında bir kez daha ortaya koydu. Üniversitenin dedikodudan, statik, politik, derinliksiz sığ algılardan uzak durması gerektiğine dem vuran Rektör Çiçek yaşananları ‘Pranga olanlara tahammülümüz yok’ sözüyle özetledi.” şeklinde gelen ifadesine ise maalesef katılamıyorum…

xx      xx      xx

Evet, Nejat Altınsoy arkadaşımızla bu “meselede” farklı düşünüyoruz. Yine “aynı pencereden” bakıyoruz, ama farklı görüyoruz… Sevgili Nejat yazısını “Açık ve net. Üniversite yapılanması içinde ideolojik akrabalık sistemiyle yakın isimleri bir araya toplayan, kentle ilişkilenmeyi askıya alarak işine gücüne bakan ikbal ve istikbal düşkünlerinin egemenliğinde sona yaklaşılıyor. YÖK’ün olağan iradesi ile yeni bir düzen yaratmak, kentin bir parçası olmak yerine kendine bir yaşam alanı yaratan statik yapının lale devri keyfi sona eriyor. Üniversitenin bilim, teknoloji, araştırma, inovasyon ve üretim gücünü kente sunmak yerine, bu gücün hareket kabiliyetini sınırlayan, ötesinde bu gücü kampüse hapseden statik yapının attığı her bir düğüm tek tek çözülüyor…” diye noktalamış.

İşte bu sözlere katılamıyorum… Bu sözler, Sayın Çiçek‘in “gerekçe” açıklaması için de olduğu gibi ‘açıklık getirilmeye‘ muhtaç… Rektör Prof. Dr. Hüseyin Çiçek‘i “kurtarıcı”, rektör yardımcılığından alınan Prof. Dr. Adnan Çevik‘i “günah keçisi” ilan edemeyiz…

xx     xx      xx

Ben bu krizin neresindeyim? Bu konuda bilinçli bilinçsiz hakkımda yanlış düşünenler olduğunun farkındayım. Ben taraf değilim… Bana zarar verse de “deli veya çocuk olma saflığı” içinde işimi yapmaya çalışıyorum. Yeter ki Muğla ve Üniversite artık daha fazla zarar görmesin…

Evet üniversite ile bütünleşmeyen bir kent “markalaşamaz”.. Ancak kentle bütünleşemeyen bir üniversite de “marka” olamaz.

Bu konu da ilk yazımı yazdığımda Muğla Gazetesi‘nden Efendi Can da “Üstad sen Rektör Hüseyin Çiçek’e sahip çıkalım dememiş miydin?” diye sorduğunda, “Ben hala rektörün arkasındayım, ama bu krizin kime, kimlere hizmet ettiğini anlamaya çalışıyorum” demiştim.

Ki, Muğla’ya ve Üniversite’ye; hatta Çiçek, Çevik ikilisine hizmet etmediği ortada…

Muğla Basını ile birlikte Muğla Belediyeciliğinin ve CHP siyasetinin duayeni Erman Şahin ile son günlerde biraraya geliyoruz. Kendisi “Belediye Başkanı” kitabının ikinci cildini tamamlamak üzere… Ben de “Gadın Molam” kitabımı ikinci baskıya hazırlıyorum… Fikir ve “anı” alışverişinde bulunuyoruz…

Kendisinden Muğla‘ya üniversitenin gelişi ile ilgili doğru bildiğimiz yanlışlarımızı ve hiç bilmediklerimizi öğrendim. Bir başka yazımda paylaşırız. Şu kadar söyleyeyim, Erman Şahin, “Muğla olarak üniversiteye karşı duruşumuz yanlış oldu. Ben, Ethem Ruhi Fığlalı hoca üniversiteden ayrıldığında belediye başkanı olsaydım, kendisini belediyeye başdanışman yapardım.” diyor… Yakışırdı…

Değerli büyüğümüz Erman Şahin bana Rektör Hüseyin Çiçek‘i de sordu. “Kimse beklemezken Cumhurbaşkanının atadığı bir isim. Geçmişini çok bilmiyoruz. Milliyetçi Muhafazakar yapıda. Bu yapıda, ama üniversiteyi ‘bilim üreten’ bir yapıya kavuşturmayı ve şehirle entegrasyonu dert edinmiş bir bilim insanı. Siyasal kimliğine rağmen kendisiyle Muğla’yı, üniversiteyi oturup konuşabilirsiniz” dedim.

Konuşabilmeliyiz…

——————————                                                                                       ——————————

GÜNÜN SÖZÜ: Bilginlerle beraber düşünmeli halkla birlikte hareket etmelidir. – Berkley

ÇİVİ

AK Parti ve MHP grubunun gündem dışı madde olarak meclise getirdiği, terör örgütü PKK’nın ormanları yaktığı ile ilgili kınama kararı önergesiyle ilgili, Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca, “Ben bu meclisten vatan haini çıkmaz diyorsam bunun altına imzamı atarım. Bırakın kınamayı, lanetliyorum.” dedi. Arkadaşım “Alim Karaca hangi partidendi?” diye sordu.

Beni Bi Gülmek Aldı: )))))

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.